ANKET

hipnoz eğitimi almak istermisiniz



Tüm Anketler




Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

GELİŞİM DÖNEMLERİ

GELİŞİM DÖNEMLERİ






ORTA ÇOCUKLUK DÖNEMİ (OKUL ÇOCUĞU)

29 Ekim 2009 11:32
Yorum Sayısı :0  Okunma : 728

GELİŞİM DÖNEMLERİ

 

ORTA ÇOCUKLUK DÖNEMİ (OKUL ÇOCUĞU)

 

 

FİZİKSEL GELİŞİM

          Orta çocukluk dönemi kızlarda 6-11 yaş, erkeklerde ise 6-13 yaşlarına denk gelir. Dönemin başlarında dengesiz ve olumsuz bir gelişim dikkatimizi çeker. 7 yaşından itibaren giderek düzenli ve dengeli bir dönem başlar.

           7-12 yaş arasında yer alan ve ilkokul yıllarına denk gelen bu dönemde, ben-merkezci konuşma ve düşüncenin önemli ölçüde azaldığını, çocuğun bilişsel güçlüklerin üstesinden gelmeye başladığı görülür. Fiziksel gelişimi şu şekilde sıralayabiliriz :

 

A. BEDENİN VE HAREKETLERİN GELİŞİMİ:

              Bu dönemde fiziksel gelişim önceki yaşlara göre daha yavaş olmaktadır. Değişmeler yavaş olduğu için de çocuk hareket (motor) becerilerini daha iyi şekilde kullanmayı ve kontrol etmeyi öğrenir.

             Çocuğun  bedensel yapısında ve fiziki görünümünde de değişiklikler olur. 6 yaşla beraber çocuğun süt dişleri dökülür. Dönemin sonlarına doğru kızların vücut hatları yuvarlaklaşır, kalça ve göğüs bölgesinde yağ birikimi başlar. Erkeklerin vücutları daha güçlü bir görünüş kazanır. Çene, göğüs ve boyun hatlarının yuvarlaklaştığı görülür.

             7 yaşındaki erkek çocuklarının ortalama olarak 127 cm. boyunda olduklarını ve 10 yaşlarına geldiklerinde ise 138 cm.’ye ulaştıklarını belirtmiştir. Bu çağdaki kızlar erkeklerden ortalama 4-5 cm. daha kısadırlar.

 

B. KAS VE İSKELET SİSTEMLERİ:

         İlkokul döneminde fiziksel büyüme-gelişmenin yavaş fakat kas dokusu gelişiminin hızlı olduğu belirlenmiştir. Fakat kasların işlevleri henüz tam değildir. Çocuk bu yüzden uzun süre bir yerde oturamaz ve hareketlerinde bir uyumsuzluk, ahenksizlik söz konusudur. Erken çocuklukta kemikler yumuşaktır ve kıkırdaktan oluşur. Okul çağında kemikler sertleşir. İskelet sistemi kemikleşme merkezleri üretmeye devam eder. Kemikleşme fosfor ve kalsiyum mineralleriyle gerçekleştiği için bu minerallere gereksinimi fazladır. Kemik gelişimi işlemi 20 yaşına kadar devam eder.

 

C. HAREKET BECERİLERİNİN GELİŞİMİ:

           Bu dönemdeki çocukların büyük kas hareketlerini gerektiren, güç ve enerji sarf edilen aktivitelere katılmaya istekli oldukları görülür. Çocuk bu devrede çok hareketli ve canlıdır. İlgisi evden sokağa kaymıştır.

          Hareket becerilerinde, okul öncesi döneme oranla her iki cinste de gelişmelerin olduğu görülür. İlkokul çocukları rahatlıkla koşar, tırmanır. Özellikle ilkokulun ilk üç yılında yürüme, koşma gibi kaba hareket kontrolünü gerektiren becerilerinin gerçekleştirilmesinde hiçbir sorun olmamasına karşılık, özellikle erkek çocukların ince  hareket kontrolünü gerektiren becerilerinde sorunları vardır. Küçük kas becerilerinde yaşla artan düzenli ve sürekli bir gelişme söz konusudur. Örneğin 6 yaşındaki çocukların %35’i düğüm yapabilirken, 7 yaşındaki çocukların %69’u, 9 yaşındaki çocukların %94 düğüm yapabilmektedirler. Çocuklar kollarını, omuzlarını,bileklerini, parmaklarını kontrol edebilmeyi öğrenirken, el-göz ilişkisi de gelişir. Bu gelişim yazma, boyama, hamurla oynama, makas kullanma faaliyetlerini daha iyi yapmalarını sağlar.

 

D. YAZI YAZMA:

             İlkokul 1. sınıfta çocuklar yazı yazmayı öğrenecek gelişim düzeyine erişirler. Yazı yazmanın küçük kas hareketlerinin kazanılmasıyla ilgilidir. Bu yüzden çocuklara yazı yazmayı öğretmeden önce bazı grafik desenlerin çizdirilmesi faydalı olur.

             Daha önce de belirttiği gibi özellikle erkek çocukların ince motor kasların koordinasyonunda sorunları vardır. Bu nedenle çok uzun süreli kalem tutma ve küçük puntolarla yazı yazmayı gerektiren ödev ve okul çalışmaları okula karşı olumsuz bir tutum geliştirmelerine neden olabilir.

              Desenleri kopya etmek zihinsel bir işlemdir. Çocukların bu desenleri kopya ederken, görsel düşünme ile elle düşünme arasındaki zihinsel bağı güçlendirirler. Bu sayede çocuğun el-kol ve göz hareketleri ilişkisi üzerinde kontrolü gelişir.

              Bu çalışmalar sayesinde ilkokulun II. yarısına gelindiğinde ince hareket kaslarının kontrolü büyük ölçüde başarılıdır. Buna bağlı olarak çocuklar ayrıntılarla uğraşmayı gerektiren işlerden (el sanatları, müzik aleti çalma vb.) hoşlanmaya başlarlar.

             Bu tür faaliyetleri desteklemek çocuğun yazma becerisini geliştirir.

 

E. BEDENSEL YAPISI VE KİŞİLİK GELİŞİMİ:

              İlkokul çocuğu fiziksel varlığının farkına varır. Çocuk sadece beden gelişiminin değil çeşitli hareket becerilerinin etkinliğinin arttığını farkeder, bunu farkettikçe benliği gelişir. Bu yaş döneminde benliğin yeterli olması demek, çocuğun giyinmeyi, yıkanmayı, ayakkabı bağlamayı yani diğer çocukların yapabildiklerini yapabilmesidir. Diğerlerinin yaptıklarını yapabilme, çocuğun kafasında oluşturduğu görüntüsünü etkiler. Çünkü çocuklar bu dönemde kendilerini diğer çocuklarla kıyaslarlar.

              Bu dönemde çocuklarda çalışma isteği yaratmak ve onlara başarı duygusunu tattırmak büyük önem taşır. Çocukların yaptıkları işleri takdir eden, başarılı olabileceği alanlarda kendini sınamasına olanak veren anne-baba ve öğretmenler, bu gelişim döneminde yer alan başarılı olmaya karşı aşağılık duygularına kapılma korkusunun  üstesinden gelinmesinde çocuğa yardımcı olurlar. “Ben başarılıyım. inancı ile kişilik gelişimi olumlu olarak etkilenmiş çocuk, bir sonraki gelişim dönemine güvenle girer. Aksi halde kendisini yeteri derecede başarılı olarak algılamayan, yaptıkları işler ve çalışmalar çoğunlukla akranları ve yetişkinler tarafından onaylanmayan çocuklar aşağılık duygusunun çekirdeklerini kişilik yapısına eklemiş olurlar.

 

F. AHLAKİ GELİŞİM

            İnsan zekasının temelinde yatan zihinsel işlemler yaşa bağlı devreler boyunca gelişir ve ahlak gelişiminin de bu gelişime paralel bir oluşum gösterir. Ahlak gelişimi bireyin doğru, yanlış davranışları bilinçli olarak benimsemesiyle gerçekleşir. Kabul gören davranışlar iyi, görmeyenler ise kötüdür. 8-9 yaşından önce çocuklar kuralların nedenini bilmeden öğrenirler. 9-10 yaşından itibaren kuralların nedenlerini ve anlamlarını öğrenirler.

             Ahlaki gelişim ile bilişsel gelişim arasında varolan bağ doğrultusunda,  çocukların yaşları ilerledikçe dışa bağlı dönemden, özerk döneme geçerler. Dışa bağlı dönemde çocuk yetişkinler tarafından konulan kuralları sorgulamadan kabul eder. Özerk dönemde ise çocuklar başkalarının değerlendirmelerinden çok kendi yaptıkları değerlendirmeye uygun davranmaya başlarlar. İlkokul son sınıfa doğru (10-11 yaş) çocukların ahlaki değerlendirmelerinde özerk döneme özgü özellikler ortaya çıkmaya başlar.

 

G) OKUMA

           İlkokula başlayan çocuktan beklenti okumayı öğrenmesidir. Okumayı öğrenmek zor bir iştir, tıpkı karmaşık bir şifreyi çözmeye benzer. Okumayı öğrenecek çocuğun üç görevi vardır.

·        Harfleri öğrenme

·        Harflerin karşıladığı sesleri öğrenme

·        Harfleri birleştirip sözcüğü okumayı öğrenme

           Yaklaşık her sınıfta öğrenme güçlüğü çeken çocuklar çıkabilir. Normal zekalı hatta bazen parlak zekalı öğrencilerde de öğrenme güçlüğü görülebilir. Bunun nedeni; dikkatsizlik, aşırı hareketlilik, dalgınlık, eksik ya da yanlış yazma olabilir.

           Şekilleri çizemeyen ilkokul çocuğunda okuma yazma sorunları da varsa, o zaman beyne bağlı olarak ortaya çıkan öğrenme güçlüğünden şüphelenilir.

 

H.  BİLİŞSEL  GELİŞİM

            Somut işlemler döneminde olan çocukta mantıksal düşünme ve sayı, zaman, mekan, boyut, hacim, uzaklık kavramlarının yerleşmeye başladığını söyler. Bu dönemdeki çocuklar korunum ilkesini anlayabilirler çünkü soyut işlemleri tersine döndürebilirler. Piaget somut işlemler dönemindeki çocukların yeni bir dizi kural geliştirdiklerini söyler. “Gruplandırma” adı verilen bu işlem okul çağındaki çocuğun düşünüşünün başlıca özelliğidir. Bundan sınıflama, sıralama,serileme, değişmezlik, sayı, mekan kavramları oluşur.

Sınıfların en yalın mantıksal gruplaması “sınıflar hiyerarşisi” dir. Örneğin çocuk kafasında hayvanları etoburlar ve etobur olmayanlar diye sınıflandırır. Çocuk dokuz yaşına kadar sınıflar arasındaki ilişkileri anlamakta zorluk çeker. Örneğin çiçekler sınıfının altında güller, laleler vardır. Çocuk çiçeklerin öldüğünü bilir ancak güllerin hep aynı kaldığını düşünür. Çünkü bu yaş grubundaki çocuklar için alt sınıflar ayrı bir varlığa sahiptir.

           İlişkilerin ikincil gruplaması farklılıkları ifade eden ilişkileri bir araya toplama yeteneğine dayanır. Örneğin beden dersinde çocukların boylarına göre sıraya girmeleri, adlarını alfabetik sıraya koymaları, uzaklık, ağırlık, hacim, alan karşılaştırmaları yapmaları gibi.

Bu yaş grubundaki çocuklar bir şeyi başka şeyin yerine koyabilirler. Örneğin matematikte aynı sonuca değişik yollardan varabilirler: 8=7+1=6+2=4+4

           Çocuk nesneleri biçim ve renklerine göre alt sınıflara ayırabilir. Örneğin kırmızı kareler, sarı kareler, mavi kareler gibi. Çocuklar bu şekilde sınıfları çoğaltırlar.

Bunlar tam olarak kavrandığında 4 temel mantık gerçeğini değerlendirebilirler. Bu gerçeklerden en önemlisi ; A B’ye eşitse, B’de C’ye eşitse o zaman A=B sonucunu bulmak için ölçüm yapmaya gerek yoktur.

           Bütün bunların yanı sıra duygusal yaşamda da gelişmeler olur. Artık düşündükleri ve merak ettikleri çeşitli becerileri kazanmaya başlarlar. Sözcükleri diledikleri gibi kullanırlar, yazı yazmayı öğrenirler, istedikleri şeyleri okuyabilirler.

                Zihin ve dil açısından bakıldığında ilk ve orta çocukluk dönemi arasında çok büyük farklılıklar vardır. Örneğin 5 yaşındaki bir çocuk için “top” oynanılan birşeydir yani sadece işlevsel bir anlam ifade eder. 8 yaşındaki çocuk için ise topu maddesi, şekli, rengi ve işleviyle tanımlar. Artık sözcük dağarcığı 3000 kelimeyi bulmuştur. Bunların çoğu edat ve sıfattır. Çünkü çocuk sadece olayların ve nesnelerin adlarını değil özelliklerini, farklılıklarını, benzerliklerini de öğrenir. Çocuk önce farklılıkları (6 yaş), daha sonra benzerlikleri öğrenir (8 yaş).

 

I. SOSYAL GELİŞİM

             Çocuk kendini sınıf,arkadaş ve oyun grubunda bulur. Bu, çocuğu grupta faaliyetlere katılmaya, arkadaşlarıyla iletişim kurmaya yönlendirir.

    Ü. Korkmazlar(1995: 81-82) okul çocuk için yeni ve karmaşık bir sosyal çevreye girmek, birey olarak toplumda yer almak, dış dünyaya açılmaktır demektedir. Eğer çocuk belli bir bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal olgunluğa erişmişse önemli sorunlar yaşanmaz. Çocuğun kendi yaşına uygun bir öğrenme, anlama, kavrama düzeyine, çocuğun kendi yaşına uygun zihinsel gelişim düzeyine, anne-babadan kopup okula uyacak kadar ruhsal olgunluğa sahip olması gerekir. İlkokula uyum dönemini 2-3 haftada atlatan çocukların tepkileri sağlıklıdır. Bu süre uzarsa ortada bir problem var demektir. Bu problem ebeveyn ve öğretmen işbirliği ile ortadan kaldırılabilir. Bazı çocuklarda okul fobisi görülebilir. Okul fobisi oluşmuş çocuklarda okula gitme saatlerinde karın, mide ağrıları, ateş çıkması gibi belirtiler gözlemlenebilir.

              Çocuğun okulda bir takım hakları ve zorunlulukları vardır. Çocuk okula devam etmek, derslerine çalışmak ve okul çalışmalarına katılmak zorundadır.

              Akran grupları da çocuğun sosyalleşmesinde çok büyük rol oynar. U. Korkmazlar’ın (1995:81) belirttiğine göre akran grupları bazı ihtiyaçları, örneğin yetişkin denetiminden kaçmak gibi bir isteği karşıladığı için oluşur. Akran grupları 6-12 yaş döneminde gelişir. Bu gruplar seçicidir. Özellikle cinsiyet, yaş ve sosyal statü bu yaşta akran grubuna seçilmede önemli kriterlerdendir. G. Gül (2000:131) arkadaşlık grubunun toplumsal örgütü aile ve okuldan çok farklıdır der. Akran grubunun üyeleri hemen hemen aynı yaştadır. Yüz yüze ilişkileri kuvvetlidir. İlgileri gelecekten çok günlük ve anlıktır.

              H. Yavuzer (1987:115-116) son çocukluk döneminde görülen toplumsal özellikleri şöyle açıklamaktadır:

Kolay etkilenme; çocuk kendi arzusunun başkaları doğrultusunda olduğuna inanır.

Karşıt görüşte olma; çocuk düşünce ve hareketleriyle diğer çocuklara karşıttır. Kendi akranlarının düşüncelerini kabul ediyorsa erişkinlerin görüşlerine karşı koyar. Bu çocukluk dönemi boyunca devam eder.

Rekabet; orta çocukluk dönemindeki Çete Çağı boyunca rekabet üç biçimde görülür.

 

· Grup üyeleri arasında

· Kendi grupları ile rakip gruplar arasında

· Grupla sosyal kurumlar arasında

Sorumluluk; kalabalık aileden gelen çocuklarda, zorunluluk nedeniyle kendi işlerini yapmak ve kendilerinden küçük kardeşlerine bakmakla yükümlü olduklarından sorumluluk duygularının daha çok geliştiğini göstermektedir. Kendi evlerinde sorumluluk üstlenen çocuklar hem daha başarılı bir uyum göstermekte hem de lider rolüne daha uygundurlar.

 

 ORTA ÇOCUKLUKTA KRİTİK YAŞLAR:

Yaşamda uygun ve uygun olmayan durumların sürekli ve geri dönülmez sonuçlar yaratabildiği belirli zamanlar vardır. Bazı davranışların ortaya çıkmasında organizmanın karşılaştığı belirli zaman dilimleri içindeki uyarıcıların niteliği ve miktarı gelişimi desteklemekte ya da engelleyebilmektedir. Bazı öğrenmeler için kişinin her yönden en uygun bulduğu ya da bulunamadığı bir hazır bulunuşluk düzeyi vardır. Bunlara kritik dönem ya da zamanlar denir. (Gülbahar Gül 2000:17)

           H. Yavuzer (1987:116-118) orta çocukluk döneminde 6 ve 10 yaşların kritik dönemler olduğunu belirtmiştir.

 

6 YAŞ:

               2.5 yaşındayken görülen olumsuz evrelerin belirtileri tekrar görülür. Çocuk dengesiz, kurallara karşı olan, isyankar tutum ve davranışlar gösterir. Tembel ve karasızdır. Gesell çocuğun eylemlerinde çift motivasyondan oluşmuş “iki kutupluluk” tan söz eder. Örneğin çocuk bir an annesini çok severken hemen sonra ondan nefret edebilir.

6 yaş çocuğunun dişleri dökülür, burun ve boğaz hastalıkları sık görülür. Daha çok arkadaşlarıyla ilişki kurduğu için aile ilişkileri zayıflar. Bireysel oyunun yerini grup oyunu alır ve sosyal bilinç artar.

 

10 YAŞ:

              Düzenli, huzurlu, elde edilen bilgilerin çözümlendiği bir evredir. Bu yaş gelişimin dengelendiği altın çağdır. 9 yaşındaki çocuk büyük bir gerginlik içindeyken 10 yaş çocuğu uyum ve hoşgörü içindedir. Bedence, ruhsal ve olgunluk olarak 9 yaşa göre daha gelişmiştir.

Sağlık Durumu ve Bedensel Gelişimi: Daha önceden çok hasta olan çocuğun sağlık durumu düzelir. Kızlar erkeklerle aynı boydadırlar ama daha hızlı büyürler, vücut hatları yuvarlaklaşır kalça ve göğüs bölgelerinde yağ birikimleri oluşur. Erkeklerin vücutları daha güçlü bir görünüm kazanır. Çene ve boyun hatlarının yuvarlaklaştığı görülür.

            10 yaş çocuğu isteyerek ve devamlı yer. Belirli saatte yatmaya isteksizdirler. Duygusal yaşam açısından; hoşgörü ve uyum içerisindedirler. Açık sözlü, tarafsız ve kolay anlaşılırlar. Sorunlar üzerinde fazla durmazlar, kendileri haklarında endişeleri yoktur, hayatı olduğu gibi kabul ederler. Öfkenin en az olduğu devredir.

 

GELİŞİM GÖREVLERİ

               Orta çocuklukta bilişsel görevlere paralel toplumsal gelişim görevleri vardır. En önemli toplumsal görevlerden üçü, kişisel bağımsızlık kazanma, yaşıtlarla geçin­meyi öğrenme ve bir cinsiyet rolü öğrenmedir.

 

Kişisel bağımsızlık kazanma

             Okul yıllarının başında çocuklar ana-babalarından duygusal bağımsızlıklarını değil, fi­ziksel bağımsızlıklarını kazanırlar. Bağımsızlık kazanma orta çocukluğun bitiminde bile tamamlanmayan yavaş bir süreçtir. Bu görev ergenlik boyunca ve hatta bir süre yetişkinlikte de sürer. Fakat birçok ilerleme kaydedilir, ikinci görev olan yaşıtlarla geçinmeyi öğrenmede başarılı olmak bağımsızlık kazanmakla yakından ilişkilidir ve yaşıt grubu bunun başarılmasında destek ve olanaklar sağlar. Ana-babalarla ve öğretmenlerle karşılıklı anlayışa dayalı ilişkilerin kurulması elemek olan üçüncü görev de Çocukların bağımsızlıklarını kazanmalarına yardım eder.

 

Yaşıtlarla geçinmeyi öğrenme

            Okul bu görevin başarılmasında öncelikli ortamdır.  Toplumsallaşmadaki  bu adım çocuğun ilerki yıllarda  diğer   insanlarla   kuracağı ilişkileri  büyük  ölçüde etkiler.  Öğretmenin rolü çok önemlidir. Çocuğun “Toplumsal Kişilik”  kazanmasını sağlar.

 

Uygun bir kadın ya da erkek toplumsal rolü öğrenme

               Bu görev ailede bebeklik sırasında gelişmeye başlar ve orta çocuklukta, çocuk ana-babadan biriyle ya da diğeriyle özdeşleşirken pekişir. Orta çocuklukta   cinsiyet rolü beklentileri yaşıt gruplarına üye olmakla  güçlenir.

 

 

 

 

 

 

ERGENLİK DÖNEMİ

Değerli Anne-Babalar,

 

Eğitim, bireye yapılan bilimsel ve sistemli bir yardımlar bütünüdür. Bu yardımlar sonucunda bireyden beklenen, kendini gerçekleştirmesidir. Üniversiteye hazırlık dönemi de gençlerimizin eğitiminde önemli bir aşamayı oluşturmaktadır. Bu aşamanın sağlıklı, verimli ve başarılı bir şekilde sonuçlanması için her zaman olduğu gibi, ailenin de önemli katkıları gerekmektedir. Bu katkının geleneksel anlayıştan çok, bilimsel yöntemlere dayanması gerekir. Burada, üniversiteye hazırlanan; daha geniş anlamda,eğitim sürecindeki bir gence ailenin katkısı ve bunun nasıl olması gerektiği üzerinde durulmaktadır. Gençlerimizin eğitim yaşamında çok hassas bir dönem olan üniversiteye hazırlık sürecinde, onların psikolojilerini daha iyi anlamamız, daha yakından ilgilenerek onları sürekli yüreklendirmemiz gerekmektedir. Sizlerle el ele vererek çocuklarımızın mutlu geleceğini hazırlayabiliriz.

 

ERGENLİK DÖNEMİ GENEL ÖZELLİKLERİ

Sınava hazırlanan bir öğrenciye ailenin yapacağı en önemli yardım, onu anlayabilmektir. Onu anlayabilmenin yolu ise onu tanıyabilmeyi, içinde bulunduğu dönemin özelliklerini bilmeyi gerektirir. Ergenlik çağında bulunan bir kişi çok yönlü değişim içindedir. Bu değişim, doğal olarak ergenin davranışlarını da etkiler. Ergenler temel olarak fiziksel ve duygusal bir gelişim sürecindedirler.

 

BEDENSEL GELİŞİM

Birey önce yaşadığı doğal çevresinin etkisinde kalır. Toplum ve doğa ilişkileri ve bunların bireye yansıması kişiliğin ilk çizgilerini ortaya çıkartır. Bebek öğrenilmemiş, türe özgü ve tüm insanlar için evrensel olan içgüdülerle doğar ve zaman içersinde uyumlu ve yararlı davranmayı öğrenerek toplumsal sisteme girer. Bu sistem içinde artık amaca yönelik davranmaya başlar. Ailenin temel tutumu, anne-babanın ayrı ayrı tutumları, çocuğun cinsiyeti, ailenin cinsel konulardaki tutumu ve bilgisi, gelenek ve görenekler, din, dil, kamu düzeni gibi temel toplumsal yapılar, kurumlar ve değerler bireyin kişilik gelişiminin biçimlenmesinde büyük rol oynar. Temel toplumsal yapıların içinde ailenin ekonomik düzeyinin belirlediği beslenme, konut, üretim ve sağlık koşulları gencin davranışlarına değişiklik getirir. Kişiliğin gelişmesini etkileyen değişkenler arasında arkadaşlık ilişkileri, yaşanılan ve öğrenim görülen çevrenin niteliksel ve niceliksel özellikleri, boş zamanları değerlendirme olanakları başta gelir. Kısaca genç içinde yaşadığı kültürel ortamdan doğrudan doğruya ve dolaylı olarak etkilenerek kişiliğini kazanır. Gençlik çağının yaş dilimleri arasındaki yerine gelince; insan doğumundan ölümüne dek belirli çağlar içinde gelişir, duraklar ve çöker. Çocukluk, gençlik, olgunluk, yaşlılık olarak bilinen bu çağlar birbirinden keskin sınırlarla ayrılmaz. Bir önceki çağın etkisi altında oluşur, bir sonraki çağı etkiler. Çocukluk gençliği, gençlik olgunluğu yaratır. Bu çağların birinden diğerine geçiş, sadece bireyin bedensel durumu ile ilgili olmayıp, ruhsal, toplumsal, ekonomik, kültürel etkenlerin rol oynadığı bir gelişim ve oluşumdur. Diğer taraftan, her çağ kendine özgü ve belirli bedensel, ruhsal, toplumsal özellikler taşır.

 

Fiziki ve Fizyolojik Değişmeler: Fiziksel değişiklikler ergenlik döneminin başlangıcı kişiden kişiye değişebilir. Ama genel olarak kızlarda 12-14 yaşları buluğ, 14 yaş sonrası ergenlik, erkeklerde 13-15 yaş buluğ, 15 yaş sonrası ise ergenlik dönemi olarak nitelendirilir. Bu dönemde fiziki büyüme hızının artığı görülür. Bunlar 1. Derecede cinsiyet özelliklerinin kazanılması( cinsiyet organlarının büyüyüp gelişmesi), 2. Derecede cinsiyet özelliklerinin kazanılması (göğüslerin büyümesi, ses tonu ve deri dokusunun değişmesi; cinsi bölgeler ,koltuk altları ve yüzde tüylenmeler) , vücut organlarının değişmesi (kol,bacak,boyun;baş ve gövdeye göre daha hızlı büyür), yüz organlarının değişmesi (çene ve burun çıkıntıların da artma görülür) ile boy ve kilodaki hızlı artışıdır. Organizmanın fiziki olarak gelişmesi neticesinde erkeklerde gece boşalmaları , kızlarda ise ay hali (Regl) görülmeye başlar.

Bedensel gelişimindeki bu değişim ergenin davranışlarını da doğrudan ilgilendirir. Hızlı büyüme ve bedendeki değişimlere , yorgunluk ve huzursuzluk gibi belirtilerde katılır. Hatta bu belirtiler abartılır. Çünkü çocuğun o güne kadar olan görev ve sorumlulukları değişmiştir ve bu ona ağır gelmektedir. Yorgunluk şikayetleri ardından sinirlilik ve huzursuzlukta görülür. Sindirim sisteminde düzensizlikler, iştah dalgalanmaları olur. Bunlar hem hormonlarındaki değişikliklere göre hem de iç organlarındaki büyümelere bağlıdır. Halsizlik,baş ve sırt ağrıları,bitkinlik hissi görülür.

Hormonlar vücudun kimyasal dengesinde etkili olur ve pek çok davranışını doğrudan etkiler genel anlamda ergen de şu olumsuz öğeler görülür:

-Yalnızlık isteği

-Çalışmaya karşı isteksizlik

-Ahenksizlikler

-Can sıkıntısı

-Huzursuzluk

-Toplumsal zıtlık

-Otoriteye karşı direniş

-Karşı cinse yönelmiş zıtlık

-Duygusallığın artması

-Kendisine güvensizlik

-Cinsellikle fazla uğraşma

-Aşırı çekingenlik

-Hayal dünyasında kaçma

Fiziksel büyüme tüm vücutta farklı hızlarda meydana gelir, önce eller ve ayaklar büyür, öyle ki 13-14 yaşlarındaki genç, erişkin çağında giyeceği ayakkabıyı giymeye başlar. Yüzde, önce burun ve çene büyür. Kalçalar omuzlardan önce gelişir. Kızlarda kalçalar, erkeklerde omuzlar genişler. Bedende en son gelişen bölüm gövdedir. Bu yüzden kollar ve bacaklar ile gövde arasında bir uyumsuzluk gözlenir.

Genellikle ergenlik ve gençlik çağı en sağlıklı yaşam dönemidir. Çocukluk hastalıkları geride kalmıştır. Yetişkinlik çağına özgü hastalıklar ise çok uzaktır. Hastalıklardan ileri gelen ölüm oranı 10 yaşından sonra birden düşmektedir. Ergenlik döneminde görülen ölümlerin başlıca iki nedeni vardır:Trafik kazaları ve intihar.

Ergenliğe özgü denebilecek tek hastalık belki de ergenlik sivilceleridir. Ter ve yağ bezlerinin salgıları artmakta ve birikim olmaktadır.

Gençlik, çocukluk ve erişkinlik arasında yer alan gelişme, ruhsal olgunlaşma ve yaşama hazırlık dönemidir. Ergenlikle başlayan hızlı büyüme gençlik çağının sonunda bedensel, cinsel ve ruhsal olgunlukla biter. Bu evreye bir “başkalaşım” ya da “farklılaşma” evresi gözü ile de bakılabilir. Nasıl kozadan çıkan tırtıl ne kozadaki biçimine ne de kelebeğe benziyorsa aynı biçimde ergen de ne erişkin ne de çocuk olan kimliğini belirleme savaşı içinde olan bireydir. Başka bir deyişle erişkin adayı olan ergen ne çocuktur ne de erişkin.

Fırtına ve gerginlik dönemi olarak da açıklanabilen ergenlik hangi toplumda olursa olsun, her bireyin yaşadığı bir evredir.

Ortaokul yıllarına denk düşen ilk gençlik ya da yeni yetmelik yıllarında,cinsel uyanışla birlikte yeni ruhsal özellikler ve davranışlar kendini gösterir. Dengeli ve uyumlu ilkokul çocuğu gider,yerine oldukça tedirgin,güç beğenen ve çabuk tepki gösteren bir genç gelir. Duyguları hızlı bir iniş çıkış gösterir. Çabuk sevinir çabuk üzülür. Çabuk sinirlenir, olur olmaz şeyi sorun yapar. Tepkileri önceden kestirilemez olur. Derslere ilgisi azalmış,çalışma düzeni bozulmuştur. İstekleri artmıştır. Kendisine tanınan hakları yetersiz bulur. Evdeki kuralların çokluğundan ve sıklığından yakınır. Ana-babanın uyarılarına birden tepki gösterir ,ters yanıtlar verir. Sürekli bir gidiş geliş içindedir. Evde pek durmak istemez. Dönüş saatine aldırmaz,yemeğe geç kalır. Dağınık ve savruk olur. Sık sık bir şey devirip kırar. Oburlaşır, girip çıkıp bir şeyler atıştırır.

İlgileri artmış, gelgeç hevesleri çoğalmıştır. Gürültülü müziğe bayılır. Süse ve giyime düşkünlük gösterir. Genç kız ayna karşısında saatler geçirir. Bir sivilceyle gün boyu uğraşır, kaygılanır. Genç erkek boyasız ayakkabısına bakmaz ama saçını günün modasına göre kestirmekte direnir. Zayıflık-şişmanlık, uzun boy-kısa boy, yüz çizgilerinin düzgün olup olmadığı sorun olmaya başlar. Gizliliğe önem verir. Odası varsa saatlerce odasına kapanır hatta kapısını kilitli tutmaya özen gösterir. Duvarlara renkli resimler ve sanatçıların posterlerini asar. Arkadaşlarıyla gizli konuşmaları ve fısıldaşmaları olur. Kardeşlerini yanına sokmaz,tersleyip uzaklaştırır. Uzun uzun düşler kurar. Günlük tutmaya başlar. Şiir ve öykü yazmaya özenir. Kendinden habersiz mektuplarının ve yazdıklarının okunmasına büyük tepkiler gösterir.

Toplumsal olaylara ve politikaya ilgi artar. Kulaktan dolma ya da ödünç alınmış düşünceler savunulur. Büyüklerle tartışmaya girişir. Bunu yaparken ana-babasına aykırı gelen düşünceleri ileri sürer. Ana-babasını eleştirmek fırsatını kaçırmaz. Öğütleriyle davranışları arasındaki aykırılığı yüzüne vurur. Ana-babasının hoşuna gitmeyecek davranışlarda bulunmaktan adeta tat alır. Onların seçtiklerini giymez. Aykırı renkler ve kıyafetler seçer. Ana-babasına karşı çıkmak için karşı çıkar. Saçma olduğunu bilse dahi bazı fikirleri savunmaktan zevk alır.

Kısacası ilk gençlik ve gençlik çağı oldukça fırtınalı bir dönemdir. Bu dönemde genç kendi kendisiyle ve çevresiyle sürekli bir savaş içinde görülür. Psikoloji açısından bu çelişki duyuş ve davranış özellikleri bu dönem için olağan sayılır. Ancak kimi gençte bu dönem daha gürültülü geçer. Kimi gençte daha az çalkantı ile atlatır. Gençlerdeki bu coşkuyu,tedirginliği ve tutarsızlığı en iyi tanımlayan kelimeyi Türkçe’mizde buluyoruz; ”delikanlılık”.

Şimdiye dek sayılan belirtiler,bu çağdaki gencin bocalamalar, çelişkiler ve bunalımlar içinde olduğunu göstermeye sanırım yeter. Gencin içine düştüğü bu ruhsal çalkantının bir nedeni, anlamı vardır. Hızlı beden gelişmesiyle birlikte gelen cinsel uyanış, genci hazırlıksız yakalamakta ve bunaltmaktadır. Çünkü doğanın bir oyunu ile bedensel büyüme hızlanmakta, ruhsal olgunlaşma ise geride kalmaktadır. Dengesi bozulan genç bu yeni duruma alışmaya çabalamaktadır. Tepkilerindeki iniş çıkışlar, davranışlarındaki tutarsızlıklar, duygularındaki değişkenlik hep bu uyum çabası ile açıklanabilir. Başka bir deyişle genç, içten gelen saldırganlık ve cinsel dürtülerin baskısı altında bulunmakta,kendisi için yeni ve yabancı olan bu duyguları bir düzene sokmaya çalışmaktadır. Tıpkı toy bir sürücü gibi arabasını doğru yolda tutmaya çabalamakta ama sağa sola yalpa yapmadan yol alamamaktadır.

Genç bir yandan büyümek için sabırsızlanmakta,öte yandan çocuksu davranışlardan sıyrılamamaktadır. Ergenlik belirtilerini yaşıtlarından çok önce gösteren gençlerde bu bocalama daha da belirginleşir. Yetişkin boyutlarına ulaşmış bir bedende çocuk kişiliği vardır. Dün sek sek oynayan kız çocuğu, ilk aybaşısını gördü diye kendini bir günde yetişkin gibi davranmaya zorlayamaz. Bu çelişkiyi kendi içinde gören genç,ana-babasının çelişkili tutumlarıyla büsbütün bocalar. Anne kızını sokakta oynatmak istemez, “Artık genç kız oldun.” der. Kardeşine sataşan ağabeye baba, “Utanmıyor musun, koskoca adam oldun.”der. Öte yandan “Daha o kadar büyümedin.”diye tek başına ya da arkadaşlarıyla gezmeye yollamaz.

Bu çağ gencin yeni arayışlar içinde olduğu bir çağdır. Genç her şeyden önce kendini aramaktadır. Kendi kişiliğine çeki düzen vermeye çalışır. Kendi kimliğine kavuşabilmesi için genç, önce ana-baba etkisinden sıyrılmaya çalışır. Onun gözünde ana-babası hiç yanlış yapmayan kişiler değildir. Onları eleştirmeye başlar. Beğenileriyle alay eder. Sanki ana-babadan öğrenilecek bir şey kalmamıştır. Öğütleri batar,uyarıları onu kızdırır. Bunu yaparken de çok aşırıya gider. Altı yaşındaki çocuk babayı en güçlü, en çok bilen, hiç yanılmayan biri olarak tanır. On altı yaşındaysa onu tahtından indirir.

Gençlik çağı bağımsızlık çağıdır. Genç evden kopar, çevreye yönelir. Evde oturmak ona işkence gibi gelir. Spora ilgi artar. Kendisini arkadaşlarıyla karşılaştırır. Onlarında aynı sorunları yaşaması kümeleşmelere sebep olur. Ana-babasından değişik olma çabası onu bir anlamda boşluğa itmiştir. Bu boşluğu arkadaşlarıyla doldurmak ister. Onlar gibi argo konuşur, kendine sırdaş ve dert ortağı seçer. Arkadaş kümesi içinde bağlılığa önem verir. Küme dışına itilmemek için kendisine aykırı davranışlarda bile bulunur. Evde arkadaşlarının eleştirilmesini tepkiyle karşılar. Onlara söz söyletmez. Ana-babada gencin kötü arkadaşlara uyup baştan çıkacağından korkar. Sıkı denetleme ve kimi arkadaşlarıyla görüşme yasağı koyar. Bu ise çocuğu daha çok sokağa iter.

Evde ana-babasıyla çatışması olan bir gencin arkadaşlarına kendini tümden kaptırması olasılığı daha yüksektir. Kendini bulma çabasında olan güvensiz ve yetersiz bir genç, daha atılgan ve becerikli yaşıtlarının egemenliği altına girer. Ana-babasından yeter destek bulamayan genç,olumsuz arkadaşlıklara yönelir. Ancak ana-babasının denetlemesi ve uyarısı gereklidir. En sağlıklı gençler bile ara sıra yoldan çıkma eğilimi gösterirler.

Gençlik dönemi hayranlıkların ve tutkuların bol olduğu bir dönemdir. Gençler bir yandan ana-baba etkisinden sıyrılırken,öte yandan kendilerine yeni örnekler seçerler. Bir öğretmen, bir sporcu, bir şarkıcı vb. onların benzemek istedikleri kişiler olurlar. Yeteneklerinden kusurlarına değin her türlü özelliklerini körü körüne beğenirler. Sürekli olarak hayran oldukları kişiler değişir. Bu değişiklik gencin ileride ne olmak istediği ile ilgilidir.

Kuşkusuz, gençlik çağında ortaya çıkan değişikliklerin tümü olumsuz değildir. Ruhsal alanda yaşanan çalkantı yanında,gençte pek çok olumlu gelişme gözlenir. Gencin düşünme yeteneğinde önemli sıçramalar olur. Soyut kavramları daha iyi anlar ve kullanır. İlgi alanı genişler ve çeşitlilik kazanır. İleride seçeceği meslekle ilgili konulara eğilir. Bir şeyler yapmak,başarılı olmak eğilimi çok güçlenmiştir. Toplumsal olaylara ilgi duyar. Hiçbir şeyi beğenmez tutumu giderek yerinde eleştirilere ve yorumlara dönüşür. Coşkuludur. Duygu ve düşüncelerini inançla savunur. Yaşanan gerçeklere pek aldırmadan, toplum düzeninin birden değişmesini ister. Bu amaçla bazı ideolojik görüşlere girer. Problemleri çözmek için yalancı önderlerin peşinden sürüklenir. Amaçları uğruna kendilerine ve başkalarına zararı dokunacak eylemlere araç olabilir.

 

Gelişimin Gencin Üzerindeki Etkileri

Bu dönemde bedensel değişim gencin ilgi alanının temelini oluşturur, yani onun için en önemli şey dış görünüşüdür. Bu yüzden gençler vakitlerinin büyük bir kısmını ayna karşısında geçirmeye başlarlar.

Gencin beden yapısıyla ilgili tepkileri birbiriyle çelişkilidir. Bir yandan beden yapısının, yüzünün çirkinleştiğini sanıp kaygı duyar, sıkılır, üzülür hatta utanır. Öte yandan bedenindeki değişmeleri başkalarına göstermek sergilemek ister. Örneğin; bir taraftan sakalından utanan hatta iğrenen genç erkek, öbür taraftan sık sık tıraş olup onları büyütmeye çalışır.

Genç, bedensel görünümüne ait dış iletilere aşırı duyarlıdır. Kendisiyle ilgili olan veya gencin öyle olduğunu zannettiği bir bakış, mimik, jest ya da bir iki sözcük onu olabildiğine kaygılı, endişeli ya da sevinçli ve neşeli yapabilir.

Genç, kendisini çirkin olarak değerlendiriyorsa bütün bakışları, mimikleri veya sözcükleri çirkinliğine delil olan iletiler olarak algılar, eğer genç kendisini güzel buluyorsa aynı şekilde bunları güzelliğiyle ilgili veriler olarak algılar.

Sivilceler ergenin kabusudur. Sivilcelerin geçici olduğunun söylenmesi onları kaygılanmaktan alıkoymaz. Sivilceler gençler için karşı cinsle aralarındaki en büyük engel olarak algılanır.

Gençlik çağında bir önemli sorun da boy ve kilodur. Özellikle genç kızlar güzel görünmek, kilo vermek, zayıflamak için aşırı çaba harcarlar. Anne-babanın kilonun normal olduğunu söylemesi ve rejim yapmama konusundaki uyarıları onun için hiç önemli değildir.

Gelişmiş ülkelerden farkımız, çocuklarımıza “kariyer yönlendirmesi” yapmıyor olmamızdır. Çünkü bizde olumluyu görme alışkanlığı yok. Gelin bundan sonra herkesin (özellikle çocuklarımızın) kabiliyetlerine göre yönlendirme yapalım ve onların iyi ve olumlu yönlerini görelim...

 

Anne Babaya Tavsiyeler

·        Öncelikle ebeveyn, vücudunda meydana gelecek değişiklikler konusunda genci bilgilendirmelidir. Bu bilgilendirme ergenin, bedenindeki değişim karşısında yaşayacağı şaşkınlığı hatta korku ve kaygıyı azaltacaktır.

·        Ergenlik çağında, önce ellerin ve ayakların büyümesi gençlerde bir sakarlığın doğmasına neden olur. Bu sakarlık doğaldır. Yani gencin kendi elinde olan bir şey değildir. Bu sebepten ebeveyn genci sakarlığı konusunda eleştirmekten, hatta alay etmekten uzak durmalıdır.

·        Gencin bu çağda bedeniyle ilgili kafasında oluşan imaj, ömür boyu devam eder. Bu yüzden çevresindekilerin bedeniyle ilgili görüşleri, eleştirileri, şakaları onun için çok önemlidir. Ebeveyn, gencin kaşı-gözü, boyu-posu ile ilgili espri yaptığını sanırken genç bundan çok etkilenir, kaygı ve kedere kapılabilir. Bu açıdan ebeveynler, çocuklarının bedensel görünüşleriyle ilgili olumsuz şeyler söylemekten kaçınmalıdır.

·        Öyle ya belki çocuk matematiği sevmiyor. Belki tarih gibi sözel branşlarda başarılı olacak... Veya müzik dersi çok iyi. iyi bir müzisyen olacak, konservatuara gitmesi onun için daha iyi.

 

DUYGUSAL GELİŞİM

 

Ergenlik Çağı Duyguları

·        Buluğ çağından başlayarak ergenin duygularının yoğunluğunda artma olur. Artan bu duygu yoğunluğu, ergenin davranışlarına coşkulu tepkiler (bazen şiir, hikaye yazma, günlük tutma) olarak yansır.

·        Artan duygulanımla birlikte duygularda istikrarsızlık göze çarpar. Ergenin aynı olaya bir gün ara ile gösterdiği tepkiler farklı olabilir. Genç, neşeli ve mutlu iken, çok kısa bir sürede tamamen farklı bir hale gelebilir.

·        Hayal kurma bu dönemde artar. Hayallerin konusu geleceğe yönelik tasarımlar olabileceği gibi gerçekleşmesini istediği bir arzusu da olabilir.

·        Kendisiyle baş başa, yalnız kalma isteği bu çağdaki kız ve erkeklerde görülen genel bir durumdur. · Ergenlerin sevgi ve aşk gibi duyguları artmakla birlikte, bu konuda aşırılıklar gözlenebilir. Bir gün çok beğenip, göklere çıkardığı bir şey kısa bir süre sonra ergenin gözünde sönükleşebilir.

·        Ergenlik çağında kaygılarda bir artış gözlenir. Bu çağda en çok görülen kaygılar ise şunlardır: o Bedensel görünüşle ilgili kaygılar. o Gelecek ile ilgili kaygılar. (Özellikle okul ve meslek seçimiyle ilgilidir. Üniversite sınavı bunların en önemlisidir) o Kendine olan güvensizlikten kaynaklanan sosyal kaygılar (topluluk karşısında konuşmaktan utanma, çabuk heyecanlanma, kızarma şeklinde) gözlenebilir.

·        Aile ve arkadaş çevresiyle iletişimdeki olumsuzluklardan kaynaklanan kaygılar.

 

Ergenlik Dönemi Davranışları ve Ebeveyn Tepkisi

 Bebeklik çağında büyümeleri anne-baba tarafından dört gözle beklenen çocuklar, ergenlik çağına geldiklerinde “keşke hep bebek kalsalardı” dedirtecek hale gelebilirler. Belki haklı olan bu tepkilerin verilmesinin nedeni, anne-babaların çocuklarının bu çağdaki davranışları hakkında bilgisiz olmalarıdır. Anne babalar da bu dönemde huzursuzdur, çünkü; her şeyin yoluna gireceğini sandıkları bir dönemde birden bire ortaya çıkan huysuzluklara, nedensiz öfke patlamalarına anlam veremezler. Eve dilediği gibi girip çıkan, hiçbir şeyi beğenmeyen, en ılımlı uyarılara sert karşılık veren genç karşısında, soğukkanlı olmak gerçekten güçtür.

Gence verilen öğütler, iyi niyetli sözler geri teper, böylece bir süre sonra iletişim kopar. Gencin kurallara aldırmayışı, yasaklara boş verişi, anne-babayı çileden çıkarır. “Bu evde yaşanmaz” diyerek kapıyı çarpıp çıkan genç, bir süre sonra hiçbir şey olmamış gibi eve dönebilir. Ertesi gün sınavı varken az önce ayrıldığı arkadaşıyla telefonla uzun süre konuşur, sınavı hatırlatılınca “Ben çocuk muyum, ne yaptığımı biliyorum” diyebilir.

Bu çağda genç, ana-babaya ters gelecek sözleri seçmede ustalaşmıştır, onları eleştiri fırsatını hiç kaçırmaz, insanı deli edecek sözleri çok rahat söyler. “Okuyup da ne olacağım, futbolcular babamdan çok kazanıyor” deyiverir. Anne-babanın savundukları şeylerin tam tersini savunur, onlarla tartışmaya girmekten çekinmez. Sözgelimi babasının siyasi görüşünün tam tersini savunur; tutmadığı partiyi tutar görünür, sevmediği politikacıları göklere çıkarır, toplumu birden düzene koyacak reçeteler üretir. Sonunda baba dayanamaz; “Sen düzeni değiştireceğine, önce otur da derslerini düzene koy” der. Ama aslında gencin istediği de budur, yani baba yenik düşmüştür, çünkü gencin istediği ailesinden farklı ve bağımsız fikirlerinin olabileceğini ispatlamaktır.

 Ergenlik çağına gelen gencin gözünde anne-baba eski gizemini yitirmiştir. çocukluğunda çok üstün ve güçlü varlıklar olarak gördüğü anne-babasına artık gerçekçi bir gözle bakar.

 Bunu ispatlamak için anne-babasını, yakın çevresini sürekli eleştirir, onları küçümser ve alabildiğine bağımsız olmak ister.

 Anne-babalar işte böyle bir tablo ile karşı karşıyadırlar. çocuklarına nasıl yaklaşmaları gerektiği hakkında kafası karışmış ebeveyn için, bu konuda yapılacak yardım ve bilgilendirmeler sağlıklı bir iletişim ve huzurlu bir aile ortamı için büyük önem taşımaktadır.

 Motivasyon, insanın istek ve ihtiyaçlarının farkına varması ve bunları gerçekleştirmek için harekete geçmesidir.

 Motivasyonu olumlu ya da olumsuz etkileyen bazı faktörler vardır. Bunlardan biri ailedir. Aile, farkında olarak ya da olmayarak, gencin motivasyon düzeyini etkiler. Bu etkileme olumlu yönde olabildiği gibi zaman zaman da olumsuz yönde olabilir. Tabii ki hiçbir anne baba, bu kadar önemli bir dönemde çocuğunun motivasyonunu olumsuz etkilemek istemez. Ancak gencin iyiliği adına yapılan bazı davranışlar ya da söylenen bazı sözler onu olumsuz etkileyebilir; motivasyonunu düşürüp, kaygı düzeyini yükseltebilir. Bu da gencin kaygılı, mutsuz ve verimsiz bir hazırlık süreci geçirmesine neden olur. Eminiz ki hiçbir anne baba çocuğuna böyle bir zarar vermek istemez. )

 

Anne - Babaya Tavsiyeler

Ebeveyn şunu unutmamalıdır.

Genç, “kendisinin bütün duyguları en yoğun biçimde yaşadığını, elemlerinin, kaygı ve sıkıntılarının derin ve sonsuz, neşesinin, sevincinin, sevgisinin, umudunun parlak, düşüncelerinin doğru ve kesin” olduğuna inanır.

 Gençlerin sağlıklı gelişmesi için onlarla sürekli ilişki içinde olunmalıdır. Kişiliklerine sevgi ve saygı göstermek gerekir. Evde anne ve babasından anlayış göremeyen, onlarla çatışma içinde olan genç, evde bulamadığı güveni arkadaş çevresinde arar; onlara daha çok bağlanır ve benimser. Arkadaşlarından ayrı kalmamak için kendisine aykırı gelen düşünce, tutum, davranış ve eylemleri bile benimseyebilir.

 Gençlerle iletişimde ilk kural, gencin tepkileri ve çelişkili davranışları karşısında soğukkanlı kalabilmektir. Genci ne pahasına olursa olsun sindirmeye kalkan anne-babalar beklenmedik çıkmazlara girebilirler. Eve geç gelen kızına bağırıp çağıran anne ve tokat atan baba, genç kendi canına kıymaya kalktığında, ya da duruma boyun eğmiş gibi görünen gencin dokuz dersten bütünlemeye kaldığını gördüğünde ne yapacağını bilemez. ·

 Gencin kimi davranışları ana-babayı çileden çıkaracak cinsten olabilir. Bu durumda öfkelenmemek elde değildir. Anne-babanın aşırı sabır göstermesi de gerekmez. Öfkeyi kabaca dışa vurmakla, öfkelendiğimizi belli etmek ayrı şeylerdir. “Bu davranışın beni çok kızdırdı” diyebiliriz. Saçma bir davranış karşısında “Sen aptalın birisin, ne zaman akıllanacaksın bilmem ki” demek yerine “Bu yaptığın saçma ve aptalca bir iş” demek daha az yaralayıcıdır. Birincisi “kişiliğe yönelmiş” bir suçlama “ikincisi davranışı eleştiren” bir sözdür. Genel bir kural olarak; eleştiriler gencin kişiliğine değil, beğenilmeyen söz ya da davranışa yöneltilmelidir. “Zaten senden başka bir şey beklenilmezdi ki”. “Sen ne zaman adam olacaksın” gibi sözler umut kırıcıdır. Genci, davranışını düzeltmeye değil, inatlaşmaya götürür.

 Gencin öfkesinden ürkerek, ondan korkarak her davranışı alttan alıp “Canım yavrum, cicim kuzum” diyerek her isteğini yerine getirmek, genci kazanmada kısa vadede etkili, ama etkisi çabuk geçen bir yöntemdir. Gençler bir yandan yerli yersiz isteklerle anne-babasının karşısına çıkarken, öte yandan içten içe dizginlenmeyi beklerler. Hoşlarına gitmese de neye niçin karşı çıktığını anlatan anne-babaya uyarlar. Bu nedenle anne-baba, kesin tutum sergilemekten çekinmemelidir. Ancak yürütemeyecekleri bir kararı da almamalıdırlar. Gencin çekişe çekişe, anne-babayı usandırarak koparacağı izni, ona baştan vermek daha uygundur.

 Bir başka önemli kural, ayrıntılar üzerinde gençle sürtüşmeye girmemektir. Saç biçimi, giyimi kuşamı, oturuşu, kalkışı gibi konuların üstünde çok durmak, gereksiz tartışmalara girmek anne-babanın genç üzerindeki otoritesini aşındırır.

 Gençlik çağında özgürlükleri artırarak gence daha geniş bir serbestlik tanımak gerekir, ama gence ev içinde değişmeyen ve herkesin uyduğu kesin kuralların olduğunu hissettirmek yerinde olur.

 Son olarak şu unutulmamalıdır; bir arada yaşayan insanların ara sıra sürtüşmeleri kaçınılmazdır. Her sağlıklı ailenin bir anlaşmazlık ve çatışma payı vardır.

 

 ERGENLİK DÖNEMİNDE YAŞANAN KAYGILAR

AİLELERİN ŞİKAYETLERİ

“Hırçınlaştı. Ders çalışmıyor. Sorumluluk duygusu yok. Canım sıkılıyor diyor. En küçük isteklerini sert bir dille bildiriyor. Kardeşlerini kızdırmaktan zevk alıyor.”

“Okuduğunu anlamıyor gibi. Durgunlaştı,dalgınlaştı. Çabuk karamsarlığa düşüyor. Ara sıra hiç yoktan huysuzlaşıyor. Sert karşılıklar veriyor.”

“İleri derecede alıngan. Derslerinde gene başarılı ama oyuna,eğlenceye çok düştü. Olur olmaz her şeye ağlıyor. Evde huzursuz dışarıda sıkılgan.”

“Her istediğini yaptırmak istiyor. Aşırı süsleniyor. Siz bana karışmazsınız diyor. Babasından çekindiği için dolambaçlı yollara sapıyor.”

“Derslerinde başarılı. Hiç sorun çıkartmayan bir çocuk. İki kez okula gitmemiş. Arkadaşlarıyla gezmiş. Sorunca yalan söyledi. Bu davranışı bizi çok şaşırttı.”

“Çok harçlık istiyor. Çok geziyor,eve girmek istemiyor. Spora çok düştü. Derslerine boş veriyor. Banyoya sokamıyoruz. Ellerini bile yıkatamıyoruz. Saçını kestiremiyoruz.”

“Son derece asi ve hırçın olmaya başladı. Başına buyruk olmak istiyor. Dayak,kötü söz,tatlı söz hiçbiri sonuç vermiyor. Bir psikologla mı görüşmeliyim?”

 

ÇOCUKLARIN ŞİKAYETLERİ

 

Büyüklerin anlayışsızlığı ve baskısı,onur kırıcı davranışlar.

Arkadaş edinmede güçlük.

Kız-erkek arkadaşlığının olmaması.

Kız erkek arkadaşlığının aile ve çevre tarafından anlaşılmaması ve karşı çıkılması.

Boş zamanlarını etkin bir biçimde değerlendirecekleri yerlerin,olanakların olmaması.

Evde ve okulda dayağın bir eğitim aracı olarak kullanılması.

Cinsel sorunlarını aile üyeleriyle konuşamamak.

Çocuk yerine konmak,ana-babaya karşılık verememek.

Ana-babanın arkadaş seçimlerine karışmaları.

Yeni tanıştıkları insanlarla rahat konuşamamak.

İzinsiz dışarı çıkamamak.

Kendine güven duymamak,sık sık yaptığı hatalardan dolayı utanmak.

Ölüm korkusu,dini konulara aşırı eğilim,neyin doğru neyin yanlış olduğunun araştırılması.

Dikkati toplayamamak, ders çalışırken zamanını iyi değerlendirememek.

Ders çalışmasını engelleyecek bir çok yan uğraşların olması.

 

NEDEN ERGENLİK DÖNEMİ PROBLEMLER VE ÇATIŞMALAR DÖNEMİ OLARAK YAŞANIR? :

Yüzyıllardır ergenlik dönemi problemlerin ve çatışmaların en yoğun yaşandığı ; hem aile hem de çocuk için oldukça zor atlatılan bir dönem olmuştur. Aslında bunun temelinde yatan nedenleri hemen herkes üç aşağı-beş yukarı bilir. Çünkü herkes çeşitli şiddetlerle de olsa bu dönemden geçmiştir. Ana başlıklar altında bu dönemin, ergende kaybı yaratan boyutlarını şöylece sıralamak mümkündür:

1-Genç ergenin statüsü belli değildir. Kısa bir süre öncesine kadar çocuktu ve ondan bu davranış örüntülerini sergilenmesi beklenirdi. Oysa bu kez büyük biri gibi davranması istenir hatta bu konuda uyarılar alır. Ergen nasıl davranacağını şaşırmıştır. Yani bir statü karmaşası yaşar. Bu karmaşa toplumdan gelen bazı nedenlerle artar.

2-Ergenlik dönemi bir değişim dönemi olduğundan , kişinin biyolojik yapısında bir geçiş dönemidir . Bu biyolojik değişimde gencin her boyutuyla değişim sürecine girmesini sağlıyor. İşte kimi zaman bu süreç davranış örüntülerine kaygı-çatışma olarak yansıyabilir.

3-Ergenlikte duygusal yoğunluk artar. Dolayısıyla davranışlarda aşırıya kaçılır ve duygular-allak bulaktır. Ergen tabir yerindeyse havadan nem kapar. Her bakışı,her davranışı kendi ruh haline göre yorumlar. Dolayısıyla içsel çatışmaları yoğunlukla yaşar.

4-Ergenlik döneminde dengesizlikler yoğundur. Göz yaşları kendini aniden kahkahaya, kendine güven yerini güvensizliğe,ilgi yerine vurdum duymazlığa bırakabilir. Bu dalgalanmalar kendini ergenin bireysel ve soysal davranışlarında da gösterir. Dolayısıyla uyumsuzluk yaşaması kaçınılmaz bir sonuç olur.

Ana hatlarıyla ergenlik döneminde ortaya çıkan çatışma ve problemlerin nedenleri verilmeye çalışıldı. Peki ama bu dönemdeki problemleri sıralamak gerekirse nasıl bir kategori grubu geliştirilebilir ? Yapılan araştırmalara göre en yoğun yaşananları şu maddelerde sıralayabiliriz:

a) Fiziksel görünüş ve sağlıkla ilgili olan problemler.

b) Evde -dışarıda toplumsal ilişkilerle ilgili problemler.

c) Karşı cinsle olan ilişkilerdeki problemler.

d) Okul-ödevlerle ilgili olan problemler.

e) Gelecekle ilgili planlar üzerindeki problemler.

f) Töresel ve dinsel birtakım problemler.

g) Mali durumla ilgili problemler.

Ergenin yaşadığı bu tip problemleri çözmedikçe kendine bir yetersizlik duygusu geliştirir. Zihni devamlı kendi problemi ile uğraşır. Bu nedenle dikkat toplaması ve çalışması zorlaşır.( Ya da bazen tam tersi kendini aşın güven ve mutluluğun arkasına saklar.) Ergen hırpalanmadan bu uyumsuz davranış örüntülerden kendini kurtarabilirse huzura kavuşur ve yeterlik duygusu gelişir.

 

ANNE-BABA VE ÖĞRENCİ ARASINDAKİ ETKİLİ İLETİŞİM

Ergenlik çağındaki bir öğrenciye ailesinin yapabileceği en büyük yardım; onu anlamak, sorunları konusunda, yanında olduğunu hissettirebilmektir. Ancak, ne var ki bu dönemde anne-baba ile öğrenci arasındaki ilişkiler çoğu zaman olumsuz olabilmektedir. Anne-babaların sık sık “Oğlum çok değişti, eskiden hiç böyle yapmazdı” , “Kızım hiç sözümü dinlemiyor, her zaman dediklerimin tersini yapıyor” gibi yakınmalarını duymaktayız. Bu gibi yakınmalar ergenler tarafından da dile getirilmektedir. Problemin çözümü ise ebeveyn ile öğrenci arasında etkili ve sağlıklı, iletişim kurulmasından geçmektedir.

 

Kuşak Çatışması

Çocukluktan yetişkinliğe geçişte, yani ergenlik döneminde; ergenin çözmesi gereken en önemli sorunlardan birisi, bilinç dışındaki ana-baba kavramlarında yapmak zorunda olduğu değişikliklerdir. Bu yalın bir bağımsızlık dürtüsünden öte, çocuğun davranışlarına o güne dek rehberlik etmiş olan dayanakların önemli ölçüde değiştirilmesi gereğini de içerir. Çocuk güvenini, ana-babasının herşeyi bilen ve herşeyin üstesinden gelebilen kişiler olduğu inancından alır. Eğer çocuğun yaşantıları ana-babayı bu kavramlarla birlikte algılamasını engeller nitelikteyse anksiyete ve güvensizlik duyguları belirir. Ergenlik çağına ulaşan çocuk ana-babasının güçlü imgelerini yıkma çabasında, ilk adım olarak, onların yerine geçecek başka kişiler arar. Ancak bir süre sonra,aradığını bu yolla bulamayacağının bilincine varır. Giderek yetişkinliğe ulaşmak için gerekli olan gücü ve bilgeliği kendi içinde yaratma zorunluluğunu kabul etmeye başlar.

Bu dönem süresinde ana-baba ergenin gözünde geçici olarak değerini yitirir. Bu durumda ergen yalancı önderlerin güç gösterilerine kolayca kapılabilir. Davranışlarını başkalarının denetiminden çıkarıp otorite etkisinden sıyrılmak için ergenin çok çaba göstermesi ve sürekli denemelerde bulunması gerekir. Bu deneylerin başarıyla sonuçlanmasıyla yetişkin yaşamın temeli atılmış olur. Burada üzerinde durulması gereken konu ise bu süreci atlatırken bir kuşak çatışmasına sahne olması yada en az zararla atlatmaya çalışmasıdır.

Bu dönemde ergen için 2 olumsuz durum vardır. İlki anne ile baba arasındaki anlaşmazlıklara tanık olmak,ikincisi ise bizzat kendilerinin anne ve babayla anlaşmazlık yaşamasıdır.

Geçimsizlikleri, kavga ve tartışmaları seyretmek (anne ile baba arasındaki) ergen için yaralayıcıdır. Anne babanın bu eylemi karşısında eleştirici bir tutumu olan ergen onların tartışmalarını tüm yetişkinlere özgü bir durum olarak kabul edilebilir. Bazen ergen ana-baba anlaşmazlığı ergende iki olumsuz tepki yaratır. Önce bir terk edilme duygusu (çünkü kendi polemiklerine dalan yetişkinler ergene en ufak ilgi gösteremez olurlar.)sonra geleneksel eğitimin o kadar övdüğü aileye özgü rol, uygulamada hiçbir şeye karşı değildir. Bu durumun en sık görülen sonucu gencin olgunlaşmasında bir engellenmeyle ortaya çıkar. Çocuksu duygusal bağların sürdüğüne de tanık olunabilir.

Bazense otorite ahlaki bir uyarı olmaktan çıkar. Çünkü ana babaların ergen karşısındaki davranışlarında kararsızlık vardır .Bu durumda ergen,yetişkinlerin davranışlarında akılcı bir ilke olmadığını düşünür ve onları tutarsızlıkla damgalar. Yine sevginin çocuklar (yani kardeşler) arasında eşit dağıtılmaması da aile ve ergen arasında kutuplaşmalara yol açar.

Ergenler geleceğin yetişkinleri olarak bir takım haklara sahiptirler. Oysa ana-baba ya da çevredeki yetişkinlerin çoğu, ergenin kişiliğini yetişkin otoritesinin uygulandığı bir nesne olarak görür. Oysa ergeni toplumun tanıdığı uygarlık haklarından yararlanması gereken bir kişilik olarak tanımak gerekir. Ana babalar genellikle çocukların olgunlaşmasına bilinçdışı bir biçimde karşı koyar. Bu nedenle ergenin toplumla ilişkiye girmesi onları rahatsız eder. Aile dışındaki yaşam ergene olumsuzluklar yumağı gibi sunulur. Böylece onu kendilerine bağımlı kılmaya çalışırlar.

Aileler ergen hakkında yargıya varırken genellikle kendi ön yargılarını devreye sokarlar. Onları anlamak yerine , yargılamayı ve yanlış olduklarını söylemeyi tercih ederler. İşte bu da zaten patlamaya hazır olan genç ve ebeveyn arasında ciddi çatışmalara yol açar.

Unutulmaması gereken bir şey vardır; ailenin , ergenlik sırasında çocukta meydana gelen değişimlere karşı çıkmasının altında yatan en önemli neden , bu değişimlerin çocuk ile aile arasındaki kopmanın başlangıcı olmasıdır. Anne-baba bunu kabullenemez. Oysa bu yaşanması gereken bir süreçtir ve YAŞANMAK ZORUNDADIR. Baskı , psikolojik savaş , küskünlük vs. yöntemler bu sürecin kalıcı izler (her iki taraf içinde) bırakmasına sebep olur. Anne- baba ergenin davranışlarını ne kadar çok kötüleyip eleştir ve engellerse karşılığında o kadar nefret kazanır.

Gençlerin sağlıklı gelişmesi için onlarla sürekli iletişim halinde olmak, özelliklerini bilmek, kişiliklerine saygı göstermek gereklidir. Böyle davranılamadığında gençler ile erişkinler arasında çatışma başlar. Kuşak çatışması denen bu durumda, gençler ve yetişkinler arasında ilişki kurma, etkileşim ve iletişim oluşturma olanağı bulunamaz. Gençler ile erişkinler arasında meydana gelen kuşak çatışmasının başlıca nedenleri şunlardır:

~ Eve dönüş ve yemek saati

~ Ders çalışma, eğlenme ve gezme zamanı

~ Giyinme ve süslenme biçimi

~ Arkadaş seçimi ve arkadaş ilişkileri

~ Kız - erkek arkadaşlığı

~ Büyüklere karşı saygı

~ Gelenek, görenek ve değer yargıları

~ Dünya görüşü ve fikirlerin tutarsızlığı

Kuşak çatışmasının onarılmaz boyutlara ulaşması, genç ile aileyi birbirinden koparır. Ailesiyle sağlıklı ve doyurucu ilişkiler kuramayan genç, bu gereksinimini başka kişiler ve gruplarda arar.

Gençlerin bir arkadaş grubunun olması onun kimliğini bulması, sosyalleşmesi ve kendini ifade edebilmesi için doğal olarak çok gereklidir; ancak ailesiyle kopmuş bir genç, çok farklı ve tehlikeli grupların etkisinde de kalabilmektedir.

Anne-babalar kuşak çatışmasının onarılmaz boyutlara ulaşmasını önlemek için şu ilkelere dikkat etmelidirler:

è Her şeyden önce genç, artık kendisini bir yetişkin gibi görmektedir, siz de öyle görün ve ona saygı gösterin; “Hadi oradan, daha dünkü çocuğun söylediğine bak” türü yaklaşımlardan kaçının.

è Gençlik çağına ait ruhsal, fiziksel özelliklerin neler olduğunu ve bunun gence olan etkisini öğrenip göz önünde bulundurun.

è Gencin bu dönemde birbiriyle tutarsız olan davranışları karşısında soğukkanlı olun, kırıcı ve yıkıcı tepkiler göstermeyin. · Eviniz ve ailenizle ilgili alacağınız kararlarda onun da görüşünü almaktan çekinmeyin.

è Konuşma ve tartışmalarda doğru düşündüğü, gerçeği bulup söylediği durumlarda ona hak verip, ona katıldığınızı söylemekten çekinmeyin. Bir genç, arkadaş grubuyla ilişkileri ne boyutta olursa olsun, problemleri, sıkıntıları ve sevinçlerinde ailesinin yanında olduğunu hissetmelidir. · Gencin tutum ve davranışlarına yön verirken “Benim gençliğimde...” diye başlayan nutuk ve öğütlerden kaçının. Ona öğüt vermek yerine örnek davranışlarda bulunun.

è Tabii ki çatışmalarda gençlerin de üzerine düşen bazı görev ve sorumluluklar vardır. Gençlere şunları öğütleyebiliriz: “Gençler bilse, yaşlılar yapabilse” deyişini unutmayınız.

è Bütün isteklerinizin hemen, tümüyle o anda gerçekleşemeyebileceğini bilin.

è Her yerde ve her zaman yetişkinlerden öğreneceğiniz bilgi ve deneyimler olduğunu kabul edin!

è Konuşma ve tartışmalarda kırıcı ve sert olmayın!

è Engeller ve sorunlar karşısında en büyük destekçinizin anne ve babanız olduğunu unutmayın! Motivasyonun sağlanmasında ailenin olumlu rol oynayabilmesinin ilk şartı, genci anlamaktır. Ne denli zor bir dönem yaşadığının farkında olmak ve bunu da gence yansıtmak gerekmektedir. Bu da ancak aile içinde "Olumlu bir iletişim ortamı" kurulmasıyla olur. Olumlu bir iletişim ortamının olduğu ailelerde, aile üyeleri birbirini anlar, olduğu gibi kabul eder, hiçbir koşula bağlı olmaksızın sever ve birbirine güvenirler. Böyle bir ortamda yetişen genç, sevildiğini, kendisine güven duyulduğunu, anlaşıldığını bilir, bu da ona güç verir. 

 

ERGENLİKTE TOPLUMSALLAŞMA

Ergen toplumda prestij kazanmaya ve statü sahibi olmaya ihtiyaç duyar. Toplumsal uyum geniş ölçüde bu ihtiyacın karşılanmasına bağlıdır. Ergenlik yılları, bir anlamda toplumsal gelişim ve uyum- uyumsuzluk yılları olarak da değerlendirilebilir. Toplumsal uyum zamanla kazanılmaktadır. Bu uyum ergenlik döneminde bazı deneyimlerle gelişir. Bu devrede birey kendi cinsinden oluşturduğu faaliyetlerini düzenlemeye çalışır.

11-20 yaş dilimleri arasındaki, ergenlik çağı kişiliğin toplumsal nitellik kazandığı bir arayış dönemidir. Bu arayış içinde ergen kim olduğunu , neye değer vereceğini , kime bağlanıp inanacağını, amacını bulmaya çalışır. Çevresinde daima ''onun gibi olmak'' istediği kişiler arar. Böylece özdeşleşerek kişiliğine biçim verirken, yetiştiği çevrenin ekonomik ve sosyo-kültürel koşullarının etkisi altında, sorumluluk ve özerklik arasında denge kurmak ister.

Zamanla karşı cinse karşı duyulan antagonizmin (husumet) yerini ilgi alır. Bu ilgi erkeklerde genelde on altı yaş sonrasında gelişir. Ergenlik dönemi sonunda toplumsal davranışlarda olgunlaşma ve grupta genişleme görülür. Bu dönemde birey ait olduğu gruba fazla önem verir. Grup normlarına uymak için büyük çaba harcar. Bu uyum yalnızca dış görünüş ve davranışları değil ayna zamanda fikirleri de kapsar. Birey genel olarak benimsemediğini beğenmez yapmadığını yapmaz. Grup normlarından ayrılmaktan çekinir. O grup standartları doğrultusunda , gereksinme ve isteklerine doyum sağlamak amacıyla sürekli faaliyet girişimlerinde bulunur. Ergen değişen ve gelişen kişiliği içinde , çevrede yeni değerler aramaya, kişiliğin olgunlaşmasında rol oynayan özdeşleşme özerklik, sorumluluk kavramlarına yanıt bulmaya çalışır. Bu kavramlar gence kişilik kazandırır toplumda ilişkilerini biçimlendirir, toplumdaki yerini ve rolünü oluşturur. O halde gencin kişiliğini başka bir deyişle duygu- düşünce tutum ve eylemini değerlendirmek, ancak onun içinde yaşadığı ya da içinden çıktığı çevreyi tanımak bu çevre içinde sözü edilen temel kavramların ne şekilde geliştiğini bilmekle olur.

 

ERGENLİK DÖNEMİNİ PROBLEMSİZ GEÇİRMEDE AİLEYE DÜŞEN GÖREVLER

1-Anne-baba kendi arasındaki problemleri ve anlaşmazlıkları ergenden izole ortamlarda tartışıp sonuca ulaştırmalıdır .Ergenin önünde oluşan tartışma ve kavgalar onun ilerideki hayatını etkileyecek kadar olumsuz sonuçlara yol açar. Sevilmediği ve terk edileceği hissine kapılan ergen bu duyguları üzerinden uzun süre atamaz.

2-Anne ve baba ergen konusunda (okul hayatı, sosyal-psikolojik dünyası vs) tutarlı ve kararlı tavırlar sergilemelidir. Aksi halde tutarsızlık ergende otorite boşluğu ve uyum güçlüğü oluşturabilir.

3-Anne-baba çocuklar arasında eşit sevgi ve ilgi dağılımı yapmalıdır. Aksi durum özellikle ergenlerde ağır sonuçlara yol açar ( evden kaçma,intihar teşebbüsü vs )

4-Aile ergeni sevdiğini ve değer verdiğini her davranışıyla gence sergilemeli. Onun kararlarına saygılı davranmalıdır.

5-Ergenin olumsuz davranışlarını değerlendirirken bile,aile onu yargılamak yerine anlamaya çalışmalıdır .

6-Ergenin,ailesi tarafından onore edilmesi ve başarılarının takdir edilmesi onda güven ve değerlilik duygusu geliştirir. Aile buna azami özen göstermelidir.

Aile, gencin zorluklarını anlamalı ve bunu ona aktarmalıdır. "Hem okulu hem dershaneyi birlikte götürmenin zor ve yorucu olduğunu biliyorum ve bu zor dönemde senin yanındayım, benden istediğin desteği vermeye hazırım." şeklinde bir ifade gencin aileye olan güvenini daha da pekiştirecektir. Anlaşıldığının farkına varan genç yaşadığı zorlukları rahatça ailesiyle paylaşacak, sorumluluklarına da daha sıkı sarılacaktır.

 

UYUŞTURUCU MADDE KULLANIMINI ÖNLEMEK İÇİN ANNE VE BABALARIN DİKKATİNE..

 

A. ÇOCUK VE GENCE ÖRNEK OLMA

Çocukların hergün karşı karşıya kaldıkları anne baba tutum, davranış ve ilişki biçimlerinin; onların eğitiminde çok önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Aile ilişkileri, çocuklar için, davranış biçimleri ve insan ilişkilerinin öğrenildiği bir sahne oluşturmaktadır. Madde kullanım konusunda da, benzer mekanizma işlenmekte olup; çocuklar, anne babanın maddeler konusundaki tutum ve davranışlarını gözlemlemekte ve benzer şeyleri uygulamaktadır. Toplumda, anne baba başta olmak üzere, öğretmenler ve diğer etkili yetişkinlerin madde kullanımı konusundaki tutum ve davranışları; çocuk ve gençler için çoğu kez kavram karmaşası yaratmaktadır. Çocuk ve gençler, zararlı etkisi kesin olarak kanıtlanmış olan sigara ve alkol gibi maddelerin, neden erişkinler tarafından kullanıldıklarını tam olarak kavrayamamakta; kendilerinin de bu ve buna benzer maddeleri kullanabileceği düşüncesi oluşmaktadır. Anne babalar, her ne kadar, çocuk ve gençleri bağımlılık yapan maddeler konusunda uyarsa da; kendi sergiledikleri davranış modelleri, mantıklı uyarılarından çok daha etkin olmaktadır. Bu nedenle, anne babaların, kendilerinin kullanımı konusundaki tutum ve davranışlarının nasıl olduğunu irdelemeleri gerekir. Örneğin alkol, sigara, ilaç kullanımı konularında bu maddeleri kullanma nedenleri, sıklıkları, bu maddelere gereksinimleri, kullanıp-bırakma paternleri, bu alandaki güçlülük ve zayıflıkları gibi özelliklerin hepsi önem taşımaktadır. Çocuklar, anne babanın davranışlarını görerek öğrenir, anne-babanın birbirlerine olan tutum ve davranışlarını da kendilerine örnek alır, sorunların çözümünde anne babanın davranışlarını kopya ederler.

 

B. AİLE İÇİ EĞİTİM

Eşler arasındaki ilişkilerin her zaman çok pürüzsüz olması beklenemez. Zaman zaman sürtüşme, anlaşmazlık ve tartışmalar da olması doğaldır. Önemli olan, anlaşmazlıklar karşısında, eşlerin olaya yaklaşımları, birbirlerine karşı davranışları ve çözüme ulaşmada izlenen yolların nasıl olduğudur. Anlaşmazlıklarda eşlerin karşılıklı oturup konuşabilmesi, her iki tarafın da kabullenebileceği bir çözüm yolu bulabilme becerisi önem taşımaktadır. Hiç sorun yokmuşçasına olayları görmezden gelip sahte bir uyum içinde yaşıyor olmak, hep birinin boyun eğmek zorunda sağlıksız bir ilişki biçimini sürdürmek, sorunların çözümünde çocuklara sarılmak ya da çatışmayı onların üzerine yansıtmak sağlıksız iletişim modelleridir.

Çocukların eğitiminde eşlerin beklentileri, istekleri, rolleri, sorumlulukları, eğitime yaklaşım biçimleri kuşkusuz birbiriyle tümüyle aynı paralelde olmayabilir. Ancak, temel konulardaki eğitim anlayışında, tutarlı ve uyumlu bir birlikteliğin sağlanması çocuklar adına önem taşımaktadır.

 

ERGENLİK DÖNEMİNDE SİGARA-İÇKİ VE MADDE BAĞIMLILIĞI:

Ergenlik döneminin duygularda ve davranışlarda eşgüdümün olmadığı bir dönem olduğu önceki başlıklarda ele alınmıştı. O halde ergen kaygı yaratan bu olumsuzluklar ve çelişkiler içinde nasıl bir kaçış yolu izleyecektir? Sağlıklı ve güvenli kişilik yapısına sahip birey , bu kaygı sürecini hem kendi hem de toplum lehine çevirebilir. Herhangi bir enstrüman çalmaya yönelme,çeşitli sanatsal ve kültürel aktiviteler yada spor faaliyetleri gibi... Ama ne yazık ki gençliğin bir kısmı sigara,alkol ya da uyuşturucu madde bağımlılığıyla aşmaya çalışıyor. Peki neden bu yollar izleniyor ve her geçen gün bu zehirler gençler arasında yaygınlaşıyor. Bunu maddeler halinde sıralayacak olursak :

1-Kendini gösterme,büyüdüğünü kanıtlama çabası. Ergen özellikle büyüdüğünü kanıtlamak için ilk basamak olan sigara ile işe başlar. Elinde sigara ile (özellikle yetişkinlere) meydan okur. Aslında ilk etapta içtiği sigara kendisi için de rahatsız edici ve zevk vermeyen bir maddedir. Ama ergen kendini ortaya koymak için bunu yapar. Buda yaşamın sonuna kadar sürecek kötü bir alışkanlık kazanmasına,bedenine ve etrafındakilere zarar vermesine neden olur.

2-Arkadaş gurubuna dahil olma,dışlanmama ve kendini yalnız hissetmemek için o grubun kurallarına uymaya çalışır. Genelde de sigara-içki-uyuşturucu madde kullanımı yaygın olan bu tarz sağlıksız gruplar,içine aldıkları üyeleri de bu kurallara uyması için baskı altında tutarlar. Ergen zaten acizlik duyguları içinde ait olmak, ait olduğu gruptan dışlanmamak için bu kötü alışkanlıklarla tanışır. Zaten zamanla bu bağımlılık yapıcı maddelerin esiri olur ömrünü ya hastane ya hapishane (veya ıslahevi)-ya da intiharla noktalar.

3-Ergen,bu maddelerin gençlik bunalımlarını aşmada yardım edeceğini düşünür. Düzensiz fikirler, içsel ve toplumsal çatışmalar, ailevi sorunlar, cinsel kimlik arayışı gibi nedenler ergeni bunalıma sürükler. Kendisini anlaşılamadığını düşünen ergen,bu çaresizliğini içki veya uyuşturucu madde ile gidermeye çalışır. Oysa zamanla yalnızlık ve çaresizliği artar, toplumdan dışlanır. Yani düşündüğü gibi, bu maddeler yalnızlığı ve çaresizliğine ilaç olmak yerine; onu iyice aciz ve yalnız kılar.

4- Merak. Bir kısım gençte bu tarz bağımlılık yapan maddeleri sadece merak ettiklerinden deneme ihtiyacı duyarlar. Onları ''Bir kereden bir şey olmaz.''zihniyeti bağımlılığa iter. Sonuçta pek çoğu da bu bağımlılıktan geri dönemez.

Sigara-içki ya da uyuşturucu madde bağımlılığı ergenin gücü , büyüdüğünün göstergesi olmaktan ziyade onun yalnızlıkla acizliğinin kanıtıdır. Bu nedenle yetişkinler, ana-babalar-öğretmenler böyle bir durumda kızıp sinirlenmek çocuğu cezalandırmak yerine ; ona yardım edebileceği yöntemler aramalıdır.

1-Öncelikli ve en önemli husus inandırıcılıktır. Özellikle ebeveynlerini ve öğretmenlerini model alacak olan ergen onlar gibi davranmaya ve yaşamaya çalışacağından zararlı madde bağımlısı böyle bir yetişkinin vereceği öğütler , gencin gözünde hiçbir öneminin olmadığını bilin. (elinde sigara ve içki kadehiyle bunların zararlarını anlatan bir yetişkinin sözleri gence ne derece inandırıcı gelebilir?)

2-Çocuklarınızı-öğrencilerinizi önemseyin. Sizler onlara ne kadar güvenir ,ne kadar gurur duyduğunuzu hissettirir ona zaman ayırıp problemleriyle ilgilenirseniz; onlarda kendilerini o kadar değerli hissederler. Dolayısıyla problemlerinden kaçmak için zararlı madde bağımlılığına yönelmezler.

3-Çocuklarınızın hayatına gereksiz müdahale etmeyin. Ama yaşam şekillerini , arkadaş çevrelerini ortamlarını ve harçlıklarını nereye harcadıklarını ; onlara hissettirmeden araştırın. Böylece hatalı bir adım atmalarını engellemek daha kolay olur.

4-Bu tür madde bağımlılığı batağına sürüklenen gencin ihtiyacı olan en son şey ebeveynlerinin ya da öğretmenlerinin baskıları,sözlü ya da fiziksel şiddet kullanmalarıdır. Bu nedenle ana – baba ve öğretmenler gence yardım etmeye çalışmalı , onu dinlemeli ve çözüm için birlikte kararlar almalıdır.

 

C. ÖZGÜR, BAĞIMSIZ, SORUMLU, SINIRLARINI BİLEN, GÜVENLİ ÇOCUK YETİŞTİRME:

Madde bağımlılığı tehlikesi ile ilgili olarak anne babaların bilmesi gereken önemli özelliklerden biri; çocukları ve gençleri bağımsız olarak yetiştirebilmenin, onları madde bağımlılığından uzak tutabilecek en önemli etkenlerden biri olduğudur.

Maddeler, ancak kullanıldığında bağımlılık yaratırlar. Bağımlılık yapan maddelerin tümü ortadan kaldırılması mümkün olmayacağına göre; kişinin bu maddeleri kullanmama gücünün gelişmiş olması en temel özellik gibi görünmektedir. Kişinin madde kullanması için, maddeye hayır deme gücünün olmaması ve madde kullanımı konusunda önceden istekli olması gerekir. Bir başka deyişle, maddeye hayır diyemeyen ve kendisiyle ilgili sorumluluk duygusu yeterince gelişmemiş olan kişilerde maddeye alışma tehlikesi çok daha fazla olduğu söylenebilir.

Çocuklara sorumluluk duygusunu verebilmek, onları madde bağımlılığından uzak tutabilecek en önemli unsurdur. Çocukları bağımsız olarak yetiştirmenin ne olduğu; onlara güven ve bağımsızlık duygusunu kazandıran bir eğitim yaklaşımının nasıl olacağı soruları hep akla gelmektedir. Bunu anlayabilmek için, çocukların, kendilerine özgü bir özgürlük ve serbestlikleri olması; ancak her şeyde olduğu gibi, bu özgürlüğünde sınırlarının iyi tanımlanması gerektiği bilinmelidir.

Çocukların kendilerine güvenebilmeleri, kişilik sahibi olabilmeleri için yalnız başlarına, anne-babasız hareket edebilecekleri alanlara gereksim bulunmaktadır. Anne-babaya düşen görev, çocuklarına bu serbest alanda yol göstermek; ancak bu serbestliğin sınırlarını da açık olarak belirlemektir.

Bu nedenle; çocukların belirli konularda; yaşlarına uygun olarak ve kendi başlarına serbest hareket edebilmeleri, onların kendi davranışlarını kontrol edebilmeleri için çok önemlidir.

Çocuk kendi başına bir karar verdiğinde; bu kararın kendi yaşamı üzerindeki etkileri konusunda bir sorumluluk alacak ve belli oranda bir riske girecektir. Bu risk ona ağır gelse bile, sonuçta kendisine bazı deneyimler kazandıracaktır. Kendi verdiği kararlar sonucu çocuğun olumlu şeyler elde etmesi, ona verdiği kararın doğru olduğunu öğrenecek; olumsuz şeyler yaşaması ise, bu deneyimin ona daha sonraki denemeler için katkıda bulunmasına sağlayacaktır. Bu deneyimler sonuçta, çocukta güven ve sorumluluk duygusunun gelişmesinde önemli adımlar olarak düşünülmektedir.

Bağımsızlık ve kişisel sorumluluk ancak uzun zaman süreci içinde, yavaş yavaş ve alıştırmalarla verilebilir.

Hangi yaşta olursa olsun, herkesin belirli sınırlara gereksinimi vardır. Hem toplumsal yaşantıda uyumlu olabilmek, hem kişisel iç huzuru ve dengeyi sağlayabilmek için; kişinin belirli sınırlarının olmasına gerek vardır. Bu sınırlar, kişisel bütünlüğü koruyabilmek ve başkalarıyla iletişimde açık ve net olabilmek için de gereklidir. Bu sınırlar aynı zamanda, kişinin kendini hangi alanlarda ve nereye kadar geliştirebileceğinin da bir ölçüsü gibi düşünülebilir. Çocukların sınırları, önce anne baba olmak üzere çevre ve toplum tarafından belirlenmektedir. Aile, okul, meslek eğitimi, maddi durum, ev durumu gibi aileye değişen etkenler yanı sıra; ailenin çocuk yetiştirme biçimleri, tüm alanlarıyla eğitim ve öğretim, toplumdaki sosyal ve kültürel değer yargıları da bu sınırların belirlenmesinde çok önem taşıyan değişkenlerdir.

Çocukların sınırlarının nasıl ve ne oranda olması gerektiği aile tarafından belirlenirken; kuşkusuz, çocuğun kendinden getirdiği yaratılış özellikleri de bunda etkili olmaktadır.

Daha bebeklikten başlayan bu sınırlar, çocuğun gereksinimleri ve ailenin tutumuna göre, her yaş için farklı düzey ve biçimde olmak üzere yeniden ayarlanmalıdır.

Çocuk ve gencin sınırları; “esnek ama gevşek değil”, “belirli ama katı değil”, “ tutarlı ama değişmez değil”, “yaptırımı olan ama zorlayıcı değil” nitelikte olmalıdır. Kuşkusuz, bu sınırların belirlenmesine, çocuk ve gencin gereksinimleri, beklentileri, dilekleri de önemsenmeli; gelişen topluma göre güncel değerler göz önüne alınmalı; çocuk ve gencin de bu oluşumda payının olmasına dikkat edilmelidir. Çocuğa belirlenen sınırların çok geniş ve gevşek olması; bir anlamda “sınır olmaması” anlamına gelmektedir. Bu durumda çocuk ve genç, gerçek yaşamda neyi, ne zaman, nerede, nasıl yapacağını öğrenmemekte; davranışlarını ayarlama ve kontrol edebilmeyi becerememekte; gerçek yaşamdaki ilişkileri

tam anlamıyla kavrayamamakta; insanlarla ve toplumla olan ilişkilerini ayarlayamamakta; kendi sınırlarının nerede bittiği ve başkalarının özgürlüğünün nerede başladığını kestirememekte; sosyal uyum ve iletişimde ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır.

Bunun tersine, çocuğa gereksiz engellemeler ve yasaklardan oluşan bir sınır belirlenmesi; “çocuğun kişiliğinin aşırı sınırlanması” demektir. Bu durum, çocuk ve gencin yaşam becerilerinin gelişmesinde engelleyici rol oynamakta; güvensizlik, karamsarlık ve kuşku duyguları ve bunların neden olduğu yeni psikososyal sorunlara yol açmaktadır.

Sınır ve sorumlulukların kesin olarak belirlenmediği, anne baba arasında belirgin tutum farklılıkları olduğu, aynı konuda farlı zamanlarda farklı sınırların söz konusu olduğu durumlar; “belirsizlik, tutarsızlık ve güvenilmezlik” olarak değerlendirilmektedir. Böyle bir durumda, çocuk ve genci, kendi davranışlarını ayarlama, karar verme ve sorumluluk almada sorun yaşamasına neden olacaktır.

 

Çocuk ve genç,

-Duygusal açıdan sevgi, ilgi, yakınlık, onaylama, saygı görme, önem verilme, övgü alma, cesaretlendirme, kendini özgürce anlatabilme, belli sınırlar içinde bağımsız davranabilme, sağlıklı bir ortamda büyüyüp gelişme, uygun biçimde eğitilme, umut ve beklentilerinin desteklenmesini ister.

-Anne baba davranışlarını görerek öğrenir,

-Anne babayı kendine örnek alıp taklit eder,

-Anne babanın birbirlerine karşı davranışlarını gözler,

-Sorun çözümünde anne babadan gördüklerini yapar.

-Anne babanın ona zaman ayırmasına gereksinim duyar,

-Ailede olumsuz ilişkiler varsa onarılmasını ister,

-Sorumlulukları üstlenmede yol gösterilme ve destek arar.

-Çocuk ve gence sorumluluk duygusu verilmelidir, çünkü, sorumluluk duygusu madde bağımlılığından uzak olabilmede önemli bir unsurdur.

 

Alkol/Madde Kullanan Kişiyi Tedaviye Yönlendirmede Temel Yaklaşım

` Alkol/Madde kullanan kişi, sorunun varlığını inkar etme eğilimindedir. Bir şey söylemek yerine, aktif biçimde çok iyi dinlemek,

` Alkol/Maddenin, kişinin yaşamı üzerindeki olumsuz etkilerinin neler olduğunu farketmesini sağlamak,

` Tartışmadan kaçınmak, yargılamamak, kendine güvenmesini sağlamaya çalışmak,

` Onu olduğu gibi kabul etmek,

` Alkol/Madde kullanımıyla ilgili sorunların sorumluluğunu ona bırakmamak; kendi kararlarını vermesini desteklemek.

 

Çocuk Ve Gençte Madde Kullanımını Düşündüren Belirtiler:

Ergenlik dönemi, puberte ile başladığı, gencin kendi ekonomik bağımsızlığının kazandığı yaşlara kadar sürdüğü kabul edilen bir gelişim dönemidir. Biyolojik, psikolojik ve ruhsal olarak hızlı değişimlerin yaşandığı bu cağ; kendine özgü bazı özellikler taşımaktadır. 10’ lu yaşların başından, 20’li yaşların başı ya da ortasına kadar uzayabilen bu dönemde; bir çocuğu yetişkin hale gelmesi söz konusudur.

Her çocuk ve gencin kendine özgü biçimde yaşadığı bu dönemde, bireysel ruhsal bağımsızlığın kazanılması, uygun ve tutarlı akran ilişkilerinin kurulabilmesi, kimlik duygusunun şekillenmesi, geleceğe yönelik planların oluşturulması, karşı cinse ilişkin tutum ve davranışların tutarlı hale gelmesi, iş ve meslek yolunun çizilmesi, aile ve toplum değer yargılarının harmanlanıp kişinin kendine özgü bir değerler sistemi oluşturulması, ekonomik bağımsızlın sağlanması, davranışlarının sorumluluğunu üstlenir hale gelebilmesi gibi bir çok görev beklenmektedir.

Ergenlik döneminin uzun zaman sürmesi yanısıra, ergenden beklenen görevlerin çeşitliliği ve zorluğu; bu dönemde ergenlerin bazı sorunlar yaşamasına yol açabilir. Bu dönemin kendine özgü ruhsal ve davranışsal özellikleri, duygusal çalkantıları, uyum güçlükler, kimlik sorunları, bocalamaları, otoriteyle çatışmaları çoğu kez büyük sarsıntılara neden olmaksızın çözülür. Ancak bazı ergenler için, bu özellikler, ciddi ve ağır biçimde sorun yaşanmasına neden olabilir. Madde kullanımı da bu ciddi sorunlar arasında sayılmaktadır.

Ergenlik döneminin olağan gelişimsel çalkantılar arasında; derslerdeki başarısında dalgalanmalar, aileyle çatışma ve aile yaşamından uzaklaşma isteği, ruhsal yönden duygusal ve davranışsal sorunlar gösterme, ilgi ve isteklerinde kararsızlık ve değişkenlik, okul ya da meslek eğitimine ilişkin sorun ve bocalamalar yerini değiştirme gibi önemli kararlar söz konusu olabilir.

Çocuk ve gençlerde, madde bağımlılığının başlangıcını gösteren kesin bir işaret yoktur. Ergenliğin olağan duygusal sorunları ya da başka ruhsal bozuklukların da benzer belirtilere yol açabileceği akılda tutulmalı; ancak, ergende madde kullanımı kuşkusunu akla getirebilecek bazı ciddi davranış değişiklikleri gözden kaçırılmamalıdır. Bu belirtilerin ciddiyetinin değerlendirilmesi, başka ruhsal sorunlarla ayırıcı tanının yapılması, çözüm önerileri ve tedavi yaklaşımı; madde kullanımı konusunda özelleşmiş çocuk/ergen psikiyatristleri ve erişkin psikiyatrislerinin görev ve sorumluluk alanı içindedir.

 

Çocuk Ve Gençte Madde Kullanım Kuşkusu Yaratabilecek Belirtiler

a Derslerdeki başarı oranı tamamen ve her derste birden düşmesi,

a Sık sık arkadaş değiştirme,

a Arkadaşlarına tamamen sırt çevirme,

a Çevreyle ilişkilerden kaçınma,

a Tamamen içine kapanma,

a Hiçbir şeye ilgi duymama ve her şeyden uzak kalma,

a Zaman zaman aşırı neşe ile öfke/saldırganlık arasında gidip dalgalanmalar,

a Evde odasına kapanma,

a Kendi bakım ve temizliğine dikkat etmez hale gelme,

a Fazla para harcama,

a Okulu ya da iş eğitimini tamamen bırakma,

a Kendi geleceği için hiçbir yol görmeme,

a Geleceğe dönük hiçbir adım atmak istememe,

a Ellerde titreme,

a Aşırı derecede terlemek,

a Uykusuzluk.

 

ERGENLİK DÖNEMİNDE ARKADAŞ GRUPLARI VE ÇETELERE YÖNELME

Ergenliğin başlamasıyla birlikte daha önce aile tarafından karşılanan işlevlerden bir çoğunu akran grubu üstlenir. Bu gittikçe artan bir biçimde aileden bağımsızlaşmanın ilerlemesi için önemlidir. Akran grubu ergen için çocukluktan yetişkinliğe, bağımlılıktan gittikçe -artan bağımsızlığa; aile denetiminden, gittikçe artmakta olan kendini denetime hızla geçiş döneminde tutulacak bir dal olmaktadır. Bu geçiş doğası itibarıyla tedricidir ve grup içindeki akranlarla özellikle Liderle yapılan özdeşimle geçiş kolaylaşır. Ergenliğin ilk yıllarında , özdeşimler genellikle aynı cinsten olan üyelerle kurulur. Ergenliğin ortalarına doğru ise karşı cinsten gruplara doğru bir eğilim ortaya çıkar. Bu eğilim arttıkça ergenler için daha önem kazanmaya başlar ve ergenliğin sonların da her iki cinsten akranlarla sürekliliği olan ilişkiler kurulmaya başlanır.

Gruplaşmalar anlaşılacağı üzere erinlik-ergenlik döneminde önüne geçilmez bir oluşum sürecidir. Bu süreç kimi zaman gencin kendini bulması , özdenetiminin sağlanması ve sosyalleşmesi açısından gereklidir ve sağlıklı sonuçlar doğurur. Ama kimi zamanda denetimden uzak problem kaynağı gruplaşmalar oluşur ki bu gencin geleceğini bile tehlikeye sokabilecek bir tehdittir.

Çeteleşme ya da çete grupları diye adlandırılan oluşumlara gelince; çete , dışarıdan herhangi bir yardım görmeyen ve sosyal bir hedefi olmayan , kendiliğinden oluşan yöresel bir gruptur. Ortak ilgilere sahip çocukların oluşturdukları gruplaşmadır.

Anne babaların , öğretmenlerin ya da gençlik liderlerinin her hangi bir desteği olmadan ergenler tarafından kurulmuştur. Çete, otorite nedeniyle yetişkinlere düşman olmayabilir. Bununla birlikte çeteler ne yetişkin onayına ihtiyaç duyar , ne de dışardan bir kontrole tabi olmak ister. Onlar kendi otoritelerini kendileri sağlarlar.

             Özellikle Avrupa'da amaçsız , çocukça suç işleyen çeteler toplumsal bir sorun oluşturmaktadır. Ülkemizde de özellikle son yıllarda bu tarz çeteleşmelerin olumsuz sonuçlarını yaşamaya başladık. Özellikle ortaokul ve lise düzeyinde oluşan bu çetelerin üyeleri, henüz yerleşmeyen kişilikleri -yetersiz özgüvenleri ve kendilerini değersiz hissetmelerini (grubunda verdiği rahatlıkla) şiddet ve kavga yoluyla bastırmaya çalışırlar. En basit ifadeleri ile ; kız meselesi , maç meselesi , senin-benim mahallem ya da grubum gibi sudan bahanelerle; taşlı sopalı hatta bıçaklı kavgalara girmekte , yaralanmakta hatta ölüme gitmekteler. Bu gençlerin dışardan çok güçlü , hiçbir şeyden korkmayan bir görüntü ya da daha doğru bir ifadeyle imajları vardır. Oysa psikolojik yapıları incelendiğinde, kendine ''dayı''maskesi takan bu gençlerin , aslında zayıf kişiliğe sahip , öz güvenden yoksun çelişkilerle dolu tutarsız bireyler olduğu görülür. Bu aciz yönlerini gizlemek için kabadayılığa baş vurduğu saklanamaz bir gerçektir.

              Toplumsal uyumu zedeleyici ve gençlerin hem yaşamını hem geleceğini tehdit eden bu oluşumların önüne geçmekte ana-baba ve eğitimcilere düşmektedir. Özellikle okullarda , bu grupları dışlayıp cezalandırmak çözüm değil tam aksine çözümsüzlüktür. Bu gençleri anlamak onları kabullenmek problemi çözmenin yarısıdır. Ailelerin çocuklarıyla yeterli ve gerekli iletişim kurmaları, onları kendilerini ortaya koymaları için zemin hazırlamaları gençlerin böylesi gruplaşmalara yönelmelerine de engel olacaktır.

 

ERGENLİK DÖNEMİNDE CİNSELLİK

          Ergen cinselliği, ergenlikten olgunluğa kadar süren dönemdeki insan cinsel yaşamının bir görünümü olarak tanımlanabilir. Bu görünüm içinde ;

1-Cinsel organların , cinsel etkinliğe hazırlığı

2-Bedenin değişik bölümlerinin cinsel uyarımı

3-Cinsel uyanma ve orgazm

4-Çoğalma

gibi olgulardan birini ya da bunların herhangi bir birleşimini amaçlayan davranış, düşlem, duygu ve  tutum koşulları girer. Pratik açıdan,olağan ergen cinselliği yaklaşık olarak 12-21 takvim yaşları arasındaki insan cinsel yaşamının koşullarını konu alır. Söz konusu dönem 12-17 yaşlar arası ön ergenlik ve 17-21 yaşlar arası son ergenlik olmak üzere ikiye ayrılır.

              Ergenlik döneminde gencin hem fiziksel hem de duygusal açıdan değiştiğini-geliştiğini biliyoruz. Sağlıklı olan bir genç bu dönemde cinsel açıdan da gelişir ve birtakım ilkler yaşar. Bu cinsel deneyimler- gelişimler kızlarda ve erkeklerde ciddi bir farklılık göstermez. (Bu fark fizyolojik olmaktan ziyade toplumsal baskılar sonucudur). Genellikle karşı cinse duyulan ilgi-istek ve mastürbasyon temeline dayalı olan ergen cinselliği, aslında hassas bir geçiş dönemidir. Özellikle ebeveynler unutulmamalıdır ki bu her gencin yaşaması gereken fizyolojik bir süreçtir. Bu dönemde ergen ya da onun bu tür aktivasyonlarını engellemek , aşağılamak ya da en sık yapılan şekliyle suçlamak, gençte tamiri zor izler bırakabilir. Kendini suçlu ve hata yapan biri gözüyle gören genç ya cinsel aktivasyonunu tamamen bilinç altına iter ve hiçbir ihtiyacı yokmuş gibi davranır.( ki bu gelecekteki cinsel hayatını son derece olumsuz etkiler) veya sapkın davranışlarıyla adeta kendini suçlayanlardan intikam alır.(eşcinsellik,hayvanlarla cinsel ilişki,sürekli mastürbasyon vs gibi. Ama bunların da çoğunluğunun geçici olduğu unutulmamalıdır.)

             Bu durumu en sağlıklı çözüme oluşturacak kişiler yine ebeveynlerdir. Anne kız çocuğa baba ise erkek çocuğa sağlıklı bir model olmalı, onları bu dönemde yalnız bırakmamalı,destek çıkmalıdır. Cinselliğin doğal bir süreç olduğunu gencin bundan dolayı korkup, kendini suçlamaması gerektiği ergene anlatılmalıdır. Onun kaygıları azaltmaya çalışılmalı ve sağlıklı cinsel bilgiler verilmelidir.

Ergenin cinsel davranışları ile ilgili daha doğrusu bu davranışlara yönlendiren bir takım dış etkenler vardır. Bunlar:

1-Kültür: Kültür gence cinselliği yaşama sınırlarını çizer. Nereye kadar kabullenir olacağını ,nereden sonra aşağılanacağını belirler.

2-Din: Dinin yasak koyucu müeyyideleri cinselliğin sınırlarını belirleyici niteliktedir.

3-Çevre

4-Ailenin sosyo-ekonomik düzeyi.

 

ERGENLİK DÖNEMİ VE İNTİHARLAR

               İntiharın ( öze kıyım ) tanımını yapmak güçtür. Durkheim'e göre intihar''Bir insanın doğuracağı sonucu bilerek olumlu ya da olumsuz bir eyleme doğrudan doğruya ya da araçlı olarak kendini ölüme sürüklemesidir.'' Birçok intihar kaza biçiminde gerçek intihar vakalarını yansıtmamaktadır.

               Yaşamın sürdürülmesi ve haz elde edilmesi temel amaç olduğuna göre intiharlar bir tür yabancılaşmadır. İntihar olaylarındaki veriler incelendiğinde toplumsal ve dinsel bağları güçlü olanlar zayıf olanlara göre,evlilerde bekarlara göre, çocuklularda çocuksuzlara göre intihar oranı daha azdır. Ayrıca yine kırsal alanda kentlere oranla daha az, erkeklerde kadınlara oranla daha fazla intihar vakası saptanmıştır.

             İntiharın tanım ve kapsamı kısaca belirtildikten sonra, ergenlik döneminde görülen intiharlar üstünde durmakta fayda vardır. Çünkü ergenliğin bir çelişki ve tutarsızlıklar dönemi olduğu, gencin saldırgan, umutsuz, isyankar tavırlarla hareket ettiğini belirtmiştik. Bir noktada saldırganlığın insanın kendisine yönelmesi anlamını taşıyan intihara, ergenin yakın olması kaçınılmazdır. Şimdi ergenlik döneminde ortaya çıkan intiharların sebeplerini sıralayalım:

 

1-Ailevi nedenler: Aile bireylerinin yeterince model oluşturamaması,genci anlamak yerine ona karşı baskıcı ve cezalandırıcı ya da sevgiyi esirgeyici tutum sergilemesi, anne-baba geçimsizliği ve kavgaların çocuğa yansıtılması ya da doğrudan çocuğun hedef alınması,ailenin aşırı ilgisi veya ilgisizliği, aile bireyleri arasındaki iletişim kopukluğu gibi nedenler sayılabilir.

 

2-0kuldan kaynaklanan nedeler: Öğretmen (ya da okul idaresi ) ile öğrenci arasında sonu şiddet kullanmaya kadar varan problemler-iletişim kopukluğu, eğitimcilerin özellikle ergenlik dönemi gençlerin hassasiyetlerine özen göstermemesi veya bu hassasiyetlerden haberdar olmaması. Okul rehberlik servislerine gereken önemin verilmemesi ve yaygınlaştırılamayışı, okul aile iletişiminde güçlükler kopukluklar olması. Okulun başarıyı öğrenciden üstün ve önemli görüp başarısızlığı öğrenciye mal etmesi.

 

3-Çevresel nedenler: Kitle iletişim araçlarının zaman zaman intiharı özendirici yayınlar yapması, çocuğun çevresindeki yetişkinlerin tutarsız davranışları,gencin sosyo-ekonomik ve kültürel yoksunluklar içinde olması .

İntihara karşı alınabilecek önlemleri şöyle sıralayabiliriz :

1-Aile çocuklarının içinde bulundukları gelişim döneminin özelliklerini iyi tanımalı ona bu hassasiyetle yaklaşmalı, dinlemeli ve anlamaya çalışmalıdır.

2-0kul ve öğretmen ders başarısının her şey demek olmadığını, gencin kendisi olarak değerli olduğunu ona hissettirmeli, genci anlamaya ve doğru yönlendirmeye çalışmalıdır.

3-Gerek kitle iletişim araçları ve gerekse sağlıksız çevrenin gençte yol açacağı yıkıcı etkileri azaltmak için, gence seçiciliği konusunda aile-okul-yetişkin çevresi yardımcı olmalıdır.

 

Gençlik dönemi ve kimlik oluşumu

Gençlik döneminin en önemli psikososyal yanı, kimliğin kazanılmasıdır. Gencin bu dönemde sağlam bir kimlik duygusu geliştirebilmesi gerekir. Kimliğin en kısa tanımı "kişinin kim olduğunun ve nereye gittiğinin farkında olması"dır. Yani genç insanın "ben kimim?" sorusuna verebilecek cevabı bulunmasıdır. Kimlik, özdeşimlerin bittiği yerde başlar. Çocuk, ruhsal gelişimi sırasında çeşitli özdeşimler kurar. Yani çevresindeki yetişkin insanları, dar anlamıyla da ana-babayı model alır, onların davranışlarını taklit eder içine sindirerek kendi özellikleri haline getirir. Çocukluktaki bu özdeşimlerin birbiriyle bütünleştirilmesi ve gençlik dönemindeki arkadaş gruplarının değerlerinin alınmasıyla kimlik oluşur. Yani kimlik, çocuklukta çevredeki kişilerden kazanılan özelliklerin bütünleşerek benliğe yerleşmesiyle oluşur. Kimlik duygusu ise bu bütünleşmenin yaşanması ve buna bağlı güven duygusudur. Kimlik duygusu sağlam bir bireyin "ben neyim?", "kimim?" soruları karşısında duraksamadan vereceği cevapları vardır. Bunun rahatlıkla yapılabilmesi için kişinin kendi bireysel benliğine yerleşmiş olan süreklilik ve aynılık duygusuna gereksinim duyulur. Kimlik duygusu güçlü olan bireyler, kendilerini diğer insanlardan ayrı bir kimse olarak ayırabilirler. Zaman içinde kendileri ile ilgili devamlılık, tamlık ve bütünlük hissine sahip olurlar. Kimliğin gelişimi için toplumsal ortam, çevre önem taşır; yani kişinin kendisini nasıl gördüğü diğer insanların onu nasıl gördüğü ile bağlantılıdır. Gençlik döneminde kişi, yaşamının önceki dönemlerinde yaptığı özdeşimleri birleştirerek tek ve bir kimliğe dönüştürebilmelidir. Bu da gençlik döneminde ulaşılan bilişsel kapasiteyle başarılabilecek bir durumdur.

Kimlik oluşumunda aile ile olan ilişkiler de büyük önem taşır. Kimliği ile ilgili tam bir netliğe ulaşamamış kimlik araştırması içinde olan gençler, aileye daha bağımlı olan, bağımsızlığın ve atılganlığın hoş görülmediği ailelerden çıkan gençlerdir. Kimlik gelişimi, çeşitli biçimlerde yolla duraklar veya bozulabilir. Kimlik duygusu oluşmamış kimselerin yaşamla ilgili seçimleri amaçları sağlıksız seyredecek; sonuçta ortaya çıkan durum ise kimlik karmaşası olacaktır. Kimlik krizi ise, kişisel aynılık ve tarihsel süreklilik duygusunun yitimi, toplum tarafından kişiden beklenilen rolü kabullenememe veya yerine getirememe durumudur. Bunun sonucunda toplumsal yalıtılma ve geriye çekilme, aşırılıklar, isyankarlık veya her şeyi reddetme gibi tutumlar ortaya çıkarlar.

Güçlü bir kimlik duygusuna sahip olan insanlar, daha otonom, yaratıcı, çevrenin uyum için yapacağı baskılara direnebilen, yakınlık kurabilme kapasitesine sahip kimselerdir.

Kimliğin önemli bir bileşeni de cinsel kimliktir. Cinsel kimlik, bedensel biyolojik cinsel yapısının farkında olmak ve buna göre kendisini kadın veya erkek kabul etmekle kazanılır. Gençlik döneminde toplum, genç insandan açık bir şekilde tanımlanmış bir cinsel kimlik kazanmasını bekler ve ona bunun için bir imkan sunar. Gençlik dönemindeki bu gelişme cinsiyet yoğunlaşması olarak adlandırılır. İlk gençlik döneminde gerçekleşen bedensel değişiklikleri izleyerek erkeksi veya kadınsı görünüşün daha belirginleşmesine erkeksi ve kadınsı toplumsal rollerin alınması eşlik eder. Sağlıklı bir şekilde cinsel kimliğin kazanılması halinde genç insan, erkek veya kadın olmak durumuyla ilgili kendisini rahat hissetmelidir. Ancak özellikle bu dönemde gençlerde beden imgesi ile cinsel kimliğin uyumu konusunda -örneğin yeterince erkek görünümlü veya yeterince kadın görünümlü olunup olunmadığıyla ilgili- kaygı çıkabilir.

 

AHLAKİ GELİŞİM

İnsan yaşamının hiçbir döneminde ahlaki değerler, gençlik döneminde olduğu kadar önem taşımazlar. Birçok insan için sınırları belirlenmiş net bir ahlak duygusunun gelişimi gençlik döneminde tamamlanır. Ahlakı "içinde bulunulan çevre ve toplum tarafından paylaşılan kurallar, haklar ve görevler manzumesi" olarak tanımlayabiliriz. Ancak bazen kabul edilen kuralların birbiriyle çeliştiği olabilir, bu durumda birey kendi bilinçli seçimiyle ahlaki bir tercih yapmayı öğrenmek durumundadır.

Gencin bilişsel açıdan olgunlaşması, toplumsal beklentiler ve talepler, ahlaki gelişimi hızlandırır. Genç insan, kendisine sunulan çok çeşitli değerlerden kimilerini alır ve benimserken kimilerini reddeder. Her gencin yaşamına kılavuzluk eden şöyle ya da böyle bir değerler sistemi vardır. Güçlü bir kimlik duygusu ile değerlere sahip olma arasında sıkı bir bağlantı bulunmaktadır.

Genç için ahlak ve değerler alanının önem taşıdığını hemen herkes kabul etmesine karşın ahlaki değerlerin gelişimiyle ilgili tam bir fikir birliği yoktur. Ahlaki gelişimi anlayabilmek için değişik teoriler ortaya atılmıştır. Bunlardan bilişsel yaklaşımı savunanlar, ahlaki değerlerin ahlaki bir duruma uygun şekilde düşünebilme yeteneği ile gerçekleşebileceğini öne sürerler. Bazılarına göre ise ahlak, insanların ne düşündükleri ile değil ne yaptıkları ile ilgilidir. Jean Piaget'nin zihinsel gelişimle ilgili çalışmaları, bu konuda önem taşırlar. Piaget, ahlakın bilişsel gelişime paralel olarak kademeli biçimde geliştiğini belirmiştir. Buna bağlı olarak küçük çocuğun sahip olduğu ahlaki değerlerle gencin sahip olduğu ahlaki değerlerin, bilişsel kapasitelerinin farklı olması nedeniyle birbirinden farklı olduğunu öne sürmüştür. İşlem öncesi zihinsel düzeyde olan çocuk, basit bir şekilde anababanın koyduğu kuralları izler; somut işlemler döneminde çocuk, kuralları kabul etmekle birlikte bunların istisnası olabileceğini anlar. Gençlik döneminde gelinen zihinsel düzey olan soyut işlemler dönemindeyse artık genç insan, kuralları geniş ölçekte toplumun ve diğer insanların yararına göre değerlendirmeyi öğrenir.

Lawrence Kohlberg, Piaget'nin kavramlaştırmasını genişleterek ahlaki gelişmenin üç temel devreden oluştuğunu belirlemiştir: Gelenek-öncesi, geleneksel ve gelenek-sonrası. Her dönem de kendi içinde iki alt-gruba ayrılmaktadır. İlk düzey olan gelenek-öncesi ahlak döneminde ceza ve ana babaya uyma temel belirleyici etkendir; ikinci düzey olan geleneksel rol uyumunda ise çocuk, onaylanmak, takdir edilmek için diğer insanlarla iyi ilişkiler sürdürmeye çalışır. Ahlaki gelişimin son aşaması olan gelenek-sonrası dönemde ahlaki ilkelere gönüllü olarak uyulur ve gerektiğinde belli durumlarda bu kuralların istisnası olabileceği bilinir.

Gençlik döneminde önce geleneksel ahlaki düşünce baskındır: Buna göre doğru davranış, kişinin yapması gereken şeyleri yapması, otoriteye saygı göstermesi, ve varolan sosyal düzeni sürdürmesidir. Önceden savunulanın aksine son araştırmalar, birçok gencin bu aşamadan öteye geçmediğini ve burada kaldığını ortaya koymuştur. Bazı gençler ise gelenek-sonrası döneme geçerler. Bu dönemde herhangi bir toplumsal gruba ait olmayan, evrensel olarak kabul edilebilir, soyut ahlaki ilkeler kazanılır.

Bilişsel olarak ahlaki ilkelerin kazanılması, onlara uyulacağı anlamına gelmez. İnsanların doğru bildikleri şeyi yapmaları, ahlakın kendi kişiliklerinde ve kimliklerinde tuttuğu yerin önemine bağlıdır. Ahlaki değerlerin genç tarafında içselleştirilmesinin güce ve disipline ya da sevgiden yoksun bırakmaya dayanan bir eğitimle değil; ilgi ve sıcaklığın eşlik ettiği açıklama ve anlatmaya dayanan bir eğitimle sağlanabileceği çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir. Gençliğin değer sistemi ile ilgili olarak Batı'da yapılan araştırmalarda günümüze doğru yaklaştıkça giderek daha fazla sayıda gencin kendi finansal ve genel iyiliğini toplumunkinden daha önemli gördüğü izlenmektedir. Yine 1970'li yıllarda yapılan araştırmalarda iyi eğitim daha ön plandayken, 80'li yıllarda daha fazla para kazanmak öne geçmiştir. Yeterince sistemli bir şekilde yapılmasalar da son yıllarda ülkemizde yapılan daha ziyade popüler nitelikli çalışmaların sonuçları da bu doğrultudadır.

 

Gençlerde dini ve siyasi fikirlerin gelişimi

Gençlerde siyasi ve dini düşüncelerin gelişimi de ahlaki değerlerde olduğu gibi bilişsel gelişimle bağlantılıdır. Dini ve siyasi düşüncelerin yaş arttıkça daha soyut bir nitelik kazanmaları beklenir. ABD'nde yapılan bir araştırmada erken gençlik döneminde siyasi düşüncede otoriteryanizmin baskın bir özellik olduğu ortaya çıkmıştır. Yaş ilerledikçe siyasi düşünce daha az otoriteryan, soyut, diğer insanların gereksinimlerini ve amaçlarını dikkate alan bir nitelik kazanmaktadır. Dini düşünce de 12-18 yaşları arasında giderek daha soyut ve daha az sözel bir şekle dönüşür. Batı'da yapılan araştırmalarda 1960'lı yıllardan itibaren genç insanlar arasında dini, yaşamın en önemli değeri olarak görenlerin sayısı azalırken bir yandan da belli bir azınlık kesimde köktenci (fundamentalist) dinsel geleneklere olan ilgide artış izlenmektedir.

 

 

 

Gençlik döneminde saldırganlık

Tüm bu özelliklerinden dolayı gençlik, insanoğlunun şiddete ve saldırganlığa en yatkın dönemlerinden biridir. İstatistikler, şiddet olaylarının daha çok gençler tarafından gerçekleştirildiğini ve gençlerin daha çok suça eğilim gösterdiklerini ortaya koymaktadır. Bunun nedenleri çok çeşitlidir. En başta gelen nedenler arasında bu dönemde saldırgan dürtülerde artma olması gelir. Tepkilerin sözden çok eylemler ve davranışlarla gösterilmesi; hormonal ve biyolojik değişiklikler; fiziksel güç ve enerjideki artış, bu durumun diğer nedenleri arasında sayılabilir. Gençler tarafından yapılan kanuna aykırı işlerin başında hırsızlık, çevreyi ve eşyaları tahrip etme, tecavüz, saldırı ve cinayet gelmektedir. Bu tür suçları işleyen gençlerin sayısında başta A.B.D olmak üzere çeşitli Batılı ülkelerde yıldan yıla artış görülmektedir. Cinsiyetler arasında bu tür suçlara eğilim açsından bir farklılık görülmektedir. Erkeklerde bu tür eylemlere karışma daha sıktır; fakat giderek erkek/kadın oranı azalmaktadır.

Yakın zamanlarda yapılan araştırmalar, genel olarak suça yönelik davranışların başlamasında ve sürdürülmesinde akranların ve arkadaş grubunun önemini ortaya koymuştur. Yakın zamanlarda yapılan uzunlamasına bir çalışmada, üç yıllık bir süre içinde suça eğilimli arkadaş grubu olan gençlerde böyle bir arkadaş grubu olmayanlara göre daha fazla oranda bu tür davranış görüldüğü saptanmıştır. Özellikle sosyoekonomik açıdan az gelişmiş kent kesimlerinde yaygın olan gençlik çeteleriyle ilgili yapılan araştırmalarda, bunların suça eğilimi arttırmakla birlikte, eğer iyi organize olmuş, şiddet eğilimi az olan bir grup ise gencin kişisel değer, akranlar tarafından kabul edilme ve kendini koruma gibi doğal eğilimlerini doyurmaya yardım edebileceği ortaya konmuştur. Genellikle suça eğilimli gençlerin zeka düzeyleri, diğer gençlerden daha düşüktür. Kişisel etkenler de saldırganlık ve şiddet eylemlerinin de içinde yer aldığı suça yönelik tutumları etkilerler. Erken okul yıllarından itibaren bu tür gençlerin zor uyum sağlayan, az arkadaşlık kuran, hesapsız, dürtüsel davranışlar gösteren ve otoriteye karşı çıkan çocuklar oldukları araştırmalarla gösterilmiştir.

Gençlerde suça ve şiddete eğilimin en iyi öngörücüsü ana baba ile olan ilişkinin şeklidir. Çocuklukta ihmal edilen, aşırı katı veya dengesiz, daha çok da fiziksel cezalandırmaya, dayağa dayanan bir disiplin uygulanan çocuklarda gençlik döneminde bu tip davranışlar daha sık izlenmektedir. Ana baba çocuk ilişkisinde karşılıklı düşmanlık, aile kaynaşmasının yokluğu, ana babanın çocuğu reddi, ilgisizliği bu tür gençlerin ailelerinde sık rastlanan durumlardır.

Alt-gelir gruplarında yer alan gençlerin suça eğilimlerinde ruhsal sorunlardan çok toplumsal ve kültürel etkenlerin daha fazla rol oynadığı düşünülmektedir.

 

Gençlik döneminde politik eylemler ve şiddet

İnsan, gençlik döneminde düşünce yapısı olarak büyük dönüşümler yaşar. Gençlik dönemine girilmesiyle birlikte düşünce işleyişi somuttan soyuta doğru kayar; insanlığın durumu, moral ve etik değerler ve din konuları kökten ve yeni baştan ele alınır. Zekanın en işlek olduğu dönem olan 18-24 yaş arasında gençler, herşeyi sorgularlar. Kendileri, dünya, varoluşun nedenleri gibi konularda enine boyuna düşünmeye başlarlar. Genç insan, sadece görünen gerçekliğe bağlı değildir. Olabilecek alternatifler üzerine düşünebilir. Bu dünyanın nasıl başka türlü olabileceğini de kapsayan bir sorgulamayı getirir bu. Olumsuzlaşma bu dönemin en tipik özelliklerindendir ve politik seçimlerde dahil olmak üzere yaşamın tüm alanlarını kapsar. Ana babanın sahip olduğu tüm değerler olumsuzlaşabilir. Genç ailesinden kopmaya ve bireyselleşmeye başladıkça "ben kimim?" ve "nereden gelip, nereye gidiyorum?" soruları sorulmaya başlanır. Genç, kuralları incelemeye, bu kuralların ardında yatan ilkeleri tartışmaya başlar. Soyut ve kurgusal bazen de pratikle pek doğrudan ilişkisi olmayan bu düşünme tarzıyla genç insan, ahlaki, dini ve politik alanlarda varolan sistemi yetersiz bulabilir ve bu nedenle köktenci karşı çıkışlara yönelebilir. Çok ortada ve ayan beyan olan yanlışlıkları gördükleri halde düzeltmedikleri için erişkinleri ikiyüzlülükle suçlayabilir. Yaş ilerledikçe kafasında kurduğu ideal dünya ile gerçek dünya arasındaki fark ortaya çıktıkça hayal kırıklıkları yaşayabilir.

Gençlik döneminde ailenin dışındaki dünya ve arkadaş grupları daha birincil bir konuma geçer. Genç insan, kendisini akranlarının gözüyle değerlendirir; arkadaş grubunun normlarından sapma kendine güvenini azaltan ve istenmedik bir şey olur. Birçok insan için gençlik dönemi ahlaki gelişmenin ve değerlerin şekillendiği bir dönemdir aynı zamanda. Soyut düşünce döneminde artık sadece ailenin değil, geniş ölçüde toplumun ve insanlığın çıkarları da devreye girer.

Gençlik döneminin bir diğer özelliği de gençlerin kolaylıkla tehlikeli ve riskli davranışlar sergileyebilmesidir. Bunun için zaten toplumu savunmak hep onlara kalmıştır; toplumun vurucu gücü gençler olmuş, onlar öne çıkmıştır. Benzer şekilde ideolojik, ulusal mücadelelerde, spor karşılaşmalarında gençleri görürüz hep. Fiziksel bedensel gücün zirveye ulaştığı yaşlardır gençlik yılları. İstatistiklere göre gençlerin ölüm nedenleri arasında kazalar özellikle de motorlu taşıt kazaları birinci sırada yer almaktadır. Bu durumun kolay risk alıcı davranışlara girme eğilimi ile ilişkisi olduğu sanılmaktadır. Gençlerin kolay tehlikeye atılmaları yetersizlik duygularını örtmeye yönelik aşırı tepkiler, gruba benzeme ve uyma, kendisini çok güçlü, zedelenemez ve ölümsüz görme gibi nedenlerle açıklanmaktadır.

Gençlik döneminin bu özelliklerini alt alta sıraladığımızda tablo daha netleşiyor; gençlerin kurulu düzene olan sorgulayıcı tavırları, köktenci ve ödün vermez düşünce biçimleri, arkadaşlığa verdikleri önemleri, enerji dolu olmaları ve kolay tehlikeye atılabilmeleri neden siyasi mücadelelerde ön saflarda yer aldıklarını açıklıyor. Hele de böyle bir mücadele norm haline geldiğinde yani diğer gençler de aynı şeyi yaptıklarında arkadaş grubunun kuralları genç için önem kazandığından ailenin tutumu ne olursa olsun genç, politik grupların içinde yer alabiliyor. Gencin içinde yer aldığı politik grubu seçimi, bireysel özellikleri de hesaba katan ayrı bir tartışmayı gerektiriyor.

80 sonrası gençlerin siyasi katılımları, en azından görünürde de olsa azaldı. Bir kere genelde tüm toplum için siyasi mücadele daha az önemli hale geldi. Politikacılar özelinde tüm bir politika, olumsuzlaştı, onların "uğruna mücadele vermeye değmeyecek insanlar olduğu" vurgulandı. İnsanların kendilerini tanımlamasında politik kimlik daha ikincil oldu. Bu gençleri de etkiledi ister istemez. 80 öncesinde hemen tüm gençler için siyasi tercih, kişisel kimliklerinin en önde yer alan bir bileşeni idi. Neredeyse bazı gençlerin bu alan dışında uğraşıları kalmamıştı: okul, eğitim, meslek, arkadaşlık ilişkileri, karşı cinsle ilişkiler, hobiler, özel zevkler, sanat ve güncel politika dışındaki düşünsel etkinlikler hep ikinci planda kaldı. Dolayısıyla gençlik döneminin diğer özellikleriyle birleştiğinde 80 öncesi yıllar, gençlerin "siyasi şiddet"e yönelmeleri için çok elverişli bir vasat oluşturdu.

Şüphesiz gençlik döneminde hız kazanan siyasi ilgi ve etkinlikler, gençlerin sağlıklı bir gelişim gösterebilmesi için olduğu kadar dünyamızın yenilenmesi ve değişimi için de gereklidir. Üstelik bu tür ilgi ve etkinlikler, barışçı bir mecrada sürdürüldüğünde, gençlik dönemindeki şiddete yönelmenin de gerçek panzehiridirler. Ancak sağlıklı bir kişisel gelişim için gencin politik alanların dışındaki tüm diğer alanlarda da belli bir varlık gösterebilmesi, olgunlaşması, seçimler yapması gereklidir. Ülkemizin gençleri 1980'lerden yakın zamanlara gelene kadar politik alanının önceki kıyıcı ve bıktırıcı hegomonyasından kurtulmanın verdiği rahatlıkla hareket etmişlerdir. Artık enerjiler oralara akıtıldığından sanatta, ticarette, ekonomide gençlerin etkisi daha fazla hissedilmiş, Yuppiler her yerde boy göstermişlerdir. Politik olmak, belli bir siyasi gruptan yana tavır almak, bir norm olmaktan çıkmış, gençler hem kendi seçimlerini daha rahat belirleyebilmişler hem de seçenekleri daha fazlalaşmıştır. Ne var ki bu olumlu atmosferin ülke geneli için geçerli olduğunu söyleyebilmeye imkan yoktur. Tam tersine bir yandan depolitizasyon süreci işlerken diğer yandan toplumun bıçak sırtında duran dengeleri alt-üst olmuş, toplumun ve dolayısıyla gençlerin çok büyük kesimi için yoksullaşma, göç, ani kültürel değişim, teknomedyatik dünyadan gelen uyaran bombardımanı gündeme gelmiştir. Kaosa gidiş, gençlerin büyük bölümünün yaşam karşısındaki seçim yapma, sağlıklı bir bireysel kimlik oluşturabilme fırsatlarını ortadan kaldırmış, öfkelerini biriktirmiştir. Ortaya çıkan tablo, 1990-1996 arasındaki dönemin karakteristiklerini belirlemiş; özellikle daha tutucu bir ahlaki gelişim düzeyinde olan lise gençliğinin özellikle umutsuz ve lumpen kesimlerinin amaçsız ve sudan gerekçelerle birbirlerine kıyasıya saldırılarını ve çete cinayetlerini gündeme getirmiştir.

1996'dan sonra yeniden gençliğin siyasallaşması gündemdedir. Siyasallaşma ve barışçı bir siyasi mücadele ortamı olmadığından "siyasi şiddet"e yönelme eğilimi, yüksek okullardan liselere doğru hızla yayılmaktadır.

Biz, hepimiz, gençlerimizin neden şiddete başvurdukları olgusu üzerinde yeterince kafa yormazsak ve uygun tedbirler almazsak toplumumuzun yeni genç boğazlaşmalarına sahne olmasını istemesek bile en azından seyirci konumunu benimsediğimizi itiraf etmek, bu suçun sorumluluklarına hazır olmak durumundayız.

 

 

 

KAYNAKÇA

 

CÜCELOĞLU, Doğan. Yeniden İnsan İnsana. 18. Basım. İstanbul:Remzi Kitabevi. 1998.

 

ÇAĞDAŞ, Aysel. Anne-Baba Çocuk İletişimi. 1. Basım. Ankara:Nobel Yayınevi. 2002.

 

ÇAĞLAR, Doğan. Uyumsuz Çocuklar Ve Eğitimi Ankara: A.Ü. EBF Yay. No:103 1981.

 

DÖKMEN, Üstün. Sanatta ve Günlük Yaşamda İletişim Çatışmaları ve Empati. 2. Baskı. İstanbul: Sistem Yayıncılık.1995.

 

GANDER, M. J.; GARDİNER, H. W. Çocuk ve Ergen Gelişimi (Çev.: Bekir Onur). Ankara: İmge Kitabevi. 1993.

 

GÜL, Gülbahar. Gelişim ve Öğrenme, 2000

 

GORDON,Thomas. Etkili Ana-Baba Eğitimi Aile İletişim Dili. 8. Basım. (Çev.Emel Aksay) İstanbul: Sistem Yayıncılık.1999.

 

--------

 

----------------   Etkili Ana-Baba Eğitiminde Uygulamalar 2. Basım. (Çev.Emel Aksay) İstanbul: Sistem Yayıncılık.1997.

 

Kırıkkale RAM Yayınları Uyumsuz Çocuklar ve Eğitimleri Kırıkkale:1998.

 

KORKMAZLAR, Ümran. Ana-Baba Okulu, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1995.

 

SARGIN, N. Çocuklarda Ruh Sağlığı. Ankara: Nobel Yayınevi. 2001.

 

YAVUZER, Haluk. Çocuk Psikolojisi İstanbul:Remzi Kitabevi. 2002.

 

------------------- Doğum Öncesinden Ergenlik Sonuna Çocuk Psikolojisi, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1987.

 

 

 






YORUMLAR
Henüz Yorum Yazılmamış...