ANKET

hipnoz eğitimi almak istermisiniz



Tüm Anketler




Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İNSANIN İÇİNDEKİ GİZLİ BİLGİSAYAR



İNSANIN İÇİNDEKİ GİZLİ BİLGİSAYAR

23 Ağustos 2009 16:29
Yorum Sayısı :0  Okunma : 1035

 

İNSANIN İÇİNDEKİ GİZLİ BİLGİSAYAR

 

        Zihin dediğimiz zaman ne anlarız. Eskilerin akıl dediği şey. İngilizcede mind denen kavram. Genelde anladığımız beynin işleyiş şeklidir. Bizi hayvanlardan ayıran beynimizin gücüdür. Düşünmemizi, yaratıcılığını sağlayan kısımdır. Çoğumuzun bildiği bunlarla sınırlıdır. İşte bu çoğumuzun bildiği zihin dediğimiz o muazzam yapı ve gücün çok az bir kısmıdır ve bilinç dediğimiz kısmıdır. Anlaşılması ve uygulamaların etkisinin anlaşılması açısından zihin denen yapıyı bilinç ve bilinçaltı olarak iki kısımda inceliyoruz, ama esas muhatabımız bilinçaltı. Genelde zihin dediğimiz zamanda kastettiğim bilinçaltı.

 

        O halde bilinç nedir? Bilinçaltı nedir? Bilinç zihnin düşünen yargılayan, mantık kuran, karar veren kısmıdır. Yani şu an farkında olduğumuz her şeydir. Ama aynı anda farkında olabileceğimiz şeyler sınırlıdır. Bilinçaltı ise kalan her şeydir. Bilinçaltı biz ana rahmine düştüğümüz andan itibaren yapılan kayıtları içerir. Bu kayıtları depolar ve o kişinin korunması amacıyla kullanır. Yani önce kaydeder sonra da kaydettikleri bilgilerle kişiyi korur. Kayıt olmadan koruma olmaz. Bilinçaltı bizim içimizde, bizim hayatta kalmamız için çalışan ve kendi kendine öğrenen bir bilgisayardır. Evet bilinçaltının tek bir temel amacı vardır. Hayatta kalmamızı sağlamak. İnsan yavrusunun sezgileri diğer hayvanların aksine hayatta kalmaya yetmez. O nedenle öğrenmek zorundadır ve öğrenirken neyi nasıl kaydettiyse o şekilde çalışır.

 

        Şöyle basit bir örnek verelim. İki farklı çocuk düşünün. Her ikisi de elini sıcak sobaya değdirsin ve elleri yansın. Her ikisi de bir daha elini sobaya değdirmez. Çünkü bilinçaltı sobanın tehlikeli olduğunu öğrenmiştir. 1. çocuk sonradan bir şekilde elini yakanın sobanın kendisi değil de içinde yanan ateş olduğunu öğrensin. Onun bilinci bu şekilde yeniden düzenlenir. Yani bu bilgiyi aldıktan sonra sobaya bilinçli olarak elini değdirip değdirmemeye karar verme özelliği kazanır. Eğer içinde ateş varsa değdirmez.  Ama 2. çocuk bir şekilde bu bilgiden yoksun kalmış olsun. O zaman onun için sobalar hep el yakar. 80 yaşına da gelse o kişinin elini sobaya değdiremezsiniz. İşte aynı deneyimi yaşamış ama sonradan farklı bilgiler edinmiş iki kişinin bilinçaltları tamamen farklı gelişir. Çocuğun bilinçaltı öğrendiği ilk bilgiyi, o kişiyi korumak için kullanır. Yani bazen etrafımızda gördüğümüz ve  acayip diye nitelediğimiz bir çok korkunun ve anormal davranışın altında hep bu koruma güdüsü yatar.

 

        Aslında sigarayı bırakamamanın, bir türlü diyetle zayıflayamamanın nedeni de bu koruma güdüsüne bağlıdır. Bilinçli olarak, irade gücümüzle üstesinden gelemediğimiz her türlü alışkanlık, davranış ve sorunun nedeni bilinçaltında demektir. Ve bilinçaltı o bizim kurtulmak istediğimiz, sevmediğimiz özelliklerimizi kendine göre nedenlerle korunma amacıyla tutar. Değiştirilmesini engeller. Bilincin gücü bilinçaltının gücü yanında zayıf kalır. İlginç olan, bilincimiz bilinçaltının bu gücünü bilmez, bilse de kabul etmez. Sürekli olarak bilinçli olarak değişim yapmaya çalışır ve her seferinde bilinçaltının o koruyucu kalkanını aşamaz.

 

        Bilinç, zihnin mantık kuran, analiz yapan kısmıdır.

        İnsanın ve zihnin düşünen yargılayan bölümüdür.

        Bilincin en önemli özelliği seçim yapabilme, karar verebilme özelliğidir. Akşam ne yiyelim sorusuna verilen yanıt bilinçli bir yanıttır. Bir sorun karşısında  çözümler üretme ve bu çözümlerden birini uygulamaya karar veren yanımızıdır. Yani analiz yapan bölümdür.

 

        Yaşadığımız, gözlemlediğimiz her şeye mantıklı açıklamalar arayan bölümüdür. Mantık kurma önemli bir yetenektir.  İnsanlar yaşadıkları her olay için bir neden ararlar. Nedenini  açıklayamazsak korkarız. Aklımızı salim olarak yerinde tutan şey eylemlerimizi bir mantık çerçevesi içine yerleştirmemizdir.

 

        Bir insanı akıl hastanesine gönderen olay nedir? Çoğunluk bu insanın artık kendisi ve etrafı için tehlike yaratmaya başladığını söyler. Ama gerçek çoğu zaman böyle  değildir. Hayatınızda tanıdığınız en nazik insanlara akıl hastanelerinde rastlarsınız. Ve aksine orada, sokaklarda her köşe başında çok daha tehlikeli insanlar akıllı(!)  olarak dolaşır.

 

        Bu sırrın yanıtı, bir insanın eylemlerini mantıklı hale getirebilmesinde saklıdır. Bir insana eylemlerini mantıklı olarak açıkladığı sürece, bu insana tüm tıbbi değerlendirmeler açısından aklı yerinde kabul edilir. Bir insan içine Tanrının sesini doğduğunu söyler. Bunu akıllı akıllı anlatır. Hatta şifa dağıtır. Bundan para kazanır. Muteber tutulur. Öteki ise gaipten duyduğu sesleri açıklayamaz. Paranoid tanısı ile hastaneye yatırılır.

 

        Yani mantık üreten fabrika her eyleme bir neden uydurduğu sürece huzurumuzu kimse bozamaz. Yani zihnin mantık üreten kısmının, bulduğu nedenlerin evrenin kurallarıyla uyum içinde ve gerçek olmasına gerek yoktur. O bilinçli kısım olaylara bir neden bulduğu sürece kendi içimizdeki  huzurumuz süre gider. Oluşturulan mantığın o olayın gerçek gerçeğiyle örtüşmesi gerekmez. Bizim gerçeğimizle örtüşmesi akıl sağlığımızı korumamız için yeterlidir. Mantık rahatlatıcıdır. Huzur verir. İçimizdeki dengeyi korur. Olayları makul hale getirir. Çoğu kişi için mantığın doğru olup olmamasının hiç önemi yoktur. Sadece bir bağlantı olması, hatta bu bu nedenle böyledir diye telkin yapılması yeterlidir.  Başkalarına karşı sorumluluk duygumuzu azaltan bir yararı vardır. Hak etmeseydi başına bu gelmezdi mantığıdır bu..

 

         İrade gücü denen güçsüz yanımız..

        Mantık ve analitik özellikleri dışında, bilinçli aklımız bizim irade gücümüzün bulunduğu yerdir. Aynı alışkanlığınızı kaç kez irade gücünüzü kullanarak değiştirmeye gayret ettiğinizi hatırlıyor musunuz? İrade gücünün içsel değişiklikleri etkileyememesinin nedeni, onun bizim iç aklımızın parçası olmamasıdır. Her alışkanlığın ardında, her inancın ardında güçlü bir iç neden vardır. Güçlü bir bilinçaltı güç vardır. Bu neden ortaya çıkarılmadan, bu nedeni anlamadan irade gücü ile yapılmaya çalışılan değişiklikler akıntıya karşı kürek çekmek gibidir. İmkansız değildir belki ama çok güçtür. Yorucudur, ümit kırıcıdır ve kısa süreli başarıdır. Kaybedilen bilinçli savaşlar yeni deneme arzusunu da yok eder. İrade gücünün bazı durumlarda bu kadar zayıf olması tabiki bilincin zayıf ya da güçsüz olduğu anlamına gelmemelidir. Burada bilinçaltı bilinci döver gibi önermelere dayanarak bilinçli çabaları kötülemek ve sadece bilinçaltını yüceltmek insanoğlunun evrensel gelişim sürecine karşı gelmek, insanın bir yerde hayvani yanını yüceltmeye çalışmak demektir. Bu nedenle bilinçaltını yüceltmeye çalışan, bilinci kötülemeye çalışan bazı ekollere çok sıcak bakmadığımı belirtmek isterim. Amacımız bizi rahatsız eden düşünce, sorun veya hastalık gibi durumların oluşmasına neden olan dinamikleri anlamak ve bu dinamikleri kullanarak bu durumları düzeltmekten ibarettir.

 

        Zaten gerçek şudur. Bilinç ve bilinçaltı diye belirgin bir ayrım pratikte yoktur. Sadece zihin dediğimiz o güç vardır. Ve bunun bir işleyişi vardır. Ama olayları anlamak açısından bu suni ayırım yararlı olmaktadır.

 

        Bir insanı iyileştirmek, irade gücünü toplayarak iç seslere karşı kazanılmaya çalışılan bir savaş değildir.

 

         İyileşme bilinçaltı dediğimiz o iç akıldaki eski algılamaları değiştirmektir. Böylece yeni yaratılmış bilinçli amaçla uyum içinde şarkı söyleyebilirler.

 

        Bilincin diğer bir özelliği bilgi saklama özelliğinin yani hafızasının uçucu olmasıdır. Zayıf ve kısıtlı bir hafızası vardır. Aksine, bilinçaltının bilgileri tutma gücü inanılmaz ve süreklidir. Genç ya da yaşlı, bir kişi zayıf bir hafızası olduğunu söylediğinde yanılıyordur. Aslında mükemmel ve kalıcı  hafızaları vardır. Ama yanlış yeri kullanırlar. Eğer bir kişi kolaylıkla bilinçaltına ulaşamıyorsa bunun için güçlü bir özrü vardır.  Bilincin çok önemli bir parçası, bu malzemeye ulaşmayı engeller. İç değişimi sağlayacak kaynağa ulaşmayı engeller.

          

 

         bilinçaltı

        İlk özelliği herhangi bir öneri hakkında hiç bir şekilde değerlendirme yapamaz, ya da yargıda bulunamaz. Bakir, bereketli bir toprak gibi, bilinçaltına ne ekersen onu biçersin. Hiç soru sormaz. Bir öneriyi yargılayamaz, "bu da neymiş böyle" diyemez.   bir telkini ya da öneriyi sorgulamaz. Bu özellik, bilinçaltının  bundan sonra öğreneceğimiz tüm özelliklerinden daha önemlidir.

 

        Bazı durumlarda biz hiç farkında olmadan bilinçaltı açık durumdadır. Yani bilincin o eleştiren, koruyan özelliğinin kenara çekildiği durumlar vardır. Özellikle bilgimizin yetersiz olduğu ve gelen bilginin güvenilir olduğuna inandığımız her durumda o bilgi doğrudan bilinçaltına gider ve bilinçaltı o bilgiyi aynen kendine geldiği şekilde uygular.

 

        Örnek: küçük kız 5 yaşında, annesinin yanında  TV de yerli filmi izliyor. Kadın oyuncu bir erkek tarafından evlenme vaadiyle kandırılmış ve kızlığını kaybetmiştir. Bu nedenle intihar eder. Küçük kız tüm hisleriyle, dikkatiyle, ağlayarak ve kadın oyuncuyla özdeşleşerek  filmi izlerken annesi gayet masumane ama aptalca olan şöyle bir laf eder.

 

        -“ Sen de böyle kızlığını kaybedersen git kendini uçurumdan at”.

 

        Burada annesinin kastetmek istediği “evlenene kadar kızlığını koru” anlamınadır ama bu ifadesini eksik söylemiştir. O anda söylediği söz kelimelerin saf anlamıyla bilinçaltına işler. Artık bu söz bilinçaltının değişmez inancıdır. Bu söze dayanarak bilinçaltı o kızı korumak durumundadır. Bilinçaltının bu sözlerin saçmalığını değerlendirme gücü yoktur. Burada bilinçaltına göre tek taraflı bir yemin vardır ve bu yemin bozulursa kız kendini uçurumdan atmak zorundadır. O halde bilinçaltı buna izin veremez. Ne yapıp yapacak bu olaya yani kızlığın bozulmasına izin vermeyecektir. Bu nedenle bu kız zaten evlilik öncesi böyle bir teşebbüsün yanına bile varmaz. Ama evlenir, ve birden hayretle görür ki evlendikten sonra da bir türlü ilişki olmuyor. Tabi annesiyle yaşadığı o olay unutulmuştur. Belki o an bile kız o sözü duymuş ama anlamamıştı. Ama bilinçaltı hiçbir şeyi kaçırmaz. Günlerce beklenir, doktorlara gidilir, hocalara gidilir, psikiyatrik tedaviler olur ama çare yok. Boşanma aşamasına gelinir yine iş çözülmez. Çünkü bilinçaltı için verilmiş bir söz vardır ve o sözde “evlendikten sonra yapabilirsin” seçeneği bulunmamaktadır. İşte bu durum ancak hipnoz altında uygun teknikler kullanılarak, bu olay ortaya çıkarılıp oradaki yemin bozdurularak çözülür.

        Başka bir örnekte de tamamen ters bir durum vardır. Adam zampara mı zampara. turistik bölgede her gün bir başka kadınla yatıp kalkıyor. Bir gün yanılıp evleniyor. Severek, aşık olarak ve uslanıyor. Bu öyle bir uslanma ki kendi eşine karşı hiçbir şekilde cinsel arzu duymuyor. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın olmuyor. Yıllarca çare arıyor bulamıyor. Arada merak edip kaçamak yapıyor. Her şey yolunda. Ama eşine gelince tık yok. Kafayı yiyecek. Derin nedenler aranıyor. Psikoterapiler, cinsel teoriler vs hiçbir çözüm yok. Hipnozda olay çözülüyor. 5-6 yaşlarında çocuğu her zaman annesi yıkarken o gün 9 yaşındaki ablası yıkıyor. Ablası yıkarken çocuğun cinsel organını görüyor.

 

        -”Aaa ne kadar küçük buruşuk bu oğlum, bu asla evlendikten sonra işlemez, bununla karına bir şey yapamazsın.”

 

        Şimdi burada küçük kızın bildiği cinsellik evlilikle olan bir şeydir. Evlilik dışında da bu olayın olabileceğine dair bir bilgisi yoktur. Bu bilgisizlik nedeniyle cinsel organın işe yaramayacağını kastediyor ama söze dökerken evlilik koşulunu koyuyor. Ve küçük çocuğun bilinçaltı, ablasının bilgisini aynen doğru olarak kabul ettiğinden, bu sözü kendi gerçeği olarak alıyor. Tüm yaşamı boyunca aynen uyguluyor. “Karına karşı işlemez.”

 

        Bilinçaltının öğrenme sürecinde sözlerin çok önemli yeri vardır. Bu nedenle  basit bir söz bazen de hasta eder. Gerçekten hasta eder. Özellikle doktorların söylediği her söz doğrudan bilinçaltına işler. Çünkü kişinin bu bilgileri değerlendirecek yeterliliği yoktur. Kanser olmuş hastaya her şey kötü gidiyor bir ay sonra öleceksin derler. Adam bu söze göre hayattaki son düzenlemelerini yapar ve bir ay sonra ölür. Otopside bir bakarlar ki tamam adam kanser ama hiç de henüz ölmesini gerektiren bir durum yoktur.

 

       

        Şimdi bilinçaltının özelliklerini keşfe devam edelim. Bilinçaltı hayallerimizi yerleştirdiğimiz yerdir. Hayallerimizin limanıdır. Hayal kurma, yaratmaktan daha fazla bir şeydir. Hayalleme bizim etrafımızdaki dünyayı algılama şeklimizdir. Herkesin bir dünya algılaması vardır. Herkesin algılaması farklıdır. Bir kişinin algılamaları dünya gerçekleriyle ya da Tanrının gerçeğiyle hiç bir şekilde uygunluk taşımayabilir. Ama kendisi için gerçektir..

 

        Trafik ışıklarının yanmasını bekleyen, birbirini hiç tanımayan, omuz omuza duran iki insan düşünelim. Solda duran için gelecek karanlık gözüküyor. Ona göre dünyamızdaki nüfus hızla artıyor, çevre tahribatı yiyecek kaynaklarını hızla köreltiyor, para mutlu bir azınlığın elinde toplanmış durumda, ve dünyanın sonu yaklaşıyor. Halbuki onun sağında duran insan için her şey çok farklı. Çok uzun yıllar maddi sıkıntı çekerek güç bela çalışmış, ama en sonunda sürekli bir iş bulmuş, belki memur olmuş, artık ailesinin geleceğini çok daha garanti altına almış. Bu kişiye göre hayat o ana kadar hiç bu kadar parlak, gelecek hiç bu kadar fırsatlarla dolu olmamıştı.

 

        İşte aynı anda, aynı yerde dünyayı tamamen farklı algılayan iki kişi. Halbuki dünya aynı dünya. Ve her iki kişinin gördüğü de gerçek. Yani hayalleme, bizim dünyayı görme biçimimizdir. Onun gerçek sonu bizi ilgilendirmez. Biz kendi gerçeğimizle yaşarız. Bir kez bu algı bilinç altına yerleştikten sonra.. “O” bunu gerçek kabul eder ve bu gerçekle yaşar.

 

        Hayalleme, bizim etrafımızdaki dünyayı algılamamız ise, biz de bu dünyanın bir parçası olduğumuza göre, kendimiz için de bir algımız vardır. Kendimiz görme biçimimiz. Ama bu algının bizim gerçek gücümüzle hiç bir alış verişi olmayabilir. Bu sadece bir algıdır. Ama bu hangi düzeyde yerleşirse, o artık bizim gerçeğimiz olur.

 

        Siz de , dünyadaki herkes gibi, değerinizin ne olduğuna, yaşamda nelere layık olduğunuza dair bir takım algılamalara sahipsiniz.  Bilinçaltının  çalıştığı ortam, bu içimizde yerleş(tiril)miş algılardır ve şahsın bilinçli olarak başarmak istedikleriyle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Yani bir yerde bilinçaltının algısı bizi hedefe götüren ya da engelleyen bir özelliğe sahiptir.

 

         Özetle dünyayı ve kendinizi nasıl algılıyorsanız, kendiniz ve dünya hakkında ne düşünüyorsanız bilinçaltı bunlara ulaşmak için çalışır. Hasta birisi, cezalara ve zorluklara layık olduğunu düşünürse karşılaşacağı budur. Bir yarışmacı, örneğin bir atlet nereye kadar başarabileceğini düşünüyorsa.. gideceği yer oraya kadardır. Bilinçli olarak herkes sağlığı istediğini söyler. Ama bizim şimdi burada tartıştıklarımız çok daha derinde olan bir şeyler içindir.

 

Algılamalarımız yanında, bilinçaltı kalıcı hafızamızın bulunduğu yerdir. Beş duyumuzla aldığımız her türlü bilgi ve duygu parçası tekrar hatırlanmak üzere bilinçaltında depolanır. Aslında bu özellik bizim gerçekte kim olduğumuzu belirler. Bir sonraki düşüncemizi, bir sonraki duygumuzu, bir sonraki eylemimizi hep geçmişte olmuş olanlara göre oluştururuz.

 

 

 

        Bir koruyucu zihinle karşılaştığımız zaman sorarız. Bu zihin için önemli olan nedir? Onun öncelikleri nedir? Neden koruyor ve nasıl koruyor? Bir insan için bir numaralı ihtiyaç güvendir. İkincisi ise sevgi.  Sevgi güvenden daha az önemli değildir. Ama güvenlik ihtiyacı insanlara baştan hazır olarak verilmiş tek şeydir. Anne rahmi insan için en güvenli, en ılık ortamdır. İnsan olarak bildiğimiz ilk şeydir. Dokuz ay boyunca bildiğimiz tek şeydir. Sonra birden.. Işık, gürültü.. sıkıştırmalar, farklı temaslar.. o bildiğimiz ortamla tamamen ters özelliklere sahip yeni bir ortama çıkarız.

 

        Bir çok insan güven duygusunu zevkle karıştırır. Güven o dokuz ayın zevkinden doğmaz. Güven o dokuz ayın tanıdıklığının sonucu oluşur. Ruhun bedene girdiği ilk günden itibaren her gün, her şey aynıdır. Anne karnında zevk ve güven ayrı şeylerdir. Güven o ortamın bilindik olmasından oluşan bir şeydir.

 

        Diyelim ki herhangi bir şeyle ilgili bir algınız oluştu. Bu algıyı alır almaz bir karşılaştırma yapılır. İlk izlenimle uyum içinde olursa güvenli bir duygu oluşur. Eğer dıştan gelen bilgi iç algılamayla uyumlu olmazsa güvensizlik hissedilir.

 

       

Bilincin koruyucu kalkan özelliği..hipnoza açılan kapı..

        Şimdi bilinçli aklın en önemli parçasını incelemeye başlayalım. Ben buna bilinçli aklın koruyucu kalkanı diyorum ( ing; critical faculty). Bu bilincin içine yerleşmiş bir bekçidir. Ama emirleri bilinçten değil bilinçaltından alır. Ve işte hipnozda, biz hipnoterapistlerin yaptığı, bu parçayı kenara çekmek ya da üzerinden atlamaktır. Hatırlayın, insanın yaşamında en etkili zihinsel parçası, yani bilinçaltı, hiç bir telkini yargılama gücüne sahip değildir. Bu bilinçaltını tehlikelere açık hale getiren bir özelliktir. Eğer bir takım emirler, bilgiler, telkinler bilinçaltına ulaşırsa, bilinçaltı bunları kendi gerçeği olarak kabul edip hiç sorgulamadan uygulamaya başlar.

 

        İşte bilincin bu değerlendirme yeteneği ile sağladığı kalkan bilinçaltını korumak için çalışır. Peki bu işi nasıl yapar? Dış dünyadan gelen her türlü telkini alır ve orada durdurur. Sonra gelen bu bilgi ya da telkini o konuyla ilgili daha önceden edinilmiş algılarıyla karşılaştırır. Eğer bu yeni telkin eski algılarıyla uyum içinde değilse onu içeri almaz. Ve bu işi gerçekten çok başarıyla yapar. Onu durdurur ve ışığın aynadan yansıması gibi bilinçten geriye yansıtır. Eğer durdurulmuş bu yeni bilgi eski algılarıyla uyum içindeyse, bilincin koruyucu kapısı açılır ve bilgi içeri alınır. Ama bu kalkanı oluşturanda bilinçaltının ilk aldığı telkinlerdir. Yani bilinçaltı ilk aldığı telkinleri korumak ve güçlendirmek üzere kendine bir kalkan oluşturur ve kendini koruma özelliğini bu kalkana devreder. Kendi hizmet ettiği varlığı korurken, bilince de kendini koruma gücünü devreder. Bilincin bu koruma özelliği aaslında sanki bilinçaltının kurallarıyla uyumlu işler. Yani bilncin esas özelliği olan elştirem, seçenekler üretme ve bu seçeneklerden birini seçme gibi üstün yetileri iş bilinçaltını korumaya geldiğinde devre dışı kalır.

 

        Burada zihnin çok önemli bir kanununu görüyoruz. Kuvvetlendirme kanunu. ( law of compounding). Her inanışın bir ağırlığı vardır. İnancın ağırlığı diyebiliriz. Bu inançla uyum içindeki her yeni telkin, ağırlığını bu inanca ekler. İnancımız eskisinden daha kuvvetli olur.

       

        Kişinin bilinci bu yolla oluşmuş algıların kendini göstermesini ya kuvvetlendirir, ya azaltır. İlk alınan bilgiyi kuvvetlendiren her davranış, o kişinin inanç sistemi olarak yerleşmeye ve kuvvetlenmeye devam eder. İlk telkin hiçbir sınırlamaya uğramadan bilinçaltına gider. Hemen etrafında koruyucu bir engel oluşturulur. Bu noktadan yaklaşan her düşünce durdurulur. Eğer içerdiği anlam bizim ilk inancımızla uyumlu ise kabul edilir. Eğer uyumlu değilse ret edilir.  Bu nedenle güven duygusu hoş bir duygu değildir ama tanıdık bir duygudur. ( mutlu değil huzurlu olmak istiyorum diyenler aslında tanıdık güven duygusu ile yaşamak isteyenlerdir). İşte zihnin bir numaralı hedefi budur. Tanıdıklık ilk hedeftir. Ve klasik tıbbın tanımak istemediği budur. Saygı göstermediği budur. Anlamadığı budur. Zihnin bu parçasına saygısızlık gösterilmesi iyileştirmeyi engeller.

Bu koruyucu kalkanı kendi zihinlerinde canlandırmakta zorlananlar doğal olarak direnç gösterirler. Ama siz eğer tam canlandırmak istiyorsanız size bir örnek göstereceğim.

Aşağıdaki ifadeyi okuyun ve zihninizin yanıtını izleyin.

 

Bu şeklin biçimi karedir. 

Doğru mu yanlış mı?  Zihninizde hızlı bir konuşma oldu. Hayır bu kare değil, dikdörtgen. Ama bu soruda bir hile mi var.?. Bir oyun olabilir mi?.. Ama bu yeni görüş bilincinize kadar geldi ve orada durduruldu. Ve bugüne kadar geometrik şekil olarak bildiğiniz her şeyle karşılaştırılması yapıldı. Kare olarak bildiğiniz şekille bir uyum göstermedi ve bu yeni fikir ret edildi. Yıllardır öğrendiğiniz bilgileri, sadece “ben bu şekil karedir” dedim diye değiştirmediniz. Yani bilincinizin koruyucu kalkanı işbaşında. Şimdi zihninizin bu bölgesinin kaslarını biraz daha gerdirelim bakalım.

 

Gökyüzü yeşildir ve otlar mavi.

Kendi iç algılarınızla çatışan bir şeyi duymak ya da okumak ne kadar huzursuzluk verici olabilir? Bu bilgi bizim yıllardır öğrendiğimiz bir bilgiyle tam olarak çatışıyor. İşte alışkanlık değiştirmek neden o kadar kolay değil anlaşıldı mı? İşte psikolojinin zayıf kaldığı yer. İradenin hayali aşamadığı yer. Şimdi insanın gelişme evrelerine bakarsak zihin modelimizi çok daha iyi anlayacağız.

 

Çelik kalkanın gücü

        Bu modeli ilk gördüğünüzde biraz kızabilirsiniz. Ben mutluyum, sağlıklıyım, ama içimde atılması gereken şeyler var. İçimde beni acıtan programlar çalışıyor. Beni engelleyen programlar. Tanıdık geliyor mu?. Eğer bu koruyucu kalkan orada beni koruyorsa bu hissettiğim olumsuzluklar nereden oluşuyor?.

 

 

        Dünyaya geldiğimiz zaman bilinçaltında hiçbir kayıt yoktur. Henüz hiçbir şey yaşamadık. Bilinç altımız boş bir bilgisayar diski gibi. Muazzam bir depolama kapasitesi var. Ama henüz hiçbir data girmedi. Bu nedenle karşılaştıracak hiçbir data yok. Eğer hiçbir data yoksa koruyucu bir kalkan da yok demektir. Yargılayacak, karşılaştıracak bir şey yoksa koruyucu kalkan yoktur.

 

        Koruyucu kalkan, yeni bir bilgiyi karşılaştıracak bilgileri bulana kadar oluşamaz. Bu ne demektir?. Bu yeni bir bilginin, görüşün, başlığın, konunun, fikrin hiç değerlendirmeye tabi tutulmadan doğrudan bilinçaltına gitmesi demektir. Hiçbir sorgulama yapılmaz. Ve bu olduktan sonra anında artık o konuda kişinin karşılaştıracağı bir kayıt var demektir. Yanlış olması, kötü olması, anlamsız olmasının hiçbir anlamı yok. Bu sistemin işlemesi yaştan bağımsızdır. Ben hipnoz öğrenmeye 47 yaşında başladım. O zamana kadar en ufak bir bilgim yoktu. Sadece hipnozun adını biliyordum. Bu nedene ilk eğitimimi için ne öğrendiysem doğrudan bilinçaltıma gitti. Sorgulayacak bir bilgim yoktu. Ama zamanla anladım ki ilk aldığım bilgilerin çoğu ya yanlış, ya geçersiz ya da çağdaş değil. Ancak ne kadar uğraşırsam uğraşayım bu bilgileri kolay kolay yok edemedim ve her uygulamada karşıma gelip dikildiler ve bazan hala dikilmeye devam ediyorlar. Ama bilincimi eğiterek bu bilinçaltı yanlış inançların etkisini sürdürmesini engelleyebiliyorum.

 

        İlk izlenim bilinçaltına hiçbir sansüre çarpmadan, makaslanmadan olduğu gibi gider. Ve oraya ilk yerleştiğinden ondan sonra gelen her şey buna karşı değerlendirilir. Buna göre kabul edilir ya da ret edilir.

 

        Şimdi bir anne-baba bana geldi ve “senin zihin geliştirme yeteneğine inanıyoruz, al çocuğumuz ve onun zihnini geliştir” dedi. Tesadüf bu ya benim her yeteneğim güvenilir ama geometriden biraz zayıfım. Ve çocuğa bu şekli       kare olarak öğrettim. Size yanlış geliyor değil mi?. Ama daha o çocuğun bu konuda hiçbir algılaması yok. Benim söylediğimi bilinç altı tartışmasız kabul eder. Ve o andan itibaren bir algısı olur. Ve bu şekil için koruyucu kalkan oluşmuştur. İlerleyen günlerde, geometri derslerinde ben yine aynı şekli – ben de öyle biliyorum ya- yine kare olarak anlatırım. Hey. Çocuk zaten o şekli kare olduğunu biliyordu. Şimdi bu bilgi perçinlenmiş oldu. Bilinçaltı önceden yerleşmiş inancıyla uyumlu olduğu için kabul ettiği her bilgiden sonra ilk bilgi çok daha güçlü olarak yerleşir. Çocuğun ilk beş yıldaki eğitimini ben yaptım diyelim. Ve benden her aldığı girdi ile o şeklin artık kare olduğunu iyice öğrenmiş oldu.

 

        Tam bu noktada çocuğun ebeveynleri çocuğu geri alır. “Bakalım çocuğumuz neler öğrenmiş?”.. kontrollere başlarlar. Sorgulama sırasında dikdörtgene kare demeye başladığını görürler. Onu düzeltmeye kalkarlarsa ne olur? O bildiği şeyi savunmaya başlar. Bunun doğru olduğunu “ hisseder”.

 

        İşte anne-babalar. Çocuğunuzun aklına ne kadar aptalca bir şey yerleşmiş olursa olsun siz onu çıkarmak için ne kadar var gücünüzle uğraşsanız da, o da bildiğini değiştirmemek için aynı güçle sonsuza kadar çarpışacaktır.

 

        Yani, bir çocuğun zihni kayıt yapmaya bilincin kritik kalkanı oluşmadan başlar, çünkü karşılaştıracak bir kayıt yoktur. Koruyucu kalkan parçacıklar şeklinde oluşur. Küçük parçacıklar, zamanla, bilgiler geldikçe birleşmeye başlar. Aynı bir yap-boz oyunu gibi.. Çocuğun zihninin aldığı her yeni kişi, olay, kavram, bakış, fikir bu kalkanın alt yapısını oluşturur.  Bu bilgiler çocuk için iyi midir?. Doğrumudur?.. sevgi verici midir?.. parçalayıcı mıdır? Bunun bilinçaltı için hiçbir önemi yoktur. İlk izlenimin zihinde nasıl bir resim oluşturduğunun hiç önemi yoktur. Bilinçaltı onu gerçek olarak kabul eder. Sorgulamaz. Aynen yerleştirir. Ama bu ilk giren bilginin ardına hemen koruyucu kalkan gelir yerleşir. Bu orijinal izi bozacak her türlü telkin ya da karşıt fikri artık içeri almaz.

 

İlk izlenim kriterlerini taşıyan her yeni bilgi ya da ilk izlenimi destekleyen her yeni görüş karşısında kalkan sonuna kadar açılır. Yeni bilgileri içeri alır. Yeni bilgiler ilk bilgilerin üzerine yığılır.. Gittikçe büyüyen bir kitle oluşur. Yaşamımızın ilk anlarında almaya başladığımız bu kayıtlar gittikçe güçlenir.

 

 

        Çelik kalkanın gücünü aşmak.. hipnoza giriş..        

        Hipnotik Regresyon çalışmaları tüm iyi öğretilerin ya da zararın çok büyük kısmının anne rahmine düştüğü an ile 4-5 yaş arasında tamamlandığını gösteriyor.

 

        Ne demek istiyorum?. Şimdi “insan zihni nasıl gelişiyor?” sorusuna daha yakından bakalım.. sadece nasıl gelişiyor’u anlatmak değil.. öte yandan.. nasıl değişiyor.. nasıl farklılaşıyor.. birisinin “ak” dediğine diğerimiz neden “kara” diyebiliyoruz?..  dünyaya bir insan yavrusu geldiğinde ne biliyor?.. ne bilebilir?.. saflık.. ne algısı var?.. hiçbir şey.. ama her an.. her an.. bilgiler hızla o bilgisayara.. yani beynine akmaya başlıyor.. ama o beynin her hangi bir ayırma gücü yok.. ne gelirse aynen kaydediyor..  bilgiler biriktikçe.. sınıflandırılıyor.. bir dahaki gelen bilgiyle ilişkisi olup olmadığı değerlendirilmeye başlanıyor..  bunlar artık o yeni doğanın algıları olmaya başlıyor.. yaşam deneyimi olmaya başlıyor.. binlerce.. on binlerce.. belki milyonlarca parçanın birleşiminden oluşacak.. o bilinç dediğimiz.. bilinçaltını koruyacak olan kalkanın oluşması böyle başlıyor.. milyonlarca yap-boz parçası daha ilk dakikalardan oluşmaya ve birleşmeye başlıyor.. 

 

        Ve işte anlıyoruz ki.. bizim bilinç denen bu çok ama çok güvendiğimiz o özelliğimiz.. sadece ve sadece çevremizin bir ürünü.. çevremizin bir yansıması.. anne-babalar kötü olduğu için mi insanlar kötü oldu?..  hayır.. ama anne ve baba o kişinin çevresinin en önemli parçasıydı.. ve ilk deneyimler en önemli kayıtları oluşturuyordu ve bunların büyük çoğunluğu onlara, yani anne babalara aitti..

 

        Şimdi diyorum ki.. tüm harabiyet.. tüm zararların başladığı yer.. anne rahmine yerleştiğimiz anla 4-5 yaş arasındaki dönemdir.. neden?.. neden doğum değil de can olduğumuz o an?.. çünkü öyle.. regresyon çalışmaları bu düşünceyi reddetmeyecek kanıtlarla ortaya seriyor..  regresyon yapan her terapist buna şahit oluyor.. Ben de bir çok olguda başlatıcı etken olarak anne karnındaki kayıtlara ulaştım.. 4 yaşına doğru artık bir çocuk anne babasından o kadar birbirinin benzeri.. birbirinin aynısı bilgi almıştır ki.. kim olduğuna.. değerinin ne olduğuna.. anne babalarının onun için oluşturdukları resmin ne olduğuna tam anlamıyla karar vermiştir..  yani kendisi ile ilgili algılaması tamamlanmıştır..  eğer “ben değerliyim” kavramı yerleşmişse, bilinç artık bunu koruyacaktır.. bu andan sonra iyi şeyler güçlenecek.. olumsuz şeyler ret edilecektir.. böyle bir kişi.. ilerde zor anlar yaşasa da içindeki zorluklardan kendisi için iyi yönleri bulup çıkaracak.. o sorundan başarıyla çıkmasını bilecektir..

 

        Eğer.. değersizlik duygusu.. değersizlik kavramı yerleşmişse.. tam aksi olacaktır..  bilinç bu kavramı korumak için elinden geleni yapacaktır.. “BEN DEĞERSİZİM”.. bu insan tüm felaketleri.. içinde felaket- çeker varmış gibi üzerine çeker..  yanına yaklaşan.. içine girmek için çabalayan iyilikler bile.. ancak acıya dönerse içeri girme şansını yakalar.. yoksa.. bu iyilikler fark edilmez bile..  4 yaşından sonra yumurtanın kabuğu oluşmaya başlar.. 12 yaşına geldiğinde.. hayatta öğrenmediğimiz bir şey kalmamış gibidir.. kabuk çelik gibi olmuştur.. artık her şeyi biliriz.. anne-babamızdan bile akıllıyızdır..  ama o bildiğimizi sandığımız bilgilerin çoğunun gerçek doğrularla çeliştiğini fark etmeyiz bile.. gençler kayalara çarparlar.. ama kayaya meydan okurlar.. o kayayı yerinden oynatmak için gayret gösterirler.. o kaya kendi dünyalarıyla çelişiyorsa.. dünyanın kuralları kendi kurallarıyla çelişiyorsa.. dünyanın, fiziğin değişmez evrensel kurallarına kafa tutarlar.. bunun adı “geçlik işte” olur..

 

        Bir gün gelir.. bir şeyler.. bir şeyler.. kendi içinde bir şeylerin yanlış olduğunu seslendirmeye başlar.. bir yerlerden.. o erken çağımızda aldığımız algıların yanlış olabileceğini.. duymaya.. öğrenmeye.. başlarız.. acaba o eski algılarımızı değiştirebilir miyiz?. Yeni bir sistem oluşturabilir miyiz?.. mümkün olmalı.. ama nasıl?

 

        Alışkanlıkları değiştirmek.. eski algılamaları değiştirmek.. hiç de öyle kolay bir işlem değildir..  bir kere o kalın kabuk.. bilincin bilinçaltını koruyucu kalkanı.. orada.. sapasağlam.. dimdik ayakta bekler.. her türlü değişimi.. kendi iç algıları ile.. derin aklımızla.. çelişecek her türlü değişim fikrini yok etmek.. eritmek üzere dimdik ayaktadır..  çelikten bir aynadır.. kendi içiyle.. yani bilinçaltıyla uyum göstermeyen her şeyi.. yansıtır.. çelik aynaya çarpıp geri döner.. bir insan bilinciyle.. ne kadar güçlü değişimi sağlamayı istese de, hep çelik aynanın dışında kalır..

 

        Değişmek isteyen bir insan.. bir yerde.. kendi içinde beğenmediği bir programın çalışmakta olduğunu kabul ediyordur.. ama bilmek değişmeyi sağlamaz.. sigara içen bir kişi.. sigaradaki zehirleri öğrenir.. her nefeste içine çektiği zehrin farkındadır.. ama yine de içmeye devam eder.. aşırı yiyen bir kişi.. aşırı yemenin zararlarını öğrenir.. sağlıklı beslenmenin ne olduğunu.. hangi yiyeceklerin sağlıklı olduğunu.. günde ne kadar yemesi gerektiğini.. hepsini öğrenir.. ama yine de aşırı yemeye devam eder.. sonunda tüm irade gücünü bir araya toplar.. “sigarayı mutlaka bırakmam gerekir.. beni öldürecek” der.. bu düşünce iradesinin sonucu ortaya çıkar.. ama o irade nerededir?.. çelik aynanın dışında.. düşünce üretilmiştir ama çelik aynayı geçemez.. içindeki ses “ hey sürekli böyle şeyler düşünüp beni de sinir ediyorsun.. bir nefes duman çektiğinde hayatını ne kadar pembe gördüğünü biliyorsun.. hadi yak bir tane..

 

        Her türlü mantık.. irade gücü.. sağlıklı, güçlü düşünceler.. hepsi o çelik kalkanın dışında kalır.. sadece kötü alışkanlıklar için değil.. korkular.. yanlış davranışlar.. beğenmediği ama değiştiremediği huylar.. kendine bakışı.. dünyaya bakışı.. hastalıkları.. hepsi.. hepsi..

Hele o geçmeyen hastalıklar.. kullanılan ilaçlar.. aranan çareler.. çare etmez..

 

         Hipnoz

        Evet.. işte o çelik kalkanı aştığımız anda.. şaşırtıcı şeyler olmaya başlar..

Hipnoz bilincin o eleştiren.. karşılaştıran.. analiz eden.. yargılayan.. koruyucu kalkanının atlanması.. by-pass edilmesidir..  o devre dışı kaldığı anda.. bilinçaltıyla karşı karşıya kalırız.. bilinçaltının dünyası bambaşka bir dünyadır.. orada hayalle gerçek bir arada yaşar.. geçmişle gelecek bir arada yaşar..

 

        Hipnozun ötesi regresyondur.. sadece hipnozla.. sadece bilinçaltına ulaşmakla.. bir şey değişmez.. bir iyileşme olmaz.. o kalkan açıldığı hızla kapanır.. zaten gün boyunca.. kendiliğinden birçok kez açılıp kapanmaktadır.. ama biz hiç farkında olmayız.. çünkü yaşantımızın doğal bir durumu olarak algılarız.. ne girdiğimizi.. ne çıktığımızı fark ederiz..

 

        O zaman iyileşme nereden gelecek?.. bu hangi sorunla uğraştığımıza.. ve hangi tekniği, hangi düzeyde.. ne kadar ustalıkla kullandığımıza bağlıdır.. çoğu hipnozcunun yaptığı sadece bilinçaltına konuşmaktır.. direk telkin diyoruz bu konuşmalara.. eski düşünceleri algıları silip yerine yenilerini yerleştirme amaçlı konuşmalardır bunlar.. doğrudan bilinçaltına yapılan konuşmalardır.. önce eskiyi sil.. boşluğu yeni bilgiyle doldur.. çok güzel.. ya da eski düşüncelerin arasına sürekli yeni düşünceleri tekrar tekrar şırınga edilerek eski olaylar seyreltilmeye ve gücü düşürülmeye çalışılır.. çoğu zaman oldukça etkilidir.. yabana atılamaz bir tekniktir..

 

 






YORUMLAR
Henüz Yorum Yazılmamış...