Cinsel Sorunlar
Kadın cinselliği, değişik çağlarda, değişik toplumlarda, hep bir takım yasaklarla çevrelenmiştir. Bunun neticesinde kadınlar cinsel duygularını suçluluk dürtüleriyle bastırmayı öğrenmiştir. Baskı altına alınmış her duygu gibi bunun da bedeli günümüzde dahi kadınlarca ödenmektedir. Kadınlarda görülen cinsel sorunların başlıca psikolojik nedenleri şöyle sıralanır:
Yetiştirilme ve geleneksel kadın cinsel rolü: Kız çocukları yetiştirilirken cinsellikle ilgilenmemeleri öğretilir. Mastürbasyon yapmaları dahi istenmez. Kadınlardan beklenen yalnızca eşlerine yanıt verebilir olmalarıdır. Araştırmalara göre; kadınların çoğu ön sevişme sırasında eşlerine çok az katılmakta veya hiç katılmamakta; birleşme esnasındaysa hareketsiz kalmaktadır. Kadınlar cinsel olarak neyi uyarıcı bulduğunu söylemeye çekinir, tam uyarılmadıklarında bile birleşmeyi reddetmezler. Duygusal yakınlık daha önemli olduğu için; yakınlık duymadıkları ya da kırgın oldukları durumlarda, cinsel işlevleri daha çabuk olumsuz etkilenir. Geleneksel kadın cinsel rolünü benimsemiş bayanlarda görülen “iyi kız sendromu”; edilgenlik, yumuşak başlılık, boyun eğme ve incelikli olmakla birliktedir. Çocukluk veya gençliklerinde iyi kız olarak tanımlanan kadınların çok büyük çoğunluğunda orgazm olamama halinin görüldüğü bildirilmiştir.
Negatif beden imajı, cinsel organlardan hoşlanmama ve düşük benlik saygısı: Kendini ve cinsel organlarını beğenen, benlik algısı yüksek kadınlarda cinsel problemlere çok daha az rastlanırken; diğerlerinde orgazm olamama başta olmak üzere; cinsel ilişkiye girememe veya ağrılı cinsel ilişki gibi sorunlar daha çok görülmektedir.
Edilgenlik, çekingenlik: Evlenmemiş kadınlar cinsel isteklerini reddetmeyi ve evlendiklerinde de tüm katlanmalarının ortadan kalkmasını beklemeyi öğrenirler. Ancak bunca bastırılıp, yok saydıktan sonra erişkin bir ilişkide zorlanmaları aslında çok olağandır. İlişki sırasında hareketsiz kalma, inisiyatif almama; ilişkinin ritmini ve zamanlamasını tamamen erkeğe bırakmak demektir. Bu da erkeğin ilişkiyi kendi uyarılma düzeyine göre devam ettirip, sonlandırması ve eşinin uyarılmasını dikkate almaması anlamına gelir. Yeterli hazırlık ve uyarılma olmadan tekrarlan ilişkilerin, cinsel istek ve haz üzerinde olumsuz etkileri olabilir.
Katı dini ve ahlaki inançlar: Cinselliğin ayıp ve günah olduğuyla ilgili katı mesajlarla büyüyen kızlarda vaginismus başta olmak üzere pek çok cinsel problem çıkabilir.
Baba kız ilişkisinden kaynaklanan nedenler: Çocukluğunu babasından ayrı geçirmiş ya da babası ilgisiz, iletişim kurmayan, ihmalci yapıdaysa; bu kadınlarda orgazm olamama oranı yüksektir. Çocukluk döneminde babaya duyulan çocuksu aşkın çözülmemiş olması; bu bilinç dışı arzu ve çatışmaların neden olacağı kaygıyı önlemek için bir savunma tepkisi olarak; cinsel istek, uyarılma ve orgazm ketlenebilir. Yani kadın bunu; bir bedel ödeme olarak, kendi kendini cezalandırma olarak yaşayabilir.
Baskıcı otoriter baba: Baskın olmak için ceza uygulayan, otorite saplantılı, alkolik, psikopat yapı sergileyen, antisosyal ve obsesif kompulsif kişilikli babaların kızlarında vaginismus sıklıkla görülür.
Zayıf, güçsüz anne: Kendisini ve kızını, kocasının şiddetinden koruyamayan annelerin kızlarında vaginismus başta olmak üzere, cinsel sorunlar görülebilir.
Cinselliği değersizleştiren aşağılayan aile: Vaginismuslu kadınların, özellikle annelerinin cinselliği değersizleştirecek söz ve davranışlar sergilediği gözlemlenmektedir.
Kişilik sorunları: Depresif kişilikli kimseler genel olarak haz almaktan, mutlu olmaktan kaçınırlar. Histerionik ve borderline kişilik bozukluklarında rastgele cinsel ilişki görülse de; çoğunda uyarılma ve orgazm bozukluğu vardır. Şizoidlerde ise cinsel istek azlığı görülür.
Cinsel kimlik ve yönelim sorunları: Kendi cinsine cinsel istek duyan bazı kadınlar bu arzularını gizler, bastırır, hatta karşı cinsle ilişki kurabilirler. Ancak, karşı cinsle ilişkide istek, uyarılma ve orgazm sorunları yaşarlar. Çünkü, kişinin arzu duyduğu şeyle, yaşadığı arasında fark vardır.
Cinsel taciz ve travmalar: Cinsel travma kurbanlarında; vaginismus, cinsel tiksinti bozukluğu ve rastgele uygunsuz cinsel ilişkiler kurma durumları görülebilir. Tacizcinin yakınlık durumu,olayın rıza veya şiddet kullanılarak gerçekleşmesi, tekrarlanma sıklığına bağlı olarak rahatsızlığın boyutu değişebilir.
Cinsel fobi ve kaçınmalar: Bazen isteksizlik, cinsel ilişkinin bazı yönlerinden kaçınıldığı için ortaya çıkabilir. Mesela; meninin kokusu veya bulaşmasından tiksinen kadın ilişkiyi istemeyebilir.
Maskelenmiş cinsel sapkınlıklar: Bastırılmış teşhircilik, röntgencilik, fetişizm, cinsel sadizm veya mazoşizm vb. sapkınlıklar, cinsel isteksizliğe sebep olurlar. Esasen bu tür arzular kabul edilmeyip, kendine yakıştırılamadığı için sorun ortaya çıkar. Bu kişilerin arzularını fark etmeleri; eşleri kabul ediyorsa cinsel yaşantılarına katmaları; ya değilse tedaviyle bu duygudan kurtulmaları gerekir.
Evlilik çatışmaları zayıf iletişim ve eşe ilgi kaybı: Ciddi evlilik uyuşmazlıkları yaşayan çiftlerde cinsel terapiden önce evlilik terapileri önerilmelidir. Bu sorunlar çözüldüğünde, cinsel problemler kendiliğinden düzelmektedir.
Eşin cinsel beceri eksikliği: Kocanın cinsel ilişki esnasındaki uygun olmayan tutumları, kadının uyarılmasını ve haz almasını engelleyebilir.
Pasif, bağımlı eş: Araştırmacılar vaginismuslu eşlerinin pasif, bağımlı, aşırı düşünceli ve eşleriyle bilinç dışı bir anlaşma içinde, cinsel birleşmeden kaçınan kişiler olduğunu belirtir. Bu kocalar genellikle sevişme sırasında eşleri korktuğunda eşlerini uyarmaya devam etmek, cinsel ilişkiye hazırlamak yerine ketlenmekte ve ilişkiyi sürdürememektedir. İlk başarısızlıktan sonra ilişki denemeleri bir süre daha devam etse de 6-12 ay sonunda bırakılır. Çocuk sahibi olma isteği ortaya çıkınca tedavi yeniden düşünülür.
Eşte cinsel işlev bozukluğunun bulunması: Erken boşalması olan bir erkeğin karısında orgazm sorunu görülmesi doğaldır. Tekrarlayan hayal kırıklıkları zamanla her ikinde de cinsel uyarılma ve isteksizlik problemleri ortaya çıkmasına neden olur.
Gebelik korkusu: Kendini genç kız olarak algılamaktan vazgeçmek istemeyen, anneliğin sorumluluğuna hazır olmayan yada doğum yapmaktan korkan kadınlar ilişkiden kaçınır veya cinsel isteğini ketleyebilir.
Psikiyatrik rahatsızlıklar: Cinsel isteği azaltan psikiyatrik sorunlar; depresyon, yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, panik bozukluk, şizofreni gibi psikotik bozukluklar vb. İstek azlığı kullanılan, ilaçla alakalıysa önce ilaç değiştirilir. Hastalık iyileştiği halde isteksizlik geçmiyorsa cinsel terapi önerilir.
Stres ve üzüntü kaynağı olan yaşam olayları: Yas, ekonomik krizler, bir yakının hastalığı vb. olaylar cinsel isteği etkiler.
Yaşla veya çekicilikle ilgili olumsuz duygular: Bireyin yaşlanmaya tepkisi, kilo alımı, yaşla oluşan bedensel değişikler , kadının cazibesini yitirdiğiyle ilgili düşüncelere neden olup sekse ilgiyi azaltabilir.
Gerçek dışı beklentiler: Bazı kadınların hayal kırıklığı beklentilerinin gerçekçi olmamasındandır. Özellikle medyadan etkilenip; mesela orgazmın zevkten çıldırmak gibi bir şey olduğunu sanıp, bunu yaşamayınca küskünlük ve hayal kırıklığı hisseden kadın, cinsel ilişkiden kaçınabilir.
Hamilelik, doğum: Hamilelikte cinsel ilişkinin zararlı olacağına dair yersiz bir inanç mevcuttur. Doğumdan sonra da, yeni rollerine uyum, sorumluluk ve iş yüklerinin artması cinsel isteksizlik yaratmaktadır.
Aldatılma veya eşin sadakatinden kuşkulanma: Aldatılma veya kuşkusu cinsel istek ve uyarılmayı azaltır. Kadınlar güvene çok önem verirler ve kendilerini güvenle bırakmadıkları müddetçe uyarılma ve orgazmı yaşayamayacaklardır.
Kızlık zarını yitirme korkusu: Bekaretin önemli olduğu toplumlarda kadın evlendiğinde dahi ‘değerli’ kızlık zarını kaybetmeyi istemeyebilir.
Kısıtlı ön sevişme: Kadın cinselliğinde ön sevişmenin yeri tartışılmazdır. Ön sevişmenin yeterliliği eşler arasındaki uyumla artar.
Tecrübesizlik: Bir çok kadın ilk cinsel tecrübesini evlendikten sonra yaşar. Nasıl haz alacaklarını, nelerden hoşlandıklarını bilmedikleri için kontrolü eşlerine bırakırlar. Bu yüzden de kendi cinselliklerini öğrenmeleri vakit alır.
Kızlık zarı vajinanın girişini tamamen kapatır mı?
Hayır. Bunun en önemli anatomik ispatı; her ay gelen adet kanıdır. O bölge tamamıyla kapalı olsa, kan dışarı çıkacak yol bulamayacak, birikerek, ağrıya, şişmeye, enfeksiyonlara vb. sebep olacaktı. Bu duruma çok nadir rastlanır(imperfore hymen) ve adeti gecikmiş, karnında şişme, ağrı, kramp hisseden genç kızların vakit geçirmeden bir jinekolağa baş vurması gerekir. Tedavisi; zar üzerine dışarı akışı sağlayacak bir açıklık oluşturulması veya zarın tamamen çıkarılmasıdır.
Kızlık zarının çeşitleri var mıdır?
Evet. Yuvarlak halkalı, bölmeli (septal), yarı bölmeli (subseptal), üzeri küçük delikli (cribriform), kenarları girintili (denticular), yüksek kenarlı (cressent), tam kapalı( imperfore) hymen gibi çeşitleri vardır. Kalınlığı ve esnekliği de kişiden kişiye değişir.
İlk cinsel ilişkide kanama ve ağrı fazla olur mu?
Hayır. İlk ilişkide kişi kendisini kasmaz ve rahat bırakırsa, kanama ve ağrı son derece az veya hiç olmaz. Üç kişiden birisinde görülen esnek veya duhule müsait zarı olanlarda, ilk ilişki sonrasında kanama ve ağrı hiç olmayabilir. Ancak kendisini çok sıkan bir kişinin eşi de toleranssız ise ve oluşan ağrıya rağmen ilişkiye ısrarla devam ederse, vajina ve kızlık zarındaki yırtıklarına bağlı olarak ağrı ve kanama normalden fazla olabilir. Bu tür durumlar son derece nadirdir Kişilerin karşılıklı birbirine güvenip, destek olduğu, sağlıklı ilişkilerde bu durum kesinlikle karşımıza çıkmayacaktır.
İlk cinsel ilişki kanamasız olur mu?
Evet. Karşılıklı olumlu yaklaşım, yeterli ön sevişme ile gevşeme, yeterli ıslanma oduğunda; hiç kanama olmaması beklenir. Kanamanın olmaması, o kızın bakire olmadığı anlamına gelmez.
Kızlık zarı sağlam olduğu halde, gebe kalmak mümkün müdür?
Evet. Penis tam olarak içeri girmediği halde, vajina girişine boşalır. Anatomik olarak zaten üstünde açıklık olan kızlık zarı meninin içeri akmasına izin verecektir. Meninin içeri doğru akması ve spermlerin hareketli yapısı gereği rahime doğru yol alıp, döllenmeye hazır yumurta hücresiyle karşılaşması sonucu gebelik oluşabilir.
Kızlık zarı muayenesi (bekaret kontrolü) nasıl yapılır?
Kızlık zarı muayenesi (bekaretin kontrolü), jinekolojik muayene masasında bir jinekolog tarafından dış dudakların elle yanlara doğru çekilerek yapılan gözle incelemeden ibarettir. 10-15 saniye süren muayene ile çoğu zaman kesin sonuç söylemek mümkündür. Bu muayenenin kızlığa hiçbir zararı olmamaktadır. Ancak yasalarla, klinik ve muayenehanelerde yapılan muayene sonucu bekaret raporu vermek yasaklanmıştır.
Vajinismus bir kızlık zarı veya vajina problemi midir ?
Hayır, vajinismus genelde bir kızlık zarı veya vajina problemi değildir. Vajinismus aslında bir "bilinçaltı problemi"dir; bilinçaltına atılan yanlış ve abartılı bilgiler ile oluşan ‘kaygı ve anksiyete’ sonucunda vajinanın kendisini kasması ile ilişkinin olmaması veya oldukça zor olması şeklinde kendisini gösteren bir problemdir.
Ancak burada bazı istisnai bazı durumlar da vardır. Son derece nadir görülen bir takım durumlarda vajina ve kızlık zarının anatomik yapılarına bağlı olarak cinsel işlevde sorunlar oluşabilir. Bu tür durumların en sık görülenleri kızlık zarının normalden yüksek kenarlı ve sert dokulu olduğu (rigid hymen) ile vajinanın doğuştan gelen anormalliklerine bağlı olduğu durumlardır. Ancak beklenilenin aksine bu tür anatomik engeller son derece nadirdir ve vajinismus problemi yaşayan bayanların çok azında görülmektedir.
Bu noktada; cinsel terapi ve cinsel danışma arasındaki farkın altını çizmek gerekir. Cinsellikle ilgili yetersiz bilginin artırılması, yanlış bilgilerin düzeltilmesi, ileride oluşabilecek sorunlar hakkında danışanların bilgilendirilmesine 'cinsel danışma ve rehberlik' denir. Yani bir problemi olmayan kişilerde doğru cinsel bilgiler edinmek için cinsel terapiste başvurabilirler. Cinsel danışma her gelişim dönemine göre farklılık gösterir. Farklı yaştaki insanların algılayıp, özümseyebileceği konular da tabii ki; farklıdır. Anaokulundaki çocuktan tutun da, evlenme çağına gelmiş bir gence kadar herkese cinsel danışmanlık verilebilir ve verilmelidir de.. Toplumsal yapımız gereği, cinselliği tabu olarak yaşama alışkanlığı neticesinde, cinselliğin el yordamıyla, adeta kör döğüşü şeklinde öğrenilmesi, cinsel işlev bozukluklarıyla sıkça karşılaşmamıza neden olmaktadır. Bu nokta da cinsel danışma ve rehberliğin önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Cinsel terapide öncelikle kişinin cinsel yaşam öyküsü ayrıntılı bir şekilde ele alınır. Cinsel eğitimi kimden almış, ilk cinsel deneyimini nasıl yaşamış, çocukluk ve ergenlik döneminde cinselliği nasıl algılamış, tacize uğramış mı? Bu bilgiler cinsel tedaviden başarılı sonuç alınması için son derece önemli rol oynar. Ardından, kişinin yaşadığı cinsel sorun hakkında yine detaylı bilgiler alınır. Sorunu ne zaman yaşamış, nasıl gelişmiş, kişiden kişiye farklılık gösteriyor mu, herhangi bir hastalığı var mı? Bunların ardından "cinsel sorun" net bir şekilde ortaya konur. Cinsel yaşam öyküsünün ve sorunun detaylı olarak ele alınmasının ardından, kişinin herhangi bir sağlık problemi olup olmadığı tespit edilir. Çünkü, fiziksel sorunlar da cinsel yaşamda sorunların oluşmasına yol açabilir.
Cinsel terapiye mutlaka eşlerin de katılması gerekir. Çünkü, terapide sadece sorunu olan kişinin değil, aynı zamanda eşinin de cinsel yaşamla ilgili bilgisine başvurulur. Psikoterapinin çiftlere uygulanmasının bir başka nedeni de, eşlerin, verilen ev ödevlerinin yerine getirilmesini kontrol etmelerini sağlamalarıdır. Ayrıca, çoğu ev ödevleri birlikte yapıldığı için eşlerin de terapiye katılması şarttır.
Cinsel terapi programı, cinsellik alanında kendini geliştirmiş ve eğitim almış, vaka tecrübesi olan psikologlar,psikolojik danışmanlar, pratisyen hekimler ve psikiyatri uzmanları tarafından uygulanabilir. Cinsel terapi süreci danışanların cinsel sorunlarını ve bunların temelinde yatan kişisel deneyleri anlamalarını, kendi sorunlarının kaynağına inmelerini ve bu şekilde kendi kendilerine yardımcı olmalarını sağlar.
İlaç, cinsel sorunlarda bugün bile en çok kullanılan tedavi yöntemidir. Hekimler, iktidarsızlık ya da orgazm güçlüğü gibi cinsel sorunları olan insanlara endişe ve korku duygularını yenebilmeleri için trankilizanlar ve sedatif ilaçlar vermekte ya da cinsel tepkileri olumsuz yönden etkileyen depresyon durumlarına karşı antidepresanlar önermektedir. İlacın, yüzde 95 ruhsal nedenlerden kaynaklanan soğukluk ve güçsüzlük gibi sorunlara iyi geldiği konusunda bugüne kadar hiçbir tıbbi kanıt elde edilmiş değildir.
Cinsel terapiye baş vuran çiftlerde davranışçı ve bilişsel psikoterapi, çift terapisi ya da evlilik terapisi teknikleri birlikte kullanılmalıdır. Bu sayede en yüksek başarıya ulaşılır. Cinsel soruna yol açan faktörler tespit edildikten sonra çifte cinsel terapi uygulanabiliyor, nefes ve gevşeme egzersizleri öğretilir. Kadın ya da erkeğin iç dünyasında bastırılmış olan ruhsal çatışmalar ön planda ise tıbbi tedaviyle birlikte yoğun bireysel psikoterapi önerilir. Seanslar sırasında edinilmesi sağlanan yeni bakış açısının gerçek cinsel hayata nasıl aktarılacağı konusunda danışanlara "ev ödevleri" verilir. Danışanların özgün sorunlarına ve çiftlerin kişilik özelliklerine uygun ev ödevlerine örnek olarak; vajinismusta vajinanın kasılmasını engelleyici kademeli ödevler, erken boşalmada, boşalma kontrolünü sağlayan ödevler, cinsel istek bozukluklarında ise isteği artırıcı ödevler vb. verilebilir. Çünkü danışanların cinsel sorunlarını analiz etmesi bu sorunlarını çözdükleri anlamına gelmez. Sorunlar esas olarak cinsel egzersizler, masturbasyon veya fiili cinsel ilişki içinde çözümlenebilir.
Terapi sürecinde her danışanın farklı olduğu, kullanılan yöntemlerin kişiye özel olması gerektiği su götürmez bir gerçektir. Kişilerin aynı probleme bakış açıları dahi farklı olabilmektedir. Birisi için önemli olan kavramlar diğeri için lafını etmeye bile gerek olmayacak angaryalar olabilir. Örneğin; eşler arası sadakate kıymet veren bir kişi ile aldatma ve poligam(çok eşli) yaşamı hayatın bir getirisi olarak algılayan kişi aynı terapötik süreçlerden geçemez. Aynı mantıkla; kendiyle ilgili değişim süreci başlatmayı kabul etmeyen yada bunun gerekliliğini fark edemeyen biri hiçbir yöntemden fayda görmeyebilir. Çünkü; cinsel yaşamda problem varsa; değişmesi gereken bazı şeyler olduğu aşikardır. Bunu açmak gerekirse; bir sorun olduğunu kabul etmek, iletişim ve davranış kusurlarını fark etmek, geçmiş yaşam süreçlerinin bugünümüz üzerindeki etkisini kabullenmek, eşe ait duyguları farketmek; tüm bunlarla ilgili düşünce ve davranış değişiklikleri için istekli olmak, başarı kaydedebilmek için şarttır. Elbette bu durum her iki eş için de geçerlidir. Çünkü, cinsel terapide eşlerin ortak bir cephe oldukları; tek vücut halinde hareket ettiklerini, aynı hedefe odaklandıklarını varsayıyoruz.
Bizim şu an uyguladığımız terapi sisteminden de biraz bahsedelim. Bundan önceki bölümlerde anlatılan tüm ayrıntılar dahilinde teşhis ve tedaviye başlanır. Cinsellik yalnız cinsel organlarla sınırlı olmayan; tüm bedeni ve aklı da içeren duyusal bir eylemdir. Bu yüzden yaklaşımımız bütüncüldür; kişiyi hastalığıyla birlikte ele alıp, hiçbir şeyi gözden kaçırmamak önemlidir. Kullandığımız sistemde; bilmek, görmek ve uygulamak vazgeçilmezdir. Bahsi geçen sorunun ne olduğu, nelerden kaynaklandığı, sağlıklı işlevin nasıl olduğu, şekil ve fonksiyonlarla ilgili ayrıntılı bilgi verilir. Ardından bu bilgiler; görsellerle desteklenir. Resimler, filimler, maketler, birebir tarif ve anlatımlarla sağ beyin aktivitelerini de uyarıp; gerek imgeleyerek, gerekse olumlu içsel telkinlerini destekleyerek zihninde daha açık ve ulaşılabilir olması sağlanır. En sonunda da; ayrıntılarıyla anladığı işlemi , azdan çoğa devam eden egzersizlerle deneyimlemesi için yüreklendirilir.Bu safhada devreye başka yöntemler de girer. EFT, hipnoz, NLP, EMDR..vb yöntemlerle; olumsuz duyguların ( korku, tiksinti, tedirginlik, nefret..vb.) azaltılması, motivasyonun ve başarıya inancın artması sağlanır. Danışanların kendine güvenlerinin artması, egosunun güçlenmesi ve kontrol mekanizmalarını etkin olarak kullanmaya başlamaları terapinin neredeyse bel kemiğini oluşturmaktadır.
Cinsel sağlık; cinselliğin fiziksel, duygusal, sosyal ve entellektüel yönlerinin; kişiliği, iletişimi ve aşkı zenginleştirici etkilerinin bileşiminden oluşur. Yemek, içmek, uyumak, nefes almak kadar doğal olan cinsellik herkesin zevkle yaşamaya hakkı olan bir eylemdir.
| Cinsellik tıpkı yemek yemek ve yediğini hazmetmek gibi doğal bir işlevdir. Fiziksel olmayan çok çeşitli sorunlar hazmı olduğu gibi cinselliği de etkiler. Bedenimiz tamamen sağlıklı olsa da; yanlış yeme, acelecilik, stres, telaş ve üzüntünün iştah kaybı, hazımsızlık, ishal ve kabızlık gibi çeşitli yakınmalara yol açtığını biliriz. Yine biliriz ki yemeğimizi normal ve rahatça yersek hazım sistemimiz doğal olarak iyi işler ve yediklerimizden zevk alırız. Benzer bir şekilde eğer cinsel ilişkinin doğal ve rahat bir şekilde olmasına izin verilirse bedenimiz bilinçli bir çaba harcamadan doğal olarak tepki verecektir. 6. Alkol ve bazı ilaçların alımı
-Alkol ve bazı ilaçlar, geçici olarak normal cinsel tepkiyi bozabilmesi
7. Genel durumun bozukluğu
-Hastalık, kaza gibi durumlar tıpkı iştah gibi cinsel isteğin kaybına yol açabilmesi. (Sağlık durumu düzeldikçe cinsel istek de yavaş yavaş geri gelir.)
BU SORUNLAR CİNSEL TEPKİYİ NASIL ETKİLER Cinsel sorunların,doğal cinsel tepkilerin baskı altına alınması sonucunda ortaya çıktığını biliyoruz. Daha az bilinen bir gerçek ise cinsel sorunların "yapabilme kaygısı"ndan dolayı sürmesidir. İlk cinsel tutkunluğu ya da isteksizliğe yol açmış olan kızgınlık ,yorgunluk gibi herhangi bir neden çoktan geçmiş olabilir ancak "bu sefer olacak mı?", "bu sefer yapabilecek miyim" tarzında düşünme ve kaygılanma bir kısır döngü biçiminde sorunun sürüp gitmesinde önemli bir rol oynar. Kendinize bunları söylemeye başlayınca (yapabilecek miyim?) da doğallığınızı kaybedersiniz. Sonuçta cinsel ilişkiden zevk almak yerine bir seyirci gibi kendinizi incelemeye başlarsanız ilişkide bulunmanız daha da zorlaşır. Ayrıca ,eşlerden birinin cinsel sorunu,herhangi bir zamanda cinsel tepki verememesi, öteki eşin tepkisini de etkileyebilir. Benzer kaygı onda da oluşabilir. Kendinin iyi bir cinsel eş olup olmamasından kuşku duyabilir. Herhangi bir cinsel problem eşlerin her ikisini de etkiler. TEMEL İLKELER 1. Cinsel sorunları sürdüren yanlış anlamaları ve kırgınlıkları gidermeye yardımcı olmak için eşler arasındaki iletişimi (konuşmayı) artırmak ve düzeltmek. 2. Cinsellikle ilgili yanlış bilgi ve inançları düzeltmek. 3. "Seyirci" rolünden kaçınma yollarını öğrenme, kendini rahat bırakarak doğal cinsel tepkinin ortaya çıkmasını sağlamak
Daha önce de söz edildiği gibi cinsel sorunlar evlilik ilişkilerindeki aksamalardan kaynaklanabilir. Evlilik ilişkilerinde bir sorun olmasa bile cinsel sorunlar ilişkileri etkiler ve bozulan ilişkiler sorunun sürmesine neden olabilir. Bu nedenle genel olarak evlilik ilişkilerinde daha yakından bakmak, cinsel ilişkiyi nasıl etkilediğini incelemek önemlidir. İlişkinin özellikle önemli olan iki yönü vardır. Bunlar iyileştirilirse cinselliği çok olumlu bir şekilde etkileyebilir. Bunlardan biri konuşabilmek, iyi iletişim kurabilmek diğeri ise olumlu yaklaşmak, yani birbirini heveslendirmek takdir etmek ve birbirine iltifat etmektir. Birbirini olumsuz şekilde eleştirmek, şikayet etmek ve işi kavgaya kadar götürmek ise eşler arasındaki ilişkiyi bozabilir. Evlilik ne kadar uzun olursa olsun eşlerin birbirini daha iyi anlaması için yeni yollar öğrenmekte geç kalınmamıştır. Daha iyi anlaşmak , konuşabilmek cinsel sorunun düzelmesinde çok önemli rol oynar.
1. Birbirinizle iki yetişkin olarak konuşun. Bazı evliliklerde koca, baba gibi; kadın ise çocuk gibi konuşur. Bazen de kadın kocasının annesiymiş gibi davranır. Bu çeşit ilişkiler cinsel yaşamı olumsuz etkiler.
2. Kendinizi açıkça ifade etmeyi öğrenin. "Ben .............istiyorum", "Kızdım çünkü........" gibi ifadelerle isteklerinizi, duygularınızı daha dolaysız yolla anlatabilirsiniz. Genellikle eşler birbirlerinin kafasını okumaya çalışıp ne istediğini tahmin etmeye çalışırlar. Bu yol birçok probleme yol açabilir. Bir kere tahmininiz doğru olmayabilir, eşiniz de sizi kırmamak için size bunu söylemeyebilir. "Ayşe, boynunu öpmemden hoşlanır" şeklinde uzun süredir düşünüyor ve öyle davranıyor olabilirsiniz. Ayşe bundan hoşlanmasa da sizi kırmamak için hiçbir şey söylemeyebilir. Çok daha kolay ve kestirme yol neden hoşlanıp neden hoşlanmadığınızı açıkça söylemek, eşinizin de aynı açıklıkla konuşmasını teşvik etmektir. Böylece akıl okuma ve tahminlerden vazgeçip kendi isteklerinizi ve istemediklerinizi ileterek daha haz verici bir yaşama doğru adım atmış olursunuz. Aynı prensip eşiniz için de geçerlidir.
3. Eşinizin "ben" demesini yüreklendirin ve size karşı olan kırgınlıklarını ifade etmesine izin verin. (örn. "ben sana kızdım....” “sana kırgınım, çünkü..."vb.) Eşiniz; kırgınlığını, kızgınlığını ifade ettiği zaman sizin nasıl tepki verdiğiniz çok önemlidir. Bağırma, çağırma küsme gibi aşırı tepkiler verme karşı tarafın bir dahaki sefere kırgınlığını ifade etmesini zorlaştırır. Her ikinizin de kendini açıkça ifade etmeye hakkı vardır. Hem kendi hem de karşınızdakinin saygı göstermek çok önemlidir. Haklı da haksız da olunsa bu duygular yaşanmaktadır. Eğer duygular yokmuş gibi yapılırsa ve uygun bir şekilde ifade edilmezse içte birikebilir ve çok daha büyük patlamalara yol açabilir.
4. Eğer her ikiniz de farklı şeyler istiyorsanız aranızda bir anlaşmaya varmalısınız. Örneğin biriniz beyaz, biriniz kara istiyorsunuz. İkinizde kendinizi açıkça ifade ettiniz. Her gün gri de birleşmektense bazen beyaz bazen de kara üzerinde anlaşabilirsiniz. Örneğin, siz geceleri ilişkide bulunmak istiyorsunuz eşiniz ise sabahları. Bu durumda bazen sabahları bazen de geceleri ilişkide bulunmak iki taraf için de çözüm olacaktır. 5. Övgü ve cesaretlendirme, eleştiriden çok daha etkilidir. Eşinizde beğendiğiniz özellikleri görmeye, fark etmeye çalışın ve bunları ona söyleyin. Onun başının etini yemektense böyle bir yaklaşımla isteklerinizin çok daha kolay bir şekilde kabul edildiğini göreceksiniz.
CİNSEL TEPKİLER Hayal kurma, güzel birini görme, hoşa giden müzik dinleme, film seyretme, birbirini okşama, cinsel ilişkiyi düşünme gibi çok çeşitli uyaranlar cinsel tepkiyi ortaya çıkarabilirler. Bu bedensel tepkiler üç dönemden geçer.
1. Uyarılma ya da heyecanlanma 2. Cinsel doyum ya da orgazm 3. Sonlanım ya da başladığınız yere geri dönme
UYARILMA DÖNEMİ
Erkeklerde penisin (cinsel organ) sertleşmesi ilk tepkilerden biridir. Uyarılma devam ettikçe heyecan artar, daha derin nefes alır. gerginlik hissedebilir. Kadında ise vajenin (cinsel organı) üst dudaklarında hafif bir şişme ve vajen içi ıslanma olur. Aynı şekilde uyarılma devam ettikçe diğer bedensel tepkiler ve heyecanlanma görülür. Heyecan arttıkça vajenin en dip kısmı biçim değiştirir böylece vajenin daha alt kısımları penisle temas eder. Bu noktaya özellikle "penisim küçük" şeklinde kuşkuları olan erkekler dikkat etmelidir. Vajende oluşan bu şişkinlik ve vajenin esnek yapısından dolayı ,ilişki sırasında vajen, penisin boyutlarına göre biçim alır. Dolayısıyla, Penisin küçük ya da büyük oluşu kadının aldığı zevki etkilemez. Uyarılma döneminde doyuma ulaşmadan durmak kişilere her hangi bir zarar vermez. Kişi beklediğini bulamamadan dolayı engellenmiş hissedebilir, ancak olumsuz fiziksel etkisi yoktur. Uyarılma devam ettikçe erkek artık duramayacağı bir yere gelir ve boşalır. Boşalmadaki sıvı miktarı günden güne değişebilir ancak genellikle bir çay kaşığını dolduracak kadardır. Çok temizdir ve spermi (erkekteki üreme hücresi) besleyecek şeker gibi maddeler içerir. Erkek, boşalırken doyuma ulaşır. Doyuma ulaşma, ani bir gerginlik birikmesinden sonra rahatlama ve haz duymaktır. Kadın her zaman cinsel doyuma-orgazma ulaşmayabilir. Erkekteki gibi boşalma olmaz ancak gerginlik birikimi ve rahatlama, haz alma görülür. 5-15 saniye kadar sürer. Genelde vajen duvarındaki kaslarda kadının da farkına vardığı kasılmalar olur. Kadınların çoğunun doyuma ulaşabilmesi için klitorisin (vajenin üstündeki bölüm) okşanması gerekebilir.
SONLANIŞ DÖNEMİ Bu dönem fırtınadan sonraki sakinlik dönemidir. Her iki eş de rahat, tatmin olmuş ve uykulu hissederler. Kadında vajenin eski halini alması ve heyecanın durulması daha uzun zaman alabilir. CİNSEL BÖLGELER VE TEPKİYLE İLGİLİ BAZI YANLIŞ ANLAMALAR
Bazı kadınlarda, kızlık zarının yırtılmasıyla birlikte mutlaka çok fazla miktarda kan geleceği ve çok acı duyulacağı ile ilgili endişelerin olduğu gözlenmektedir. Vajenin ağzında yer alan bu zarın biçimi, kalınlığı ve esnekliği kadından kadına değişir. Zar, penisin vajene girmesiyle yırtılır ve bu arada kılcal damarların kopmasıyla biraz kan akar. Bununla birlikte ilk birleşmede kan gelmemesi de doğal bir durumdur. Kızlık zarının kalın olduğu durumlarda, penisin vajene girmesi için güç harcamak gerekebilir. Ama bu durum tarafları korkutmamalıdır. İlişki, uygun koşullarda geçerse zar kolaylıkla yırtılabilmektedir. Ender olarak bu zarın kalın lifli olması nedeniyle doktor müdahalesiyle kesilmesi gerekebilir. Bazı kadınlarda ise bu zar, vajenin çeperinde ince bir doku halindedir. Penis içeri girdiğinde esner ve yırtılma olmaz. Yukarıda da sözü edildiği gibi bazı kadınlar, ilk cinsel birleşmede çok fazla acı çekeceklerinden korkmaktadırlar. Bu birleşme sırasında biraz kanama, biraz da acı yaşansa bile kadınların çoğu bu yaşantıyı sarsılmadan atlatırlar. Ancak, cinsel ilişkiye istekleri dışında zorlanmamaları ve ilişkiye hazır hale gelmeleri gerekmektedir. Kadın birleşmeye hazır değilse, penisin vajinaya girişinde zorluk çekilebilir. Bu nedenle erkeğin, kadının giriş için hazır olduğu anı beklemesi gerekir. Zamanla ve deneyimle, eşler soluk alıp verme ritminden ve yüz ifadelerinden anın yaklaştığını; ayrıca kadın hazır olduğunu açıkça söyleyebilir ya da erkek, kadına hazır olup olmadığını sorabilir. Bu sırada vajenin iç duvarlarında salgılanan sıvıyla penisin girişi kolaylaşır. Zaten vajenin yapısı oldukça esnektir. Penisin boyutlarına göre çok genişleyebilir ya da daha dar kalabilir. Kadın kendini rahat bıraktığı taktirde vajen kendiliğinden esner ve ilişki sırasında acı duyulmaz. Eğer kadın için korku ve kaygı ön plandaysa, vajen kasılabilir. Dolayısıyla ilişki sırasında zorlanma ve acı duyulabilir. Erkeklerin çoğunda, ergenlik döneminden başlayarak okudukları porno yayınların ve kendi aralarındaki konuşmaların etkisiyle, cinsellikte doyumu ,erkeklik organının biçimi ve büyüklüğü ile bir tuttukları görülmektedir. Oysa daha önce de belirttiğimiz gibi, heyecanın artmasıyla birlikte vajenin en dip kısmı şişer böylece vajenin daha alt kısımları penisle temas eder. Bundan dolayı, penisin küçük ya da büyük oluşu kadının aldığı zevki etkilemez. Bazı kadınların, vajenlerin biçiminden rahatsız oldukları; iç ve dış dudaklarının boyutlarının ve renginin farklı olmasını anormallik olarak gördükleri gözlenmektedir. Oysa ,vajina değişik biçimlerdedir. İç dudakların dış dudaklardan büyük olması; renginin koyu olması ya da benzeri farklı özellikler göstermesi doğaldır. Toplumda mastürbasyonla (kendi kendini tatmin) ilgili genel kanı "zararlı" olduğu yönündedir. Ancak, belirli aralıklarla yapılan mastürbasyon, bedenin doğal bir gereksinimi olarak görülebilir. Kişinin, kendini cinsel tepkileri ve uygulamaları açısından tanımasında yardımcı olabilir. Cinsel ilişki sırasında, özellikle genç erkeklerde çok erken dönemde sertleşme olabilir. Bu hemen cinsel birleşmeye hazır olunduğu anlamına gelmez. Sertleşme olduğu için cinsel birleşmeye daha eşi hazır olmadan çok erken başlayabilir. Eşi de onu beklettiği için telaşlanabilir. Cinsel yaklaşma sırasında, kadında ıslanma vajenin içinde kalabilir. Bu nedenle kadının uyarılmadığı sanılabilir. Penisin sertleşmesi vajenin ıslanmasından çok daha belirgindir. Cinsel yaklaşma sırasında ,uyarılma dalgalar halinde gelir. Hem erkek hem de kadın uyarılmanın artıp azaldığını, buna bağlı olarak da sertleşmenin ya da ıslanmanın artıp azaldığını hissedebilirler. Bu normaldir. Sertleşmenin azalması, yolunda gitmeyen bir şeyler olduğu anlamına gelmez. Sakın telaşa kapılmayın. Çabuk boşalma yani her iki eş de hazır olmadan bir boşalma genç erkeklerde normaldir. Özellikle bir önceki boşalmadan sonra uzun zaman geçmişse ya da heyecanlanma çok fazlaysa erken boşalma sıklıkla görülür. Boşalmayı kontrol etmeyi öğrenebilirsiniz. Birçok kadın doyuma ulaşmayabilir ancak tam olarak cinsel tepkileri gösterebilir. Bu onların "soğuk" ya da "frijit" olduğu anlamına gelmez. Özellikle başlangıçta birçok kadın orgazma erişemez. Bu çok normal olduğu halde her iki eşi de telaşlandırabilir. Bazı kadınlar kocalarını memnun etmek için orgazm olmuş gibi davranırlar.
Erkek karısını ne kadar orgazm olmasını talep ederse kadının orgazma ulaşması o kadar zorlaşır. Kadının rahat hissetmesi ve baskı altında olmaması orgazma daha kolay ulaşmasını sağlar. "Yapabilme kaygısı" erkekte boşalmayı hızlandırır; kadında ise tam tersi olur,doyuma ulaşma gecikir. Bazen erkek doyumdan hemen sonra uyuyabilir. Bu durumda kadın hala yakınlık isteği duyuyorsa kırılabilir. Böyle durumlarda kimi zaman onu uyandırın, kimi zaman da uyumasına izin verin. Böylece zaman zaman kadının da erkeğinde isteği yerine gelmiş olur.
Cinsel ilişkinin sıklığı konusunda belirli standartların olduğu inancı (örn. haftada iki kere), bu standartlara uyulmadığını düşündürterek eşlerde hayal kırıklığı ve üzüntü yaratabilir... Sevgi ve istek, ölçülere uyan kalıplara sokulabilecek durumlar değildir. Her ilişkide, cinsel ilişkinin sıklığının arttığı ya da azaldığı durumlar vardır. İlişkinin sıklığının azalması ,sevginin de azaldığı anlamına gelmez. Önemli olan, ilişki sırasında eşlerin birbirlerinden karşılıklı zevk almalarıdır. |
|



















