ANKET

hipnoz eğitimi almak istermisiniz



Tüm Anketler




Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Şizofreni İle Baş Etme Yolları

Şizofreni İle Baş Etme Yolları

28 Temmuz 2009 02:15
Yorum Sayısı :0  Okunma : 849

Şizofreni İle Baş Etme Yolları
 
Şizofreni hastalığının belirtileri kişiden kişiye değişiklik gösterir. Aynı kişide de zaman içinde alevlenmeler ve yatışmalar görülebilmektedir. Eskiden şizofreni hastaları toplumdan uzak yerlerde tutulur ya da bazı kurumlara kapatılırlarmış. Günümüzdeki tedavi yaklaşımları ve hasta hakları anlayışı çerçevesinde ise hastalığın alevlendiği dönemlerde kısa süreli yatışlar dışında çoğunlukla ayaktan takip ve tedavi uygulanmaktadır.

Şizofreni hastalarında genellikle hastalık başlamadan önceki işlevsellik düzeyine tamamıyla dönüş olamamaktadır ama tedaviyle hastalık belirtileri yatışmakta, kişinin çevresiyle ilişkileri daha iyi duruma gelmekte, hastaneye yatışları azalmaktadır.

Şizofreni hastalığı kişinin toplumdan uzaklaşıp yalnız yaşamaya yönelmesine yol açabilir ama bazı hastalar sosyal ilişkilerini koruyabilir, mesleklerini sürdürebilirler. Bazı hasta yakınları geçmişte yaptıkları kimi davranışların hatalı olduğu ve hastalığa yol açtığı düşüncesiyle suçluluk duyabilirler. Bazıları da hastalığın çevrede yarattığı etkiler karşısında utanç duygusuna kapılabilirler. Şizofreni hastasının ailesi hastalığa kendisinin yol açtığına inanarak hastayı komşularından, yakın çevresinden saklamaya çalışırsa hasta bunu fark ederek ailesine öfke duyabilir ve giderek daha fazla içe kapanabilir.

Şizofreninin bir suç ya da ceza değil biyolojik kökenleri olan bir hastalık olduğunun kabul edilmesi hastanın bazı becerilerinde ortaya çıkan kayıpları anlamayı kolaylaştırır. Böylece hastanın karşılayamayacağı beklentiler ve sonuçta hayal kırıklıklarının önüne geçilmiş olur.

Aile önceleri bu yeni duruma karşı inanamama, şok, şaşkınlık, aldırmazlık, ya da hayal kırıklığına uğrama gibi çeşitli tepkiler verir. Aile kimi zaman değişiklikleri görmezden gelebilir, kimi zaman da kabul edilemez olarak değerlendirip bu davranışları bilinçli olarak yaptığı düşüncesiyle hastayla tartışmaya, çatışmaya başlar. Her iki durumda da değişikliklerin bir rahatsızlığa bağlı olduğu anlaşılana kadar aylar hatta yıllar geçebilir. Sonunda aile içindeki ortam dayanılmaz bir hal aldığında dışardan yardım almaya karar verilir. Yardımın nerede aranacağı, kime başvurulması gerekeceği bir süre belirsiz olarak kalabilir.

Şizofrenisi olan kişiyle ilişkide önemli olan,

  • Onu zaafları ve gereksinimleriyle birlikte olduğu gibi kabul etmek ve ciddiye almaktır.
  • Ailenin davranışlarının nasıl olması gerektiğine dair hazır reçeteler vermek yararsızdır. Şizofrenisi olanların çevrelerinde olup bitenleri algılamakta ve değerlendirmekte zaman zaman güçlük çekebileceklerini varsayarak onlarla kısa, özlü ve net bir iletişim kurmak gerektiği söylenebilir. Örneğin açık davranarak, bir kerede birden fazla tercih arasında seçim yapmaya zorlamak yerine tek bir soru sormak, net bir istekte bulunmak daha uygun olabilir.
  • Çok konuşmak ve ona kendi doğrularımızı iletmeye çalışmak yerine dinlemek; her söylediğine ya da her yaptığına müdahale etmek yerine duygusal olarak mümkün olduğunca tarafsız bir tutum takınmak, esnek ve uyum sağlayıcı tavırlar içinde bulunmak ilişki kurmamızı kolaylaştırır.
  • Yapmacık ve gizli tavırlar yerine doğal ve açık davranmak hasta ile iletişimi çok daha kolaylaştırır.
  • Doğru olmayan şeyler söylemek ve hastayı aldatmak güvenini sarsarak daha da şüpheci hale gelmesine neden olabilir.
  • Hastadan aynı anda birden fazla istekte bulunmak, birbiriyle çelişen anlatımlarda bulunmak sıkıntı ve huzursuzluğunu artırabilir.
  • Hastanın gerçekle uyuşmayan düşüncelerini değiştirmek için konuşarak ikna etmeye çalışıp durmak yersiz ve uygun olmayan bir davranıştır.
  • Hastayı sürekli yapamadığı bazı şeyleri yapmaya zorlamak örneğin çalışmasını istemek, ailecek yapılan birlikte yemek yeme, misafir ağırlama gibi etkinliklere katılması için ısrar etmek yerine yalnız kalma ve duygusal mesafeyi koruma isteğine saygı duyarak davranmak daha uygun olacaktır.
  • Aile ortamında her yaptıklarına karışılan, sürekli eleştirilen ve öfke gösterilen hastaların ilaçlarını düzenli kullansalar bile iyileşmeleri mümkün olmayabilir ya da hastalıkları alevlenebilir. Bu nedenle ailenin anlayışlı ve destekleyici tutumu tedavi sürecinde oldukça önemlidir.

İçe kapanma hallerinde ne yapılması gerektiği sorulabilir:

  • Genel olarak kişinin yalnız kalma isteğine karşı çıkılmamalıdır. Eğer içe kapanma aşırı ya da çok uzun sürerse daha ciddi belirtilerin habercisi olabilir.
  • Bu durumda hekimiyle ilişki kurmak gerekir. Ancak çoğu insanda içe kapanma kendi içsel karmaşasıyla başa çıkma yolu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu gibi durumlarda şizofrenisi olan insanın mesafe isteğine saygılı olarak ihtiyaç duyduğunda ulaşabileceği bir uzaklıkta bulunmak yeterlidir.
  • Şizofreni olan insanlar genellikle tek bir misafirle daha kolay başa çıkabilirler ama gruplar halinde toplantılar, ev oturmaları çoğu zaman onlar için zor ve kafa karıştırıcı deneyimlerdir. Onlar için hoş olabilecek boş zaman etkinlikleri bulmayı denemek daha uygundur.
  • Ailelerin sıklıkla düştükleri bir başka yanılgı da istenmeyen bütün davranışların rahatsızlığa bağlanmasıdır. Şizofrenisi olan insanların da hepimizin yaşadığı gibi kötü günleri olabileceği bilinmelidir.
  • Tedavisini düzenli sürdüren ve alevlenme belirtileri göstermeyenlerin ev içinde diğer bireylerden farklı bir yaklaşıma fazlaca gereksinimleri yoktur. Bazı aileler şizofrenisi olan bireylerine özerklik vermeye gönülsüzdürler. Çünkü kendi ana-babalık rollerini her konumda sürdürme gereksinimi içindedirler. Sorumluluk ve bağımsızlık sorunlarını çözmenin en iyi yolu, diğer aile bireyleriyle yapıldığı gibi, beklenen ve istenenleri şizofrenisi olan bireyle konuşmak ve bir uzlaşma zemininde birlikte karar vermektir.
  • Şizofrenide görülen düşünce bozukluklarını tartışarak değiştiremeyiz. Ona katılmak ya da karşı çıkmak yerine görüşlerine saygı duyulduğu belli edilerek kendi görüşümüz neyse onu dile getirmek gerekir. Örneğin başka gezegenlerden mesajlar aldığını söyleyen bir insana, "Saçmalama. öyle şey olmaz" ya da "A! Evet. O mesajları ben de alıyorum" diyerek yanıt vermek yerine "Buna inandığını biliyorum, ama ben başka gezegenlerden buraya haber ulaştırıldığını düşünmüyorum" demek daha uygundur. Takip edildiğini düşünen bir insana takip edilmediğini çeşitli akla uygun kanıtlarla kanıtlamaya çalışmak yerine yanımızda güvende olduğu hissini vermek ise özellikle alevlenme dönemlerinde daha yerindedir.
  • Şizofreninin bazı dönemlerinde görülen keyifsizlik, isteksizlik, yorgunluk, çevreye ilgisizlik gibi belirtiler dışarıdan bakan biri tarafından tembellik ya da miskinlik olarak yorumlanabilir. Böyle durumlarda şizofrenisi olan bir insanın çalışmaya bilinçli olarak karşı çıktığı için değil, rahatsızlığından dolayı yaşadığı belirtiler nedeniyle çalışmak istemediği bilinmelidir. Şizofreni hastaları rahatsızlığın tedavi altında ve belirtisiz olduğu dönemlerde, bilgi ve becerilerine uygun işlerde, uygun bir iş ortamı sağlanırsa rahatlıkla çalışabilirler.
  • İlaç kullanmayı reddetme, şizofrenide en sık karşılaşılan sorunlardan biridir. Şizofrenide kullanılan ilaçları rahatsızlık belirtilerinin düzeldiği dönemlerde de uzun süre kullanmak ve hekim gözetimi olmaksızın kesmemek gerekmektedir. Şizofrenide ilaç tedavisi varolan yakınmaların giderilmesi dışında rahatsızlığın nüksetmesini önlemek açısından da gereklidir. Eğer ilaç kullanmama isteği alınan ilaçların yan tesirleri nedeniyle ortaya çıkmışsa tedavinin yeniden düzenlenmesi için bir hekime başvurmak sorunu çözebilir. Bu nedenle ailenin şizofrenide kullanılan ilaçların yan tesirleri konusunda bilgi eksikliğini gidermesi büyük önem taşımaktadır. İlacı reddetme davranışı yan tesirlere bağlı değilse yeni bir rahatsızlık döneminin ilk işaret­lerinden biri olabileceği konusunda dikkatli olunmalıdır. Aile üyelerinin, şizofrenisi olan kişiyi ilaç kullanmaya ikna etmek konusunda sabırlı ve sakin olmaları gerekmektedir. İlaç kullanmaya hiçbir şekilde ikna edilemez ve rahatsızlık aile açısından dayanılmaz bir hal almışsa, hekime bile gitmek istemiyorsa tedavinin düzenlenmesi amacıyla yataklı bir kuruma yatırılma tek çare olarak gündeme gelir.

Şizofrenide ilaçla tedavi etkili olan en gerekli yöntemdir.Bu edenle hastanın ilaçlarını düzenli kullanması yakınları tarafından izlenmeli ve desteklenmelidir.

  • Şizofrenisi olan bireyin rahatsızlık belirtileri kendisine ve çevresindekilere zarar verecek boyutlara ulaşmışsa ve ayakta ilaç tedavisi uygulanamıyorsa, bu iki sorunu çözümlemek amacıyla tedavi kısa bir süre için hastanede sürdürülür. Eskiden bu rahatsızlığı yaşayanların uzun süre hatta ömür boyu hastanede yatmaları gerektiğinden söz edilirdi. Ancak günümüzde tedavide kullanılan ilaçlarla birlikte hastanede yatma süresi on beş-otuz gün arasına inmiştir. Bazen, aile yatış öncesi yaşadığı sıkıntılar nedeniyle, şizofrenisi olan üyesini hastanede ziyaret etmeye isteksizlik gösterebilmektedir. Oysa hastane döneminde ilk günden itibaren ziyaretlere düzenli olarak gitmek ve hekimlerden bilgi almak gerekmektedir.

Şizofreni artık genetik kökenli, çaresi olmayan bir hastalık olarak değerlendirilmiyor. Erken evrede hastalığın ilk belirtileri ortaya çıktığında psikoterapi ve sosyal terapi gören hastalar ömür boyu ilaç kullanmadan normal yaşamlarını sürdürebiliyor.

Murat Sezer, ailesiyle İstanbul'da yaşamasına karşın, Ankara'daki bir üniversiteyi kazanmasına çok sevinmişti. Nihayet ailesinden bağımsız bir yaşamı olacak, gençliğini hiçbir baskı altında kalmadan doyasıya yaşayabilecekti.

Ancak bir sene sonra okul yatakhanesindeki yaşama ayak uyduramayacağını anlayıp, yeniden İstanbul'a ailesinin yanına döndü. Birkaç yıl sonra üniversiteye geri dönme girişimi yine başarısızlıkla sonuçlandı ve ailesinin yanına kesin dönüş yaptı.

Murat (gerçek adı değil) sürekli sesler duyuyor, geceleri uyuyamıyor ve yemek yemeği reddediyordu.

O dönemde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "Bir noktadan sonra yemek yemeyerek veya yıkanmayarak dünyayı kurtaracağımı sanıyordum. Düşüncelerim ve inançlarım tümüyle gerçek dışıydı."

Murat birkaç kez hastaneye kaldırıldı ve psikiyatrik tedavi gördü. Ancak kendisini kurtaran psikoterapi ve sosyal terapi kombinasyonuydu.

İlaç yeterli değil

Son günlere dek şizofreni tedavisi olmayan, yaşam boyu süren ve bazı genlerin talihsiz kombinasyonu sonucu ortaya çıkan bir hastalık olarak değerlendiriliyordu. Hastalar bir ömür boyu ilaçlara bağımlı olarak yaşamak zorundaydı.

Şimdi bilim adamları şizofreninin büyük ölçüde çevresel faktörlerden etkilendiğine ilişkin kanıtlar elde ediyor. Son yapılan çalışmalar yepyeni tedavi yöntemlerinin yolunu açıyor. Doktorlar artık terapi ve sosyal çalışmaların pek çok şizofreninin tedavisinde mucizeler yaratabileceğine inanıyor.

"Hastaların düzelmesi için terapi görmeleri şart" diye konuşan Newcastle Üniversitesi'nden psikiyatrist Dr.Douglas Turkington, "İlaçlar tek başına yarar sağlamıyor" diyor.

Son araştırmalar

Acta Psychiatrice Scandinavia adındaki bilim dergisinde yayımlanan son bir araştırma bu konuda yapılmış en kapsamlı çalışma olarak dikkat çekiyor. Bu çalışmaya göre hastalığın ortaya çıkmasında çocukluk dönemindeki bir travma veya cinsel taciz çok önemli bir rol oynuyor.

Şizofreni genel olarak genetik ve çevresel faktörlerin birbirleriyle etkileşiminin bir sonucu olsa da, İrlanda Royal College of Surgeons'dan Dr.Mary Clarke'a göre, "genetik tek başına hastalığa yol açmaz, yalnızca çevresel faktörlerden kimlerin etkilenebileceğini işaret eder."

Daha önceki 46 çalışmayı yeniden inceleyen Auckland Üniversitesi'nden psikolog John Read, erkek hastaların yüzde 59'unun, kadın hastaların yüzde 69'unun çocukluklarında fiziksel ve cinsel tacize maruz kaldıklarını ortaya çıkarttı.

Başka bir araştırma ise terk edilme ve duygusal tacizler de hesaba dahil edildiğinde, bu yüzdelerin erkeklerde yüzde 85'e, kadınlarda yüzde 100'e tırmandığını gösterdi. Read bu konuda şu açıklamayı yapıyor: "Dünyada milyonlarca insana şizofreni teşhisi konuluyor. Aslında bu tanı gerçek sosyal nedenleri maskeliyor ve insanların daha etkili ve insani tedavi olanaklarından yararlanmasını engelliyor."

Erken müdahale önemli

Bu araştırmanın kümülatif etkisi psikiyatri dünyasının en üst katlarına kadar ulaştı. Amerikan Psikiyatri Birliği'nin ağustostaki yıllık toplantısında, birliğin başkanı Steven S.Sharfstein anti-psikotik ilaçların yılda 6.5 milyar dolarlık bir satış rakamına eriştiğini ve nedenle akıl hastalıklarına gereğinden fazla ilaç verildiği inancının yaygınlaştığına dikkat çekerek, şöyle konuştu:

"Profesyonel olarak biyo-psiko-sosyal modelin biyo-biyo-biyo model olmasına izin verdik. Ekonomik olanaksızlıkların gündeme geldiği şu günlerde bile haplar tedavinin temelini oluşturuyor."

Araştırmaya göre şizofrenin ilk belirtilerine tepki verildiği takdirde, hastaların ömür boyu ilaca bağımlı olmaları engellenebilecek.

Gerçekten de 20'li yaşların başlarındaki dağınık düşünce, kuruntu ve halüsinasyonlar ile tanımlanan krizlere terapi ile müdahale edildiğinde hastalığı hafifletmek mümkün olabilir.

Genetik katkı önemli

"Doğru bir şekilde ele alındığında bu yaklaşım büyük fayda sağlayabilir" diye konuşan psikiyatrist Dr.Shankarnayan Srinath, "Eğer insanlara bu evrede yardımcı olursak, çektikleri sıkıntıların ne anlama geldiğini anlayabilir. Eğer bu evrede müdahale edilmez ise, hastalık kronikleşir ve hasta ömür boyu psikiyatrik hasta konumuna gelir" diyor.

Bu araştırmanın ortaya çıkarttığı bulgular şizofrenide genetik katkının önemini ortadan kaldırmıyor.

Bilim adamları yüzlerce genin bir araya gelmesiyle hastalığa yakalanma eğiliminin arttığına inanıyor.

"Fakat genler çevresel faktörler olmadan faaliyete geçmez" diye konuşan Londra'daki Tavistock ve Portman Klinikleri'nin direktörü Dr. David Taylor, "Bu hastalar kendileri de depresyona yatkın olduklarını itiraf ederler. Ancak terapinin sonuçları çevresel faktörlerin önemini bir kez daha öne çıkartıyor."

Az sayıda gen

Bundan önce çok az sayıda genin akıl sağlığı üzerinde doğrudan etkisi olduğuna inanılıyordu.

"20 yıl önce şizofreni konusunda araştırma yapan bilim adamları genomun dizilimlerinin tespit edilmesi durumunda işlerinin kalmayacağını düşünüyorlardı. Şizofreninin iki ya da üç genin marifeti olduğu düşüncesi hakimdi" diye konuşan Dr. E.Fuller Torrey, "Bugün bunun böyle olmadığı artık kesin olarak biliniyor" diyor.

Newsweek, 12 Aralık 2005 sayısında yayımlanan habere göre, şizofreni tedavisindeki bu yaklaşım halk sağlığı hizmetleriyle uyuşmuyor. İngiliz Sağlık Örgütü tasarruf tedbirleri kapsamında ülkenin akıl sağlığı kliniklerinin yüzde otuzunu kapatmayı planlıyor.

Temel kurallar

British Journal of Psychiatry isimli bilim dergisinde şizofreni tedavisi ile ilgili temel kuralların açıklandığı bir makalede, pek çok ülkede ilaç tedavisinin öne çıktığı ve psikososyal müdahalelerin yetersiz kaldığı belirtiliyor.

Murat bugün 35 yaşında ve kız arkadaşı ile birlikte oldukça sağlıklı bir yaşam sürdürüyor. Tedavisi ile ilgili görüşlerini şöyle dile getiriyor: "Bu tür tedavinin önemini abarttığımı düşünmüyorum. Bu tedavi yaşamımı sürdürmem için bana gerekli desteği sağladı."

Şizofreni genellikle kendi ayakları üzerinde durmaya hazırlanan genç insanları vuruyor. Yeni pikoterapi ve sosyal terapi kombinasyonu bu genç insanların ömür boyu şizofreni tedavisi görmesini engelleyecek.






YORUMLAR
Henüz Yorum Yazılmamış...