HİPNOZ İÇİN ÜÇ GERELİLİK
1) Kişinin rızası,
(2) Operatör ve kişi arasında iletişim,
(3) Korkudan ve operatöre karşı güven duyma isteksizliğinden arınmışlık.
Yalnızca bu üç şey gerekli olduğundan güvenilir bir şekilde transa ikna etmek için belirli teknikler – fiksasyon mesela - vardır diyen yazarlar hatalıdırlar. Aslında, arzulanan tepkiyi tetikleyecek tekniklerin sayısının limiti yoktur; diyebilirsiniz ki telkin oluşturmayı bildikten sonra bir kişiyi hipnotize edememe gibi bir yol yoktur.
Göründüğü gibi hipnoz hakkında yazılan birçok yanlış bilgi var. Bu açıdan bakıldığında bu konuda yazan yaşadıklarını yazan biri olduğumdan ve bu konu ilgimin temelini oluşturduğu için, okuyucunun olabilecek sorularını cevaplamak zorunda olduğumu hissediyorum.
İlk soru, neyse ki, kolay cevaplanabilir. Hipnozu tıpla ilgili insanlara (doktorlar, dişçiler, pediatristler) yıllardan beri öğretiyorum. Tıp diplomam yok ve bu yüzden hastalara tedavi uygulamıyorum, fakat doktorun ricasıyla ve bir doktor tanıklığında binlerce hastayı hipnoz ettim ve doktorlara bu çeşit yöntemlerle derin anestezi ve hipnoterapide yardımcı oldum. Hastane personeline paneller düzenledim ve binlerce doktora da özel olarak pratik için bilgi verdim. Kimyasal anestezi kullanılmadan yapılan bir doğum için tıbbi bir filme yardımcı oldum. Ve başarılı öğrencilerim arasında bazılarının eyalet tıp topluluklarının başında olduğu birçok başarılı doktor sayabilirim. Bu gerçekleri tekrar saymamın sebebi kendime pay çıkartmak veya hatırlanmak için değil; fakat ancak bu şekilde okurlar yazarın gerçekte bir yazar olup olmadığını merak etme kaygısına düşmeden bu kitabı çalışabilirler.
İkinci soru – benim konuya olan asıl ilgimin kaynağı – tek bir paragrafta açıklanamaz. Çocukluktan beri bu konuyla ilgili yoğun bir ilgim vardı ve bu büyük ihtimalle ben altı yaşındayken olan bir olaydan sonra başladı. Babam, o sıralar hipnoz öğrencisiydi, bana bu konu hakkında zaten bayağı bilgi vermişti. Sonra bir gün beni yakınlarda oturan bir aileyi ziyarete götürdü. Bu ailedeki genç kızın kekemelik problemi vardı, fakat babam onu hipnotize ettiğinde kekemeliği yok oldu. Daha sonra, trans bittiğinde, konuşma bozukluğu hemen geri döndü. Hipnoza olan ilgim artmıştı, fakat kekemeliğin daha sonra telkin yoluyla nasıl tamamen düzeltildiğini öğrendim.
1908’de daha önemli bir olay oldu, ben sekiz yaşındaydım babam da kırk iki. Babam çağın en önemli hipnotistlerinden biriyle arkadaştı, olağanüstü başarılarıyla ünlü olan bir uzman uygulayıcı. Bu adam babamın çok acı çektiğini ve kanserden ölmek üzere olduğunu öğrendi. Evimize geldi, hasta odasına girdi ve birkaç dakika içinde babamın acısını azalttı. O zaman kadar odaya girmeme izin verilmedi, fakat hipnotist dışarı çıktıktan sonra girmeme müsaade edildi. Bundan hemen önce kapının önünde oturdum ve babamın inlemelerini duydum. Sonra içeri girdim ve benimle oynadı. Benimle son oynayışıydı, fakat biliyordum ki hipnotistin gidişinden sonra, bir süre tamamen acısı geçmişti.
Birkaç hafta sonra babam ölmüştü. Ölümünden birkaç saat önce doktorların açıklayamadığı bir ferahlık duygusu verildiğini hiç unutmadım. Tabi ki o zaman hipnozun daha başka kaç çeşit tıbbi kullanımı olduğunu anlamamıştım, fakat konuya olan ilgim derinleşti.
Kısa bir süre sonra aynı hipnotist tarafından verilen bir uygulamaya katıldım ve ona yardımcı olmama izin verdi. Sahnedeki kişilere onlarla el sıkışacağımı söyledi ve elini sıktığım her kişinin derin bir hipnoz durumuna gireceğini söyledi. Ellerini sıktım ve oldu. Daha sonra aynı etkiyi annemde, erkek kardeşlerimde, kız kardeşimde ve okul arkadaşlarımda yaratmaya çalıştım, tabi başarısız oldum. Önce hatamı anlayamadım, fakat konuyla ilgili kütüphanede bulabildiğim her kitabı okumaya başladım. Bütün kitapların olumlu bir şekilde buluştuğu ortak noktaya göre fiksasyon, güvenilir bir şekilde hipnotize etmek için kullanılabilir: yazarların talimatlarına göre trans etkisi yaratmak için üç dakika ve iki saat arasında bir zaman diliminde kişiyi bir ışığa veya parlak bir objeye baktırırsınız.
Ne babam ne de hipnotist bir ışık kullanmadığından bu inanç beni şaşırttı. Işığa kendim bakmayı denedim, fakat yalnız bir önemli keşifte bulunabildim: bir ışığa bir saat bakma gayet sıkıcı. Işığın tek başarısı gözlerimi yormak oldu. Belki de, diye düşündüm, bu hızlı ve derin hipnoz için gerekliydi. Bu konuyla ilgili kendi göz doktoruma danıştım. İnsan gözünün ani ve hızlı hareketlerle gördüğünü anlattı. Eğer gözü doğal alışkanlıkları olan ani ve hızlı hareketlerden mahrum bırakırsan kaslar çabucak yorulur. Bunu göstermek için ellerini gözlerimin hemen yukarısına, alnıma yakın bir yere yerleştirdi ve onları yavaş yavaş aşağı indirdi ve bunu yaparken de dikkatle ellerini izlememi söyledi. Elleri çenemin altına indiği zaman gözlerimin çok uyku hissettiğini fark ettim. Şimdi fiksasyon kullanmadan bir insanın gözlerini nasıl çabucak yorabileceğimi biliyorum. Bu inanıyorum ki hipnozda hızlı şartlanmanın doğumu olmuştu. Doktorun gösterisini tekniğimin bir parçası olarak alıp fiksasyon ışığının iki veya üç saatte yaptığını ben birkaç saniyede yapabilirdim. Bu el düşürme tekniğinin tutarlı biçimde hipnoz indüksiyonunu hızlandırdığını göreceksiniz.
Hem yetişkin hem çocuk arkadaşlarımı hipnotize etme çalışmalarımda başarılı olmaya başladım. Erken ergenlik çağımda beraber olduğum kızın babası bir daha onu görmememi söyleyene kadar denemelerime devam ettim. Hipnotize edilen kişinin operatör tarafından tahrik edilebileceğini duymuştu. Bu yanlış bilgi parçacığı hesaplarıma göre yaşadığım yerde beni en az popüler çocuk haline getirdi, böylece hipnozu bir kenara bıraktım ve uzun yıllar ona dönmedim.
Fakat genel olarak bilinmeyen bazı değerli doğruları öğrenmiştim. Hipnoz zorlu acıları azaltmada kullanılabilirdi. Neredeyse anında gerçekleştirilebilirdi*. Bu duruma ulaşmaktaki en büyük engel kişide oluşacak korkuydu – hatta bilinçli farkındalığın altında bir seviyede bile. Bugün bile birçok kitap, bazı insanların hipnotize edilemeyeceğini belirtiyor, korku ortadan kaldırıldığında her insanın hipnoz olabileceği gerçeğine rağmen. Yukarıda tanımlanan diğer keşifler de uzmanların kitaplarında bulunmayan şeylerdir.
Bir yetişkin olarak hipnoza geri döndüğümde deneylere olan aynı açık görüşlü tutumumu koruyarak öğrenmeye devam ettim – en güçlü klinik bilgilerle desteklenmeyen hiçbir teori veya inancı kabul etmeden. Aynı prensibi bu kitabı yazarken de kullanmaya çalıştım. Verilen bir tekniği açıklarken, ararken, hipnozun teorisi veya uygulamasında en azından bir tane operatörü, hastayı ve katılımcı doktorları içeren alıntılara – genellikle birden daha fazla – yer verdim. Etik kuralları çerçevesinde kimlikler gizli tutuldu ve düzenlemeler en alt seviyede yapıldı. Teypteki ses kayıtlarına dışarıdan karışan sesler (doktorların odaya girip çıkması, vb) temizlenirken katılımcıların konuşmaları olduğu gibi bırakıldı. Katılımcılardan biri konuşma dili veya kötü gramer kullandığında anlamı netleştirmek için müdahale edildi. Sonuç olarak bir insanın kişiliği, duyguları ve cevapları kendi kullandığı kelimelerde ifade edilir, bir teknisyenin veya gramercinin düzeltmelerinde değil.