ANKET

hipnoz eğitimi almak istermisiniz



Tüm Anketler




Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

MANİ DEPRESYONU

MANİ DEPRESYONU

19 Ağustos 2009 23:02
Yorum Sayısı :0  Okunma : 452

MANİ DEPRESYONU

Duygulanım bozukluklarının daha seyrek görülen ve depresyona zıt belirti ve bulgularla seyreden ikinci ana türü manik bozukluktur. Manik bozukluğun klinik belirtileri şöyle özetlenebilir:

En önemli duygu kişinin kendini hiç olmadığı kadar iyi, neşeli, keyifli ve mutlu hissetmesidir. Dünyada belki de kişinin kendini çok iyi hissettiği tek hastalık budur. Ancak duygularda bir aşırılık hemen fark edilir. Bu aşırılık nedeni ile kişi bu yüksek duyguları kontrol etmekte zorluk çeker, çabuk kızar, sesi hemen yükselebilir, bir an sonra yeniden bir başka duygu boyutuna geçebilir. Bu durumu çok içki içmiş birinin ruh haline benzetebiliriz. Duygularda oynaklık, huzursuzluk, öfke, tahammülsüzlük, aşırı talepkarlık ve bencillik hali belirgindir.

Düşünsel alanda ise depresyonun tersine kişinin kendine olan güveni artmıştır. Yüksek sesle ve çok konuşur. Çağrışımlar hızlanmış ve hasta bunları neredeyse ifade etmeye yetişememektedir. Spontan dikkat artmış, iradi dikkat azalmıştır. Yargılamada zayıflık, düşüncelerde dağınıklık dikkati çeker.

Bedensel olarak sınırsız bir enerji, uykusuzluk, iştahsızlık, aşırı ve yüksek sesle konuşmaya bağlı ses kısıklığı, çarpıntı ve hipertansiyon vardır. Bazı kişilerde depresyon ve mani nöbetleri birbirini izler. Buna eskiler "Manik-depresif psikoz" derken, çağdaş sınıflandırmada "Bipolar Hastalık" adı verilir. Kalıtımsal faktörlerin bu hastalığın ortaya çıkmasında önem rol oynadığı görülmektedir. İlk nöbet genellikle 30 yaşından önce başlar. Çoğu kez önce manik nöbet görülür. Tedavi edilmese bile bu nöbet 3-6 ay arasında kendiliğinden geçer.

Manik nöbet sırasında hastaların çevreyle, yakınlarıyla veya polisle kolaylıkla başı derde girebilir, çünkü duygularını kontrol etmekte zorlandığından bu kişiler çok çabuk olay çıkarır, küçük şeylere büyük tepkiler verebilirler. Hatta bu durum giyim kuşamlarına bile yansıyabilir. Özellikle kadın hastalar çok renkli, açık saçık, gösterişli giyinirler. Takar takıştırırlar. Bu durum çevreden farklı algılanabilir, yani bunu çevre cinsel bir davet gibi algılayabilir. Üstelik her zamankinden çok daha kolay ilişki kurabildiklerinden, çok gülüp, çok konuştuklarından, her tür duygularını rahatça gözler önüne serdiklerinden dolayı, erkeklerle çabucak ilişkiye girer ve gerçek bir aşk yaşadıklarını zannederler. Süperego baskısı tamamen ortadan kalktığından, toplum kuralları, örf ve adetler, aileleri onlara vız gelebilir. Ve böylece sonradan çok pişman olacakları, yaptıklarından utanacakları, suçluluk duyacakları şeyleri, hastalık döneminde hiç tereddüt etmeden yaşarlar. Erkekler için de aslında durum aynıdır. Onlar da karşı cinsle hiç düşünmeden ilişkiye girer, sorumluluğunu alamayacakları bu ilişkilerden dolayı sonradan çok zor durumda kalırlar.

Kişiler bu dönemde çok para harcar, yarını hiç düşünmeden büyük bir güven içinde yeni işlere, yeni tekliflere açık olurlar. Günümüzde herkesin cüzdanında yerini alan kredi kartları bu hastalar için büyük bir tehlike arzeder. Çünkü hiç düşünmeden bu kartları son limitine kadar kullanır, hiç ihtiyaçları olmayan şeyler alır, çevreyi hediye yağmuruna tutarlar. Yani manik dönem, insanın kendini çok iyi hissetmesine yol açan, ancak onları hem maddi hem manevi yönden çok sıkıntıya sokan bir hastalıktır. Üstelik manik atak geçiren hastaları, ağır bir depresyon pusu kurup bekler. Zaten berbat bir hastalık olan depresyon, manik dönemde kişinin yaşadıkları ve yaptığı yanlışlarla daha da büyür ve manik nöbette yaşananların her birinin hesabı, depresif dönemde hastaya sorulur. Kimin tarafından? Kendi süper egosu yani vicdanı tarafından. 

Depresyon ya da mani nöbetlerinden sonra hastalar eski kişilik yapılarına aynen geri dönerler, yani nöbetler iz bırakmaz. Sık tekrarlayan depresyon veya mani nöbetleri bir süre sonra kişinin iş ve sosyal yaşamını ileri derecede aksatabilir. Günümüzde hem bu ataklar çok iyi tedavi edilebilmekte, hem de bu atakların tekrarı önemli ölçüde önlenebilmektedir. Bu alanda en sık kullanılan ilaçlar lityum tuzlarıdır.






YORUMLAR
Henüz Yorum Yazılmamış...