Sevmek, Sevmeyi Öğrenmek, Sevgi Olmak
Sevmeyi öğrendiğinizde, yaşamayı öğrenmişsiniz demektir.
Ben sevgiyi öğrenmekten, tam anlamıyla sevgi olmaktan söz ettiğimde insanlar ya “ama ben sevgi doluyum” ya da “bunun için neler yapmalıyım” derler.
Bu gün insan ilişkilerinde ki sevgiden söz edeceğim.
Ve tabi iş dönüp dolaşıp yine “ego”ya dayanıyor, tam anlamıyla sevgi olmak ve sevgi yansıtmak için egoyu eğitmekle başlamalıyız. Çünkü ego daima yanlışları görmeye programlıdır.
Bağışlamak çok önemli, bağışlayıcı olduğumuz da insanlarla aramızda ki engeller yok olmaya başlar.
Birisi bizi kızdırdığında, bağışlayıcı bir yaklaşım içinde olmak bize büyük bir içsel huzur verir. Çünkü bağışlamak, korkularımızın sevgiye dönüşmesini sağlar.
Böyle durumlarda çoğunlukla ego devreye girer ve yargılamaya başlarız, kusurları görmek için acele ederiz. Aslında bulmaya çalıştığımız kusurlar, iyileştirilmesi gereken yaralarımızdır.
Bağışlamak sevgiye odaklanmaktır, ego ise bizi acımasızca eleştiri, önyargı ve öfkeye çeker.
İnsanlarla ilişkilerimde “Allahım bu durumu sana teslim ediyorum” ya da “bu ilişkiyi sana teslim ediyorum” demek daima içsel olarak huzur duymama ve durumu iyileştirmeye yaramıştır. Böyle demekle “senin gibi sevebilmeme ve insanları senin gözlerinle görmeme izin ver” demek istediğime inanırım.
Aynı zaman da bu niyetle, herkesin özünün mükemmel olduğunu bildiğimizi ve onu olduğu gibi kabul etmeye hazır olduğumuzu belirtiriz.
Hepimiz kişiliğimiz ve Allah'a daha yakın olmak arasında çabalayıp ışığa ulaşmaya çalışıyoruz. Bu yolda en büyük öğretmenlerimiz sadece en iyi anlaştığımız insanlar olmayabilir, bazen de duygusal noktalarımıza en çok dokunan, ve bazen de bizi en çok rahatsız eden insanlar da olabilir.
Her gerçeğimizi düşüncelerimizle ve enerji ile yarattığımız için, enerji ile çalışmak sorumluluk getirir.
Enerji, BİLİNCİMİZDE NE YATIYORSA ONU YARATMAYA VE ÖNÜMÜZE GETİRMEYE BAŞLAR. İnançlara, düşüncelere, duygulara çok dikkat etmek gerekir...
Bir insana bakıp, sevmediğimiz bir şey gördüğümüz de "ben buna tahammül edemem, böyle biriyle görüşemem/yapamam vb." gibi önyargıya düştüğümüz de böyle insanlar adeta yaşamımızda resmi geçit yapmaya başlarlarsa, düşüncelerimizi, duygularımızı incelemeye almalıyız...
Mesela "Sevgi ve Işık" ya da "Koşulsuz Sevgi" gibi sözcükleri çok sık kullanmaya başladığımız da Tanrı "Sevgi mi dedin, öyleyse bu insanı da yargılamadan kayıtsız şartsız sev bakalım, görünen kişiliğinin arkasında ki ışığı görebiliyor musun ?" dercesine sevmekte zorlanacağımız kişileri karşımıza çıkartır. Ve siz gerçekten koşulsuz sevmeyi başardığınızda fark edersiniz ki çevrenizde ki herkes sizinle son derece yumuşak bir uyum içindedir:-)) Buna bir anlamda kabullenmek de diyebiliriz.
Bu kişi çok yakınınız bile olabilir, mesela benim kızım yaşamımda böyle bir görev yerine getiriyor, zaman zaman öylesine zorlu sınavlardan geçmemi sağladı ki, ben şimdi fark ediyorum....
"Hadi bakalım, o senin kızın, canından bir parça, sevme de görelim" dercesine, çok yumuşak, hoşgörülü ve anlayışlı olduğumu düşündüğüm halde beni oldukça zorlamıştır...
Allah'a şükürler olsun, kızıma da teşekkür ediyorum, beni "gerçekten sevme" konusunda eğittikleri için...
Hepimiz birbirimizin öğretmeniyiz, bunu hemen hemen her yazımda bir kez belirtirim, ama bu kez ufak bir ilave yapacağım, EN İYİ ÖĞRETMENLERİMİZ BİZİ ÜZEN YA DA KIZDIRAN İNSANLARDIR… Çünkü onlar bizim ne kadar bağışlayıcı olduğumuzu anlamamıza yardım ederler.
Çok sevdiğim bir duvar yazımı araya iliştirmenin tam zamanı, birkaç yıl önce bu notu en çok görebileceğim yere yapıştırmıştım ve hemen her gün en az bir kez okurum:-)
KENDİMİN ALLAH ÖZÜNÜ BİLİRSEM, HERKESİN ALLAH ÖZÜ OLDUĞUNU BİLİRİM.
KENDİMİN KOŞULSUZ SEVGİSİNİ BİLİRSEM, HERKESİN KOŞULSUZ SEVGİSİNİ BİLİRİM.
KENDİMİN BİR’LİĞİNİ BİLİRSEM, HERKESLE BİR OLDUĞUMU BİLİRİM.
İnanmak, kendini bilmek, mükemmelliğini kabul etmek ve bu ışığı yaymaktır.
Sürekli haklı olmaya ve haklılığımızı kanıtlamaya çalışmak da zihnen ve ruhen çok yorucu bir eylemdir, haklı olduğumuzu kanıtlamaya çalışmaktan kurtulmak için önce yargılamaktan vazgeçmeliyiz.
Kabullenmek ve yargılamaktan vazgeçmek, bir davranışı ya da düşünceyi doğru kabul etmek demek değildir, sadece insanları değiştiremeyeceğimizi anlamaktır, onlara sevgi ve bağışlayıcıkla yaklaşmak ve karşılığında da sevgi ve anlayış alma şansını artırmaktır.
Bizi üzen ya da kızdıran insanları onlar gibi davranarak değil, ancak sevgi ve bağışlayıcılıkla değiştirebiliriz.
BAĞIŞLAYICI OLMAK, İNSANLARI OLDUĞU GİBİ KABUL ETMEKTİR.
Ve…
GEÇMİŞİ BIRAKMAK, HAYATIMIZDA SEVGİYE ve MUCİZELERE YER AÇMAKTIR.
Çünkü geleceği şimdi de yaratırız.
Eğer içimizde gizli kalmış yaralarımız ve şartlanmışlık varsa, kendimizi ve dünyayı dar kalıplar içinde görürüz. Bakış açımız nasılsa, hayatımız da o anlamda yön değiştirir. Ya güzelleşir her şey ya da çirkinleşir. Öyle ki, hiçbir neden yokken vesvese, sinir yapan bazı insanlar her şeyde bir kusur bulurlar... Aslında acaba sorun kendimizde mi, yoksa olaylarda mı diye bakmalıyız. "Kusursuz İnsan Olmaz!" - "Kusursuz hayat olmaz, kusur arayan önce kendine dönüp bakmalı!"
Her şeyde bir kusur arayarak yaşarsak, hatayı arayan gözlerimiz sevgiyi ve güzellikleri görmekte zorlanır hale gelir. Bir süre sonra, ne renklerin ayırdına varabilir ne de ışığı fark edebiliriz!... Her an hayatımızda ki insanlara, "Şimdi ne hata yapacak?" gözüyle bakmamalıyız. Elimize geçen her fırsatta, sorun bulmaya çalışmayıp, memnuniyetsiz tavrımızdan kurtulmaya çalışmalıyız. Çünkü hayata nasıl bakıyorsak, öyle şekillenir.
Eğer bir insan sevgisiz davranıyor, sevgisiz yaşıyorsa, bunun nedeni korkularıdır. Mesela “terk edilme korkusuyla sevmekten kaçan” insanlar vardır, ama bunu farkında olarak yapmıyor olabilirler. Eğer farkındalıklı yaşarsak, korkularımızı görebiliriz ve kurtulmak için çalışabiliriz. Korkuyu bilmek ve kendimizi korkularımızla olduğumuz gibi kabul etmek şifalandırmak için ciddi bir adımdır.
Pek çoğumuz bir tartışmada ya da olumsuz bir durumda, yanlış anlama veya yaşam biçimimizdeki farklılıklardan kaynaklanan küçük kırgınlıklara kapılmışızdır.
Kırıldığımız kişi dost veya akraba olsun, inatla onun bize el uzatmasını beklemiş ve onu bağışlamak için de bunun tek yol olduğuna inanmışızdır.
Ne zaman öfkemize yenilsek, "ufak şeyleri" kafamızda büyütüp, gerçekten "büyük mesele" haline getiririz.
Sanki haklı oluşumuz mutluluğumuzdan daha da önemliymiş gibi görünür.
Oysa, hiç öyle değildir.
Eğer daha huzurlu bir insan olmak istiyorsanız şunu anlamamız gerekir ki, haklı olmak hemen hiç bir zaman kendinizi mutlu etmekten daha önemli değildir.
Mutluluğun yolu, yargıları bir yana atıp, sevgi elini uzatmaktır.
SİZ HAKLI OLMAYI MI, YOKSA MUTLU OLMAYI MI SEÇİYORSUNUZ?...
Bu soru üzerinde düşünmeye başlamanızı öneriyorum ve yanıtlarınızı bilmeyi isterdim doğrusu :-))
Bir düşünün bakalım, haklı çıkmayı başardığınız durumlar size neler kazandırmış, neler kaybettirmiş?
Yazdıklarımı defalarca okumayı seviyorum, bu yazımı da bir hafta boyunca okuyacağımı biliyorum, umarım kendimle sohbetimden siz de memnun kalıyorsunuzdur, her yazdığım satır bana beni anlatıyor da:-))