|
02.11.2008
ANNE BABALAR GÜÇ SİZDE!... Bunun farkında mısınız?
ANNE BABALAR GÜÇ SİZDE!... Bunun farkında mISINIZ?
Hipnoz ile yapılan çözümlemeler göstermiştir ki, çocukların hayatı öğrenmelerinde, ilk yaşlarda anne ve babanın gücü inanılamaz derecede önemlidir. ebeveyn etkisi, öğrettikleri, on yıllarca süren bir güce sahiptir. Bu etki ebeveyn eğitiminin, bakımının önemini gözler önüne sermektedir. Hipnoz çalışmalarının öğrettiği bir şey daha var. İyi anne baba olmak istiyorsanız daha çocuğunuzu doğurmadan, hatta gebe kalmadan önce eğer içinizde size rahatsızlık veren, olumsuz işlediğini düşündüğünüz programlar var ise, öncelikle bunları yok edecek çareler aramalısınız. “Ne gerek var?” diyebilirsiniz. “Benim yaratılışım bu” diyebilirsiniz. “Ben çevremle barışığım” diyebilirsiniz. Ama bilin ki tüm çevreniz kendi içindeki sorunları, çocukları üzerinde şiddet uygulayarak çözmeye çalışan anne ve babalarla dolu. Ne yazık ki, çocukların çok azı, karşılıksız sevgi veren ailelere sahip olma şansına sahip. İşte bu çocuklar, büyük olasılıkla, ileride kendileri de çok iyi anne ya da baba olacaklar. Anne-baba adayları böyle uygun bir çevrede büyümemiş olsa da, yapılacak şeyler var. Yıllarca iyileşmeden sürmüş olan kronik hastalıkların hipnoz-analizlerinin ortaya çıkardığı değişmez bir gerçek var. Bir canlı ana rahmine düştüğü andan 12 yaşına kadar geçen sürede en önemli olan şey nedir diye sorarsanız yanıt şu. Çocuğunuz sizin tarafınızdan istendiğini düşünüyor mu? Ya da çocuğunuz, o olmasaydı, sizin daha az mutsuz olacağınızı hissediyor mu? Tüm sorun burada yatıyor. Bilirsiniz, çocuklarına her türlü olanağı sağlayan aileler vardır. Oyuncaklar, para, özel oda, bakıcılar v.s. Ama bunları sağlayan anne babalar öte yandan çocuk ile aralarına bir mesafe koymuştur. Odasına kapatır, konuşmaz, görüşmezler çocuk ile. Hipnotik analizler böyle anne babasından uzak mesafede yetişen çocukların, büyüdükten sonra bile bilinçaltlarında anne babasını memnun etmeye çalışan bir taraf olduğunu gösteriyor. Bu tip ailelerin aksine bağıran, çağıran, vuran, çocuklarını terorize eden ama yine de bütün bu hengâme arasında her nasılsa çocuklarına tam anlamıyla sahip çıkmış aileler vardır. Bu ailelerin çocuklarına verebildikleri tek mesaj, onların bir aile olduğu ve hangi tehdit altında olurlarsa olsunlar bu bütünlüğün bozulmayacağı olmuştur. Bu bozuk görünen dinamik içinde birçok sağlıklı insanın büyüdüğü gözlemlenmiştir. Böyle bir eğitim mi öneriyoruz? Tabii ki hayır. Bu karşılaştırma bize çocuk büyütülürken neyin daha önemli olduğunu gösteriyor. O halde, çocuk isteyen anne babalar! Öncelikle çocuğunuzu planlayın. Ve bebeğiniz anne rahmine düştüğü andan itibaren çocuğa onun istenen bir varlık olduğunu hissettirin. Çocuğa onun değerli bir varlık olduğunu belirleyen ona karşı olan davranışlarınız olacaktır, söylemleriniz değil. Çocuğunuza gözlerinizi çevirdiğiniz zaman, onun bu dünyadaki varlığıyla takdir edildiğini, beğenildiğini hissetmesini sağlayın. “ SEN BİZİM İÇİN ÖNEMLİSİN VE DEĞERLİSİN”. Anne babalıkta bundan daha önemli bir kural yoktur. Anne karnına kadar geriletilmiş olan hipnoz-analiz hastalarının öğrettiği önemli bir şey daha var. “Karnınızdaki bebekle konuşmak.” Sözlerinizi çocuğunuz çok sonra öğrenecek. Ama bebeğin beynindeki kayıt sistemleri gebe kalındıktan kısa bir süre sonra çalışmaya başlar ve duyduğu hissettiği sesleri elektriksel akımlar şeklinde kaydeder. Annenin duyguları doğmamış bebeği şüphe götürmeyecek bir belirginlikle etkilemektedir. Gebelik boyunca kaydedilmiş olan kelimeler daha sonra yaşam üzerinde etkili olur. İyileşmeyen hastalıkları olan hastalara uygulanan hipnoz-analizler bu durumu gayet güzel ortaya koyar. Ailenin hatırladıklarından ve kayıtlardan belirtilerin 2–4 yaş arasında başladığı bilinir. Ama nedene yönelik hipnotik araştırma anne karnına kadar götürür. Hastalığı ilk başlatan olaylar anne karnındayken yapılan olumsuz kayıtlardır. Sözlerin anlamını öğrenmeye başladıktan sonra beyinde depolanmış olan o anlamsız bilgiler birden bire anlam kazanır ve bilinçaltında yerleşmiş inanç sistemleri haline döner. Sonuç. Pozitif ve seven bir anne olarak karnınızdaki bebekle en iyi arkadaşınızmış gibi konuşun. Birlikte yaşayacağınız gelecekteki güzel günlerden konuşun. Doğumunuz hakkında olumlu ve şevkli düşüncelerinizi aktarın. Bebeğiniz için kolay, rahat bir doğum planlayın. Çocuğunuza onu büyük bir heyecanla ve umutla beklediğinizi bildirin. Ve bu süre boyunca onu ister kız, ister erkek olsun bütün kalbinizle seveceğinizi bildirin. Bu kadar basit tavsiyem bile inanın ki ilerde birçok sorundan uzak kalmanızı sağlayacaktır. Ve doğum yaparken, siz ve babası, etraftaki akrabalara hatta doktor ve hemşirelere hemen bir kulak duyumu mesafede bir canlının bulunduğunu ve her konuşmayı kayıt yaptığını bilmelerini sağlayın. Herkesin sizin bir bebek sahibi olmakta olduğunuzu fark etmesini ve olumlu bir heyecan duymasını sağlayın. Hamile kaldığınız zaman araştırıcı olun. Dışarılarda dolaşın, çiçek koklayın, hayvanlara bakın, çayırlarda yürüyün, mümkünse çıplak ayakla… Yüzün, yıldızları seyredin, güzel hikâyeler okuyun, daima iyiyi arayın ve eğlenin. TV den uzak durun. Ölüm, felaket, korku, intikam salan film ve haberlerin karnınıza ulaşmasına engel olun. Reklâmlardan uzak durun. Daha karnınızda beyni yıkanmış ve alış veriş hastası olmuş bir çocuk doğurmayı istemezsiniz herhalde. Gezdiğiniz yerleri bebeğinize anlatın. Bebeğinizi de olayın içine alın. Bu sizin için, bebek doğduktan sonrası için iyi bir çalışma olacaktır. Doğum anı geldiğinde zor doğum şartlanmasını bir yana bırakın. Doğumun normal doğal bir olay olduğunu bilin. Doğum gerçekten keyif verici huzurlu bir deneyim olabilir. Bunu hedefiniz haline getirin. O heyecanla beklediğiniz güzel varlığı kollarınızda tutar tutmaz, ona elinizdeki ve kalbinizdeki duyguların en iyilerini vereceğiniz konusunda kendinize söz verin. Ona elinizden gelen en iyi bakımı vereceğiniz konusunda söz verin. Kendiniz için en iyileri öğreneceğinize söz verin. Çocuğunuz yaşamı keşif çabalarına daima gülümseme ile karşılık vereceğinize söz verin Sevgi İle kalın...
MERSİN TERAPİ MERKEZİ
Abdullah TOPAL Uzman Psikolojik Danışman Psikoterapist&Hipnoterapist www.mersinterapi.com
31.10.2008
KENDİNİZİ SEVİNİZ “ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol”
KENDİNİZİ SEVİNİZ “ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol”
Eğer kendinizi sevmezseniz, komşunuzu da sevmezseniz. Kendinizi sevmekle, bencillik veya kibirlilik kast etmiyorum. Kendi kendinize saygı göstererek ve kendi kendinizi sayarak mucizeler yaratabilir ve kendinizin gerçekten ne olduğunuzu anlayabilirsiniz. Kendinizi severseniz, başkalarına ve kendinize zarar veremezsiniz. Koşulsuz kabul etme ÖZGÜRLEŞEBİLMENİN en önemli amaçlarından biridir. Buda kendi kendinizi sevmek ve kabul etmekle koşulsuz kabul etmeyi sağlayabilirsiniz. Herkesin hayatın negatif seçimleri olmuştur. Hepimiz böyle seçimler yapmışızdır. Ama herkesin kendi istediklerini seçme gücü vardır. Her zaman bir önceki tecrübeden ders alarak önceki gibi davranmamayı seçebiliriz. Daha besleyici ve destekleyici düşüncelere seçebiliriz. Olumsuzlukları sevgiyle yenin. Bu sizin yeni durumlara alışmanızı kolaylaştıracaktır. Kendinizi cezalandırmaktan ve yıpratmak her zaman kaçınmalısınız. Kendimizi sevmenin bir numaralı kuralı özellikle de kilo verme söz konusuyla kendi kendimizi eleştirmeyi bırakmaktır. Sonsuza kadar kendimizi eleştirmeyi bırakmalısınız. İlerlemenin bir numaralı kuralı eleştiriyi bırakmaktır. Çoğumuz yıllardır kendimizi eleştirir ve yıpratırız. Eğer hedeflerimize ulaşmak konusunda ilerlemek istiyorsak eleştiri konusunda ısrarcı olmamalıyız. Biz kendimizi eleştirdiğimizde negatif değişikliklere katkıda bulunuruz. Kendimizi takdir ettiğimizde ise olumlu değişiklikler sağlarız. Düşüncelerimiz tecrübelerimiz yaratır ve katkıda bulunur. Özellikle de sağlık konularında. Sizin düşüncelerinizi tam anlamıyla kontrol altına alabilirsiniz. Ama duygularınızı alamazsınız. Bu yüzden sizi besleyen ve destekleyen düşünceleri seçin. Kendinizi eleştirmek hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Bu yüzden kendinizi eleştirmekten vazgeçin. Kendinizi olduğunuz gibi kabul edin. Kendinizi 40, 50 100 kilo fazlayken sevmezseniz, ideal kilonuza döndüğünüzde de sevmezseniz. Kendi kendimizi olduğu gibi kabul etmek bu konuda başarının anahtarıdır. Herkesin hayatın negatif seçimleri olmuştur. Hepimiz böyle seçimler yapmışızdır. Ama herkesin kendi istediklerini seçme gücü vardır. Her zaman bir önceki tecrübeden ders alarak önceki gibi davranmamayı seçebiliriz. Daha besleyici ve destekleyici düşüncelere seçebiliriz. Olumsuzlukları sevgiyle yenin. Bu sizin yeni durumlara alışmanızı kolaylaştıracaktır. Kendinizi cezalandırmaktan ve yıpratmak her zaman kaçınmalısınız.
Abdullah TOPAL
Uzman Psikolojik Danışman
Psikoterapist
31.10.2008
AFF ETMEK VE ÖZGÜRLEŞMEK
AFF ETMEK VE ÖZGÜRLEŞMEK
Başkalarını affetmek kadar kendimizi de affetmek çok önemlidir. Başkalarının affetmemek onları azcık bile yaralamazken, biz de büyük hasarlara yol açabilir. Çünkü sorunlar onların değil, bizim sorunumuz haline gelir. Kendilerini sevmekte problem yaşayan insanlar başkalarını affetmeyi öğrenirken de çok zorlanırlar. Affetmemek bütün kapıları kapatır. Ama affettiğinizde ve olması gerektiği gibi davrandığınızda üstünüzden büyük bir yükün kalktığını ve affetmenin kendinizi sevmenin yolunu açtığını göreceksiniz. Affetmediğinizde ve hayata devam etmediğinizde ise kendinizi geçmişe bağlarsınız ve geçmişte sıkışıp kalırsınız. Anı yaşayamazsınız. Anı yaşayamazsanız da kendinize sağlıklı ve eğlenceli bir gelecek hazırlayamazsınız. Sadece aklınızla değil kalbinizle de affedin ki ÖZGÜRLEŞEBİLESİNİZ…
Abdullah TOPAL
Uzman Psikolojik Danışman
Psikoterapist
31.10.2008
KULLANDIĞINIZ DİL HAYATIMIZIN YANSIMASIDIR.
KULLANDIĞINIZ DİL HAYATIMIZIN YANSIMASIDIR
Her şey bizim kendi kendimizle konuşmamızla başlar. Kendi kendimize konuşmamız ve konuşma biçimimiz giderek önemli hale gelir çünkü giderek konuştuğumuz kelimelerin temeli halini alır. Konuşmalarımız bizim çalışacağımız akli ortamı hazırlar. Bu bizi kendi tecrübelerimize çeker. Bilinçaltınızın bir elektromanyetik verici ve alıcı olduğunu hissedersiniz. Bilinçaltımız duygularımızı uzaya yaydığı gibi çevremizle etkileşim halinde bulunarak bazı algılar kazanmanızı sağlar. Kelimelerinizi gücünü giderek daha fazla hissedersiniz. Düşündüğünüz fikirler ve söylediğiniz fikirler sizin geleceğinizi yaratır. İnançlarınız hayatınızı şekillendirir. Söylediğiniz kelimeler düşündüklerinizin uzantılarıdır. Bu yüzden kendinizi hiç bir zaman ama hiç bir zaman azarlamayın. Her zaman kendinize yapabileceğinizin en iyisini yaptığınızı telkin edin. Eğer kendi kendinize şişman ve çirkin olduğunuzu söylerseniz, bu şekilde kendinizden nefret edersiniz ve sıkışıp kalırsınız. Sizin bazı değişimleri sağlamak için destekleyici bir sevgiye ihtiyacınız var. Kendinizi mükemmel olamadığınızdan dolayı devamlı affetmeniz gerekir. Birçok kişi değişmek için kötü ve yanlış olmamız gerektiğini düşünür ama gerçek aslında bu değildir. Eğer kendinizi sever ve olduğu gibi kabul ederseniz, değişim daha kolay olacaktır. Siz değişimi hayat kalitenizi geliştirmek istiyorsunuz. Kötü bir insan olduğunuz için değil. Bazı durumlarda değişik davranılması gerektiğini öğrendiğinizde bile kendi kendinizi azarlamaya kalkışmayın. Olumlu ifadeleri tekrarlamak aklınıza iyi bakmanın en iyi yollarından biridir. Her düşünceniz, her cümleniz aslında bir ifadedir. Pozitif veya negatif olması önemli değildir. Bazen özel olarak kasıtlı ifadelerde bulunabilirsiniz. Olumlu ifadeleri tekrarlamak ÖZGÜRLEŞMENİZİ de artıracaktır. Olumlu ifadeleri yapıcı ifadeler yaratarak oluşturabilirsiniz. Yıkıcı ifadeler sizi yıpratır. Kendi kendinize kesin ifadelerde bulunmak, hedeflerinize ulaşacağınızı kendi kendinize tekrarlamak, hayatta önemli bir yere geleceğinizi düşünmek sizi başarıya götürecektir. Kendi kendinize olumlu ifadeleri devamlı olarak tekrarlayın. Size doğru gelmese de tekrarlamaya devam edin. Sonucuna şaşıracaksınız…
Abdullah TOPAL Uzman Psikolojik Danışman
Psikoterapist
28.10.2008
OLUMLU KELİME VE ÇÜMLELERİN GÜÇÜ
OLUMLU KELİME ve CÜMLELERİN GÜCÜ
İnsan beyni kelimelerle düşünür. Düşünceleriyle duygulanım yaşar. Duygulanım durumuna göre de davranış sergiler. Bazen bu zincir duygu, düşünce, davranış yada davranış, duygu, düşünce olarak da gelişebilir. Sonuçta davranışları, etkileyen bir düşünce boyutu vardır. İnsanlara tanrının bahşettiği en büyük güç ve yine bahşettiği en zayıf yön nedir biliyor musunuz? Cevabı AKIL’ dır. Akıl bazen insanın kendi kendini başarıya ulaştırırken bazen de insanın kendi kuyusunu kazmasına sebep olabilir. Düşünceler insanın kaderini çizer. Kendini gerçekleştiren kehanet dediğimiz olayı bazen çevre bazen de insanın kendisi yaratır. Genellikle insanın kendisi yapar. Sonuçta çevrenin söylediklerine inanıp bunu kendi kaderi gibi algılamak bireyin elindedir.
Örn: “Bir insana 40 kere deli derseniz deli olur” atasözü bizden çıkmadır ve çevrenin bizlerde yarattığı kendini gerçekleştiren kehanetlere çok güzel ışık tutmaktadır.
Örn: “Ben üniversite sınavını asla kazanamam” diyen bir genç üniversiteyi asla kazanamaz. Ama belki kazanabilir o da bilgisayar hata yaparsa. Çünkü genç ağzından bu sözleri söylediğinde düşünceleri duygularına yön verecek ve üzülecek, kaygısı artacak bu da stres yaratıp ders çalışmasını iyice engelleyecektir.
Yapılması gereken zincirin zayıf halkasını güçlendirmektir. Bu da sorunun kaynağı olan düşünme biçiminin değiştirilmesi ile olur. Olumsuz cümlenin yerine olumlu kelimelerden oluşan olumlu cümleler kurmak paradoksu kırmak için yeterlidir.
Örn: “Ben çok kazanırsam üniversiteyi kazanabilirim” cümlesi bir öncekine göre güzel olmakla birlikte yeterli değildir. Çünkü cümlede –se ya da –ise dediğimiz şart eki var ve beyin daha doğrusu bilinçaltı şartları sevmez. Yine aynı bilinçaltı –ebilmek dediğimiz içinde olasılık bulunan yeterlilik ekini de sevmez. Bu söylenilenlerin ışığında yeni bir kendini gerçekleştirecek kehanet cümlesi yapalım. Cevabı basit olan bu cümle tabii ki “ben üniversiteyi kazanabilirim” yada kazanacağım şeklinde olacaktır.
Bilinçaltının bir zaaf noktası da olumsuzlukları sevmediği için olumsuzluklara saplanıp kalmasıdır. Çok klasik bir test vardır. Bu test şöyledir. “şimdi sana iki soru soracağım ve bu soruya en fazla 2 saniye düşünerek evet ya da hayır şeklinde cevap vereceksin. Soru 1: Eşekden farkın var mı? Soru 2: Şeytan senden daha mı kötü ?” soruları istedigimiz kadar çoğaltabiliriz yeter ki içine olumsuzluk bildiren/ hissettiren kelimeler koymamız yeterlidir.
Yukarıda ki teste verilen cevap genelde hayır şeklinde olur. Her 5 kişiden 4’ü bu cevabı yapıştırır. Bunun dinamiğini inceleyelim. Bilinçaltı olumsuzluğa saplanır kalır demiştik ya işte bilinçaltı 1. soruda eşek gibi kötü anılan bir hayvana 2. soruda ise şeytan denilen cehennemin bekçisi bir zebaniye saplanıp kalmıştır. Sorulan soruya hemen hayır diyerek ben eşek değilim, ben şeytan değilim diyerek yöneltilen cümleyi reddetmeye çalışmıştır.
Bir başka test ise şöyledir. İki grup kelimenin sizde hissettirdikleri.
1. Grup kelimeler: aşk, hayat, pembe, okyanus, su, sevgi, barış, kardeşlik, ekmek, beyaz, cennet.
2. Grup kelimeler: savaş, ölüm, Azrail, kan, şeytan, vahşet, kin, nefret, ceset, kara gb.
Birinci grup kelimeleri kullanan da dinleyen de bilinçaltından olumlu şeyler düşünür ya da hissederken ikinci grup kelimeleri kullanan bireyler de bilinçaltından olumsuz şeyler düşünür ya da hissederler.
İnsan ilişkilerimizde o zaman bu basit dil kırma olaylarına dikkat edersek iletişimlerimiz daha etkili ve başarılı olur.
Bir arkadaşımın anlattığı bir olayı size aktarmak istiyorum. Arkadaşım çok güzel gitar çalıyor ve feza kolejinde oluşturulan bir rock grubunda çalıyor. Bu gruba yeni bir arkadaş katılmak istemiş ama katılmak isteyen çocuk henüz gitarı yeni öğreniyormuş. Bunu bir dinlemek istemişler, çocuk çalarken bazı nota veya akorlarımı ne eksik basıyormuş. Arkadaşım çocuğa şöyle demiş “sen asla gitar çalamazsın oğlum sen en iyisi flüt çal.” Bu arkadaş gitar çalmayı bırakmış ama benim arkadaşımla da arası hiç iyi olmamış. Arkadaşım “ben ona şakayla karışık bir cümle söyledim o ise artık benimle konuşmuyor” diyor ve ekliyor “demek ki beş para etmez birinin tekiymiş”
Arkadaşım arkadaşına “bak koçum bir iki notayı/akoru eksik basıyorsun ama yinede güzel çalıyorsun biraz daha fazla çalıştığında eminim ki çok daha güzel çalacaksın” deseydi hem sorunu belirtmiş olur hem de arkadaşını rencide etmemiş olurdu.
Yeri gelmişken şunu da belirteyim “ama” kelimesi çok tehlikelidir. Genelde olumsuz bir ifade peşini takip eder ya da mazeretler gelir. Uygun kullanım şekli “olumlu ifade + ama + olumsuz ifade” değil “olumsuz ifade + ama +olumlu ifade” şeklinde olmalıdır.
Örn: Seminerin çok güzeldi ama sesin titriyordu. Sesin titriyordu ama seminer çok güzeldi.
Ama’dan sonra gelen kelimeler her zaman vurgulanmak istenendir. Bunu unutmayalım. Birinci cümlede karşı tarafa, seminerinin güzelliği değil sesinin titremesi benim için önemliydi derken, ikinci cümlede sesinin titremesi değil seminerinin başarılı oluşu benim için önemlidir deriz.
Arkadaşım bana şunu söylüyor “ama bu insanları aldatmak” hayır değil sadece insanları rencide etmeden onlara gerçeği söylemek.Sağ kulağı sağ elle tutmak arkadaşınızı rencide ediyorsa siz de sol elle tutun. Unutulmamalıdır ki kelimeler düşüncelerimiz olurlar.Düşüncelerimizde duygularımız olurlar.Duygularımız da davranışlarımız olurlar.Davranışlarımızda kişiliğimizi oluştururarak,kaderimizi ve yaşamımız oluverirler. Sağlık ve sıhhatler dileklerimle... Sevgi ile kalınız.
MERSİN TERAPİ MERKEZİ Abdullah TOPAL Uzman Psikolog&Hipnoterapist Psikoterapist&Aile terapisti www.mersinterapi.com
14.08.2008
MUTLULUK ÜZERINE KÜCÜK BIR DERS
Kral sabah gezintisi sırasında bir dilenciye rastladı.
Dilenciye “Dile benden ne dilersen” dedi.
Dilenci güldü ve;
“Sanki dileğimi gerçekleştirebilecekmiş gibi soruyorsunuz” diye yanıtladı.
Kral dilencinin bu sözlerinden çok alındı ve dilencinin istediğini yerine getireceği konusunda ısrar
etmeye başladı:
“Pek tabii her dediğini yerine getirebilirim” dedi.
“Sen söyle hele; ne istiyorsun?”
Dilenci “Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım”dedi.
Dilenci sıradan bir dilenci değildi. Kralın ilk yaşantısında öğretmeni olmuştu ve ona şu sözü vermişti:
“Bundan sonraki yaşantında tekrar karşına çıkıp seni uyaracağım.”
Kral bu olayı çoktan unutmuştu. Bu yüzden ısrar ediyordu:
“Ne istersen verebilirim. Ben güçlü bir kralım” dedi.
“Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz.”
Bunun üzerine dilenci, çanağını uzatıp,
“Şu çanağı herhangi bir şeyle doldurabilir misin?” diye sordu.
Kral kahkaha attı ve vezirine çanağı altınla doldurmasını emretti. Çanak dolup taşmakta ve anında
boşalmaktaydı.Paralar buhar olup uçmaktaydı sanki.
Kralın onuru kırılmıştı. Bir dilenci çanağını dolduramadığı kulaktan kulağa yayılıyordu. Giderek
pırlantalar, elmaslar, yakutlar akıtıldı çanağa. Ne var ki çanağın dibi yoktu sanki. Yedi yuttu ama boş
kaldı.
Kral yenik düşmüştü. Dilenciye yalvarmaya başladı:
“Tamam, sen kazandın” dedi. “Dileğini yerine getiremedim ama ne olur bana çanağın neden
yapıldığını söyle.”
“Çok basit” diye yanıtladı dilenci. “İnsan aklından yapılmıştır.Yani insanın isteklerinden. Doymak bilmez
oluşu bundandır. Bu gerçeği bir kez kavrarsan yaşantın değişir. İstek nedir ki! İstek ulaşılana dek, belli
bir süre heyecan veren bir duygudur. İstediklerini elde ettiğinde, tümü anlamını yitirir.''
Neden? Çünkü beynin, aklın onları dışlar.
Heyecan, onu elde ettiğinde sönüp gider. Gene boşluğa düşer, yeni bir istek yaratmak zorunda kalırsın.
İstek doyumsuzluk uyandırır ve giderek dilenci olursun. Bir istekten bir diğerine çırpınıp durursun.
Amacına ulaşır ulaşmaz bir yenisini yaratırsın. İsteğin bu yönünü kavradığında yaşamının dönüm
noktasındasın demektir. Sürekli yolculuk hali iyi sonuç vermez. Geri dön… Evine dön… Seni mutlu
edecek öğeleri dışarıda değil, kendi içinde ara!”
“Mutlu olmak için uğraş vermelisiniz. Mutluluğa, iş, para ya da aşkla ulaşılmaz. Mutluluk sizinle
kendiniz arasında bir meseledir.”
Elimizde bizim olanlarla yetinmesini bilip, şükrederek, iyi olmaya ve iyi düşünmeye çalışmak
mütevazılıktan da öte huzurlu olmanın seçeneklerinden bir tanesi..insan iç huzuru ve yetinme
duygusu katıktır mutlu olabilmek için..çok aşırı tamahkarlık ama her şeye karşı elde etme kavgası ve
uğraşı sonucunda ulaşılsa bile garantisi yoktur mutluluk için..az ama kendimize has, uygun olanı gibi
yaşamak en güzeli..ben ve benim yaşamımı, düşüncelerimi, duygularımı temsil eden hayat..işte budur
asıl olan..tabi ki en önemlisi de sağlıklı olabilmek..harcanan güç ve çabanın bedende bırakabileceği
etkiyi kimse kestiremez..
Herkese mutlu olabileceği bir yaşam dilerim.. Sevgi ile kaliniz...
MERSIN TERAPI VE HIPNOZ MERKEZI
12.05.2008
BÜTÜNÜ GÖRMEK İÇİN BAKIŞ AÇINIZI DEĞİŞTİRMELİSİNİZ
BÜTÜNÜ GÖRMEK İÇİN BAKIŞ AÇINIZI DEĞİŞTİRMELİSİNİZ Bizler olanca hızıyla yaşamda koştururken sağımıza solumuza ve de bezende önümüzü bile göremeyebiliyoruz. Aslında hepimizin hedefleri beklentileri ve de umutları vardır olmalılardır da. Bazen karşımıza çıkan sorunlara sadece tek bir pencereden bakarak çözmeye çalışırız.Aslında sorunun çözümü çok kolay olmakla birlikte sadece tek bir bakış açısı ve bazen de dar baktığımızda sorun karmaşık boyut alabilmektedir.Bunun için önce bakış açımızı değiştirebilecek esneklikte olduğumuzda sorun çözümlenebiliyor.Bakışı açımızı değiştirebildiğimizde bütünü görebiliyoruz.Bütünü gördüğümüzde ise sorun daha kolay çözümleniyor.İşte canımızın yanmaması için bütünü görmeye çalışmak gerekebiliyor.Bütün görmek içinde esnek olmak gerekiyor.Esnek olabilince sistemi yönetebilecek konuma geçebiliyorsunuz. Asıl olan gerçek zaman bu gündür. Aslında yaşam bir gündür o da bu gündür. Bu konuda sizinle bu hafta da bir öykü paylaşmak istiyorum. Bir gün hayatındaki engelleri aşamamaktan yakınan bir adam bilgenin yanına geldi ve: “Efendim ben, önüme çıkan engellerin hiçbirini aşamıyorum. Ne yapmam gerekiyor?” Bilge adamı da yanına aldı ve pencerenin önüne geldi. Cam da kanatlarını açmış çırpınan bir kelebek vardı. Dışarı çıkmaya çalışıyor ama devamlı camlara çarpıyordu. Bilge kelebeğin çıkışını kolaylaştırmak için yavaşça camı açtı. Ama bu da işe yaramadı. Kelebek yine çırpınıyor ve cama çarpmaya devam ediyordu. Bunun üzerine bilge yanındaki adama döndü ve: “Kelebek dışarı çıkması için gerekli olan tek yolun, şeffaf olduğu için dışarıyı gösteren, ama gerçekte kapalı olan camların olduğunu sanıyor... Oysa birazcık geri çekilip şöyle bir baksa, dışarı çıkması için kocaman bir camın açıldığını kolayca görecektir. Ne var ki, bütünü göremeyip sadece bir noktaya odaklandığı için, kendisini odanın içinde tutsak kalmaya mahkum etmektedir. İşte hayat ta böyledir.! Bazen önümüze aşılmayacak engeller çıkar ve hayatı bize hayatı dar eder. Bu durumda yapılması gereken şey, bir adım geri çekilmek ve sakin bir kafa ile çıkış yolunu aramaktır.” Bizlerde günlük yaşamda bazen sorunların karşısında bir adım geriye çekilerek bakış açımızı değiştirmek için bütüne odaklanabilirsek sorunlarımızın çözümü daha kolay olabilecektir.Sorunsuz günler geçirebilmeniz dileklerimle… Sağlık ve sıhhatler diliyorum Sevgi ile kalınız… Abdullah TOPAL Uzm.Pskolojik Danışman& Psikoterapist&Hipnoterapist www.mersinterapi.com
28.04.2008
KIRMIZI KELEBEKLER
KIRMIZI KELEBEKLER Ruhumun
renkleri var.İçimde uçuşan kelebekler var.Rengarenk çeşit çeşit kelebekler.Zaman
zaman değişir kelebeklerimin sayısı ,renkleri,hızları,nazları.. Bazen
masmavi,bazen yemyeşil,bazen bembeyaz
bazen pespembeeee uçuşurlar …Neşe,umut,heyecan dağıtırlar yüreğimin her
noktasına..Yaşamın benim elimde olduğunu,nasıl bakarsam öyle göreceğimi,inandığım
değerlere sahip çıkmam gerektiğini nakşederler usulca… Bu
günlerde ise kırmızılar.Kıpkırmızı.Bazen ölü ve kırmızı ,bazen çılgınca uçuşan kırmızı.Kırmızı
mı dedim? Eksik kalıyor kırmızı..Kıpkırmızı …Kan kırmızı..Cemal Süreyyanın şu dizelerini çağrıştıyor 'Ölüyorum Tanrım bu da oldu işte .her ölüm erken
ölümdür biliyorum Tanrım ama ayrıca aldığın şu hayat fena değildir üstü
kalsın.'Bu kırmızılıkta bende istiyorum..Tanrım ,üstü kalsın… Bu
kırmızılık beni benden alıyor,benden daha içeri ,içeri tıkıyor.. Saklanıyorum.
Kendi içime kaçıyorum.İyide geliyor bu .Ama sonra yüzleşmek gerektiğini düşünüyorum.Şairin
dediği gibi : Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün
benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı. Konuşuyorum
kendimle;Kırmızı da bir renk,şairin dediği doğru,yaşadığın her şeyin hakkını
vermek lazım,namusluca yaşamak lazım süreci.Acıtsa da, kanatsa da yaşamak
lazım. Uzun
zamandır böyle, diyeceğim..Zaman da göreceli.Bir saat,bir gece,bir gün,bir hafta,bir yıl.Neye ,kime göre
uzun ve kısa..Uzun zamandır böyle hissediyorum dersem daha doğru bir tanımla yapmış olurum. Kitap
okuyamıyorum,radyodan şarkı bile tutamıyorum.kendimden sıkılmam lazım,onu bile
yapamıyorum.. Kırmızı
kelebekler ve ben..Kırmızı dünyam..Can acıtan kırmızılık.Derler ya, acımaz bir
yerden sonra diye,bende kayboluyorum zaman zaman bu kırmızılıkta,salıyorum kendimi
derinliklerine..Bunu da istiyorum.. Bazen
de yeter diyorum bu kadar kırmızılık,denizi düşünüyorum,gökyüzünü düşünüyorum,mavi
kelebekler yolluyorum….Güzel yürekleri,güzel gülüşleri düşünerek pembeleri
salıyorum içlerine ..Bulutları,umutları düşünerek beyazları..Deniyorum sırayla
diğer renkleri katmayı…Bir an ,bir zaman kalıyorlar ama barınamıyorlar.Kırmızı
hepsini kendine boyuyor.. Kırmızıyım,ne
kadardır böyleyim hatırlamıyorum,ne kadar böyle kalırım bilmiyorum..İçime
kaçtım bekiyorum.Diğer kelebeklerimi bekliyorum.geç kalmayın ama teslim etmeyin
beni kırmızılara.Önce kirlenen beyazı temizleyin ama..Öncelik ondaydı.O
kirlendi,kelebeklerim kan kırmızı öldü… 25.nisan.2008/Rahşan
Şimşek/amargi PSİKOLOJİK DANIŞMAN
25.04.2008
Aşk acısına son!
Onu Unutamıyorum / Unutmak İstiyorum /Aşk Acısına son Aşk yaşamımıza renk katan bir duygudur. Aşık olduğunu ifade eden bireyler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre aşk, beyin kimyasında dahi değişimlere yol açabilmektedir. Aşık bireylerde gözlenen duygu ve davranışların tarifi zor olsa da kültürümüze özgü şu cümle sanıyorum bu duyguyu iyi ifade edecektir.
‘’ Aşk insanın gözünü kör eder ’’
Aşk yaşanıldığı zaman yoğun bir tutkudur . Belki de tutkuların en yoğunudur. Aşk sürecini açıklamaya çalışan uzmanlar bu durumu bazen Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu olarak değerlendirmişler bazen de çocukluk yaşamında anne çocuk ilişkisinde yaşanan güvenli / güvensiz bağlanma ile açıklamışlardır.
Aşk iyi bir ruh hastalığıdır. ( Platon )
Ve sonrası . . . evli bireylerin boşanmasından sonra, sevgililerin ayrılığından sonra yaşanan yoğun gerilim, kızgınlık, öfke, nefret, yalnızlık duyguları, suçluluk duyguları . . . ve onu unutamıyorum. Unutmak istiyorum ama unutamıyorum . . .
Tarafımıza başvuranlar arasında sayıca oranları hiç de az olmayan bu grup için unutmayı değil ama yaşanan bu olumsuz duyguların ortadan kaldırılmasını sağlayabiliriz. Evet unutmak isteyen bireyi rahatsız eden duyguları nötralize ederek artık rahatsız etmeyecek sıradan bir geçmiş yaşantı haline getirmek, geçmişte yaşanan bu olumsuz duyguları bireye duyarsızlaştırmak (desentisisasyon ) mümkündür. Dolayısıyla geçmişte sevgili / eş ile yaşanan olumsuz olayların yarattığı duygular artık geçmişte yaşanmış olan ve kişiyi artık hiçbir haliyle rahatsız etmeyen olaylar ve duygular olarak değişmiş olur. Teknik olarak unutmak / unutturmak olmasa da bireyin unutmak istemesine neden olan huzursuzluk ve mutsuzluk yaratan geçmiş olaylar artık etkisini yitirir. Böylece birey amacına da ulaşmış olur.
25.03.2008
FAZLA KİLOLAR ...Seray SENGEL
FAZLA KİLOLAR ...
Bu ayki konumuz fazla kilolar..
İlk adım : Öncelikle, günde kaç saatinizi yemek yemeği ya da rejim yapmayı,rejimi bırakmayı,rejimi bozmayı düşünerek geçiriyorsunuz ?Bunu tespit ederek başlayın...
Diyelim ki ,günde 15-18 saati olan birinin, sadece şu ufak gözlemle bile, günde 15 kez (neredeyse saatte 1 kez hatta çoğunlukla daha da yoğun bir şekilde) yemek yemeyi ya da yememeyi düşündüğünü farkediyor..
Şimdi basit bir sözsel egzersizle, bu düşünceleri olumlu hale getirmeye başlayın.
3 hafta boyunca iç sesinizi takip edin.En çok ,bu iç sesin tonu,vurgulaması,sen ya da ben hangi özne ile size hitap ettiği,olumlu mu olumsuz mu,uzaklaşmacı mı,yaklaşmacı mı,eleştirel mi alaycı mı,kibar mı,motive edici mi,cesaret verici mi vb.. İyice takip edin ,iyice dinleyin iç sesinizi.. Böylece yemek yemek veya diyet yapmakla ilgili ,sizinle hatta bazan uykuda bile 24 saat konuşan bu ses,acaba sizi farkında olmadan sizi nasıl etkiliyor?Sizinle nasıl konuşuyor?Bunca zamandır iç sesiniz size nasıl davranmış?
İkinci adım: Yemek yemeğe başlamadan önce,yemeğe şöyle bir dikatlice bakın.Siz en çok çeken yönü ne? Kokusu mu,görüntüsü mü,tadımı,bildik oluşumu ,hepsi mi?Farklı tadlar mı denemeyi seversiniz?Anneniz,eşiniz mi yemeklerinizi pişirir ? Sadece kendi yemeklerinizi mi tercih edersiniz?Hangi lokantalara,tatlılara dayanamazsınız?
İş,arkadaş,akraba ziyaretlerinde onları kırmamak için,ısrarlarlara dayanamadığınız için, yemek yediğiniz olur mu?Ne kadar sıklıkta?
Ya 3 öğün arası atıştırdığınız,kuru yemişler,çikolatalar,yağlı bir çok besin takip ediyormusunuz? Akşam yemeği sonrası televizyonun karşısında,farkında olmadan,artık otomatikleşen atıştırmalar,tıkınmalar....Bunları gram gram,not alsaydınız nasıl olurdu? Hiç denediniz mi?Eminim düşündünüz,bu konuda konuştunuz..Hatta bir sürü diyet denemeleriniz de oldu.. Ama tek tek ,her yediğinizin gramlarını 3 hafta boyunca not alırsanız,farklı bir durumla karşı karşıya kalırsınız. Beyniniz, artık otomatikleşen, yemek yeme davranış kalıbınızın dışında,farklı bir davranış kalıbı uygularsa,en azından 1 hafta ile 3 hafta arasında vücuduna neler girdiğini, saniye saniye takip ederse,farklı bir bakış açısı kazanabilir.Yakamayacağımız kadar kalorileri vücuda yüklemek,sadece sağlığımız bozmakla kalmaz,estetik açıdan ve psikolojik açıdan da bizleri etkiler,yaşam kalitemizi bozar..
Bir deyim vardır;’’Bizler yediklerimizden ibaretiz ‘’derler.Ayrıca ,beynimiz ne yediğimizi unutsa bile,vücüdumuz hepsini hatırlar..
Üçüncü adım: Daha çok üzülünce mi,sinirlenince mi,yoksa duygu durumunuz ne olursa olsun,mütamadiyen mi yemek yeme |